Milattan önce 9. yüzyıldan bu yana değişmeyen bir şey var; "gücü elinde tutanların, kendilerini insanlığın geri kalanından ayrı bir tür sanması" .
Bu yeni bir hikâye değil, insanlık tarihinin en eski sınıf refleksi.
Asur’da krallar, fethettikleri şehirlerin çocuklarını canlı canlı derilerini yüzerek saray duvarlarına asarken “tanrısal düzen”den söz ediyordu. Mısır’da firavunlar, öbür dünyada da hizmet etsinler diye kölelerini diri diri mezara gömdü. Yunan aristokrasisi, özgürlükten söz ederken köle pazarlarında çocuk bedenlerini seçiyordu.
Roma bu işin zirvesidir. Roma’da elitler için hayat bir şölendir. Senatörlerin evlerinde geceler boyu süren sofralarda sadece şarap akmazdı. Köleler çıplak servis yapar, çocuklar “eğlence” nesnesi olarak dolaştırılırdı. Ziyafet sırasında kusup tekrar yemeye devam etmek için özel odalar yapılmıştı.
Bu sapkınlık gizli değildi, aksine statü göstergesiydi.
Tiberius, Capri Adası’nı çocuk köleler için özel bir oyun alanına çevirdi. Caligula, senatörlerin eşlerini sarayına çağırıp “denediğini” alenen anlatırdı. Nero, Roma yanarken lir çalmakla kalmadı; yanan şehrin manzarasında yeni sarayının planlarını çizdi.
Halk biliyordu.
Herkes biliyordu.
Ama kimse dokunamıyordu.
Çünkü Roma’da hukuk elbette vardı ama herkes için yoktu. Bir patrici suç işlediğinde sürgünle kurtulurdu, köle aynı suç için çarmıha gerilirdi.
Bir senatörün sapkınlığı “özel hayat”tı, yoksulun hatası ölüm sebebiydi.
Bu düzen çöktü mü?
Evet.
Yerine farklı bir düzen geldi mi?
Aslınsa hayır.
Orta Çağ’da derebeyleri, köylü kızları üzerinde “ilk gece hakkı” ilan etti. Kilise, ahlak vaaz ederken çocuk istismarını yüzyıllarca örtbas etti. Saraylar, zenginler şatafat içinde yaşarken halk vebadan kırıldı.
Modern çağ geldi. Takvim değişti. Ama sınıf refleksi değişmedi.
Bugün Epstein dosyaları bizi neden bu kadar sarsıyor sanıyorsun? Çünkü gördüğümüz şey yeni değil, sadece eskinin kayda geçmiş hali. Özel adalar, uçuş listeleri, kapalı devre ağlar…
Çocuklar, güçlü isimler, liderler yine orada vee yine aynı şey oluyor.
Kimse tam olarak suçlanmıyor.
Kimse tam olarak cezalandırılmıyor.
Roma’daki Capri Adası neyse, Epstein’ın adası odur. Tek fark, bu kez uçak kayıtları var.
Memleketimizde ortaya saçılan dosyalar, görüntüler, operasyonlar da aynı hikâyenin yerel versiyonu. Bir gecede zenginleşmiş isimler, siyasetle, adaletle iç içe geçmiş hayatlar.
Lüks, haz, dokunulmazlık duygusu.
Ve yine aynı savunma:
“Özel hayat.”
“Birkaç istisna.”
“Bizi ilgilendirmez.”
Roma’da da halk böyle kandırıldı.
“Devlet güçlü.”
“Düzen sürsün.”
“Şimdi zamanı değil.”
Roma’yı barbarlar yıkmadı, elitlerinin pisliğine alışan bir toplumun çürümesiyle yıkıldı. Bugün yaşadığımız şey bir ahlak sorunu değil. Bu, üç bin yıllık bir sınıf hastalığı. Elitler hep aynı şeyi yaptı;
Çalıştırdı, sömürdü, haz aldı ve dokunulmazlığına güvendi.
Biz da yüzyıllardır birleşip şu soruyu sormadık; “Bu düzen kimin için?” Milattan önce 9. yüzyıldan bugüne değişmeyen şey tam olarak bu. Sadece isimler değişti, saraylar modernleşti ama pislik aynı kaldı.
En korkutucusu da biz bu hikâyeyi artık şaşkınlıkla değil, yorgunlukla izliyoruz. Elitlerin aşırılıkları ifşa olduğunda irkilmiyoruz, omuz silkip geçiyoruz. Çünkü üç bin yıldır aynı pisliği görmeye alıştık. Roma’da sustuk, Orta Çağ’da sustuk, modern çağda da “özel hayat” diyerek sustuk. Her seferinde de bedeli en ağır şekilde ödedik.
Mesele artık elitlerin ne yaptığı değil, bu düzenin hâlâ neden ayakta olduğu. Çünkü dokunulmazlığını kabullendiğimiz sürece çürümeyi de kabullenmiş oluyoruz.
Ardından çöküşümüz bir ihtimal değil, sadece zaman meselesine dönüşüyor. Tıpkı tarihte olduğu gibi.
Tıpkı yaşadığımız bu günler gibi...