Dünyada tuhaf bir sessizlik var. Tanrılar suskun, aklı başında herkes suskun veya sesi kısılmış, devletler ise her zamankinden daha gürültülü.

Bugün sadece Ortadoğu yanmıyor, birkaç ülke savrulmuyor. Bütün dünya düzeni sallanıyor. Demokrasi, farklı gerekçelerle, farklı coğrafyalarda geri çekiliyor.
Bir yerde “ulusal güvenlik” deniyor, bir yerde “gelenekler”.
Bir yerde din, bir yerde göç, bir yerde devletin bekası.
Ama sonuç ve beklenti her yerde aynı;
İTAAT.

OTORİTERLİK ARTIK İSTİSNA DEĞİL YENİ NORMAL

Bugünkü dünya liderlerinin büyük bölümü ideoloji ile değil, panikle yönetiyor, çünkü tablo çok ağır.
Ekonomi kırılgan, gelir adaletsizliği derinleşmiş, orta sınıf tükenmiş durumda. Küresel sistem artık eski reflekslerle işlemiyor.

Bu tabloyu demokrasiyle yönetmek zor. Çünkü demokrasi soru sorar, hesap ister, zaman ister.
Otoriterlik ise hızlıdır.
Susturur, toplar, kontrol eder.
Bu yüzden bugün otoriterleşme bir sapma değil, yeni normal olarak karşımıza çıkıyor.

DİN, SAVAŞ VE KİMLİK SİYASETİ İKTİDARLARIN SON KALKANI

Yani savaşlar, Ortadoğu’daki bitmeyen çatışmalar, Ukrayna, Afrika’daki kronik krizler tesadüf değil.
Bunlar ani patlamalar değil, çöken bir sistemin sarsıntıları. Savaş artık sadece cephede yaşanmıyor, iç siyasetin oldukça kullanışlı bir aparatı haline geldi.
Çünkü savaş; dikkati dağıtır, muhalefeti bastırır, hukuku askıya aldırır, toplumu hizaya sokar. Yönetemeyen iktidarların son kozudur. Bu tabloya din ve kimlik siyaseti eşlik eder. Çünkü insan korktuğunda akla değil, anlama sarılır.
Din burada bir inanç yükselişi değil, bir kontrol dili olarak devreye girer. Kutsal daha çok anılır. Günah, kader ve düşman daha sık hatırlatılır.
Ama mesele tanrı değildir.
Mesele, kitleyi tutacak son kalkanı kullanmaktır.

DÜZEN BİTİYOR, YERİNE NE GELMİYOR?

Uzun süredir bize anlatılan masal; “Yeni dünya düzeni geliyor.”
Oysa bana göre gerçek şu; ortada kurulan bir düzen müzen yok.
Pekala yok olan bir düzen var ve boşalan alanı herkes kendi gücü kadar doldurmaya çalışıyor. “Çok kutuplu dünya” denilen şey çoğu zaman kuralsızlık anlamına geliyor.
Hakem yok.
Denge yok.
Ortak hukuk yok.
Savaş hukuku dahi yok.
Bu bir geçiş dönemi falan değil. Bu, uzamış bir savrulma.

BU GİDİŞİN SONU NERESİ?

İlk durak;
Normalleşmiş otoriterlik.
İnsanlar baskıya alışır.

İkinci durak;
Düşük yoğunluklu kaos.
Krizler bitmez, sadece sürer.

Üçüncü durak;
Hakların yerini kimlikler alır.
İnsanlar “ne hakkım var” değil, “kimdenim” diye sorar.

Dördüncü durak;
Demokrasi vitrini.
Sandık vardır ama anlamı yok.

Son durak;
Korkunun kutsallaştırılması.
Düzen bozulmasın diye her şeye razı olunması.

Bugün dünyada yaşanan şey bir dinler savaşı değil. Medeniyet çatışması hiç değil.
Bu, iktidar krizine girmiş bir sistemin çırpınışı.
Tanrılar suskun.
Ama devletler bağırıyor.
Ve her bağırış, aslında ne kadar korktuklarını ele veriyor.

Son olarak; eğer biz de en az onlar kadar bağımazsak, hep birlikte son durakta buluşuruz... Ve artık yapacak bir şeyimiz kalmaz.