Bir insan, bir şeyi uzun süre görmek istemeyince, bir yerden sonra gerçekten göremez hale geliyor.
Hepimizin başına gelir bu.
Benim de geldi.
On üç yıl boyunca bazen kendimizce stratejiler oluşturduk, içimize sinmediğinde de bu adama oy verdik.
Takip ettik.
Dinledik.
Zaman zaman savunduk.
“Sistemin içinde başka türlü siyaset yapılamaz” dedik.
“Örgütsüz mücadele olmaz” dedik.
“Sabretmek gerekir” dedik.
Benim Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğim Özgür Özel’in genel başkanlığı ile başladı. CHP ile ilişkim bir çok muhalif gibiydi. Nadiren stratejik ama %90 sandık başında CHP’ye oy vermek ile geçti ömrüm. Ve kendimce yazıp çizerek, sanat aracılığıyla vs kişisel muhalefet çabamı sürdürdüm.
Şimdi dönüp bakınca insanın içine ağır bir his çöküyor.
Çünkü bugün apaçık gördüğümüz birçok şeyi, aslında yakınındaki bazı insanlar da görüyordu.
Ama sanırım onlar da aynı bizim gibiydiler.
Örgütünü sevmiyordu.
Kalabalıkları değil, salonları seviyordu.
Sahayı değil, masayı tercih ediyordu.
Mücadeleyi değil, dengeyi seviyordu.
Partiyi sevmiyordu.
Partinin tarihini sevmiyordu.
Onu var eden damarı sevmiyordu.
“Helalleşme” dedikçe Davutoğlu’nu gülümsetiyor, yıllardır Cumhuriyet Halk Partisi adına sokakta mücadele eden insanları ise huzursuz ediyordu.
Ve en acısı şu:
Bizi sevmiyordu.
Bu ülkede dürüstçe yaşamaya çalışanları…
Çocuğunun geleceği için kaygılananları…
Okuyanları…
Sorgulayanları…
Cumhuriyet fikrine tutunanları…
Biz onun gözünde yük gibiydik.
Başka seçmenlere ulaşmasının önündeki engeldik.
Bunu hissettirdi de.
Bir kez değil.
Defalarca.
Sürekli.
Peki neden görmedik?
Çünkü çoğumuz bir noktadan sonra siyasî tercih yapmıyordu.
Mecbur hissediyorduk.
“Daha iyisi yok” düşüncesi, bu ülkede birçok başarısızlığın üzerini örttü.
Biz de örttük.
Kazanmak istediğini söyleyen ama kazanmak için gereken hiçbir riski almayan bir adamın on üç yılını izledik.
Her seçimde aynı cümleyi kurduk:
“Bu sefer olabilir.”
Olmadı.
2023 seçimleri Cumhuriyet tarihinin en büyük siyasal fırsatlarından biriydi.
Ekonomi çökmüştü.
Toplum yorulmuştu.
İktidar ilk kez bu kadar kırılgan görünüyordu.
Bütün araştırmalar değişim isteğini gösteriyordu.
Ve o tarihi fırsat da heba edildi.
Üstelik bunu kabullenmedi.
Hiçbir şey olmamış gibi devam etmek istedi.
Sonra kurultayı kaybetti.
Cumhuriyet Halk Partisi tarihinde görevdeyken koltuğunu kaybeden ilk genel başkan oldu.
Normalde siyaset burada biterdi.
Ama bazı insanlar yenilgiyi kabul edemez.
Çünkü onlar için mesele memleket değil, koltuktur.
İşte tam burada artık başka bir şeye dönüştü.
Buna bir tanım gerekirse en doğrusu şu olacaktır;
Kifayetsiz muhteris.
Kazanamaz.
Ama bırakmaz.
Kaybeder.
Ama kabullenmez.
Ve bir noktadan sonra kendi geçmişini bile yakmayı göze alır.
24 Mayıs sabahı gördüğümüz şey tam olarak buydu.
Kendi partisinin kapısına polis çağıran bir eski genel başkan…
Avukatı aracılığıyla emniyete dilekçe gönderen bir eski lider…
İnsan o an sadece öfkelenmiyor.
Bir dönem kendi umutlarını teslim ettiği insandan utanıyor.
Mesele artık siyasi rekabet, memleket yada biz değiliz.
Mesele sadece kişisel hırs…
Ve daha acısı şu;
Bir zamanlar “cumhuriyeti çökertmek istiyorlar” dediği iktidarla kol kola yürümeyi göze aldı.
Bu bir siyasi kırılma değil, karakter meselesi. Kimse kolay kolay bu kadar küçülmez.
Bitti Kemal Bey.
Siyasette bazı yenilgiler sandıkta yaşanır.
Bazıları ise insanların zihninde.
Siz ikisini birden kaybettiniz.
Artık bu hikâyenin merkezinde siz yoksunuz.
Çünkü toplum bazen geç anlar.
Ama sonunda mutlaka anlar.
Ve anladığı gün, geri dönüş olmaz. Tarihimiz siyasi meftalarla dolu. Eminim en nadide yeri alacaksınız.
Nokta.
Şimdi yeni bir hikâye başlıyor.
Bedel ödeyenlerle…
Hapishanelerde direnenlerle…
Hâlâ mücadele edenlerle…
Ve belki ilk kez, gerçekten kazanmak isteyenlerle.