Son 14 aydır yaşananları, herkes gibi şaşkınlıkla izliyorum.

İlk aylarda, Ekrem İmamoğlu’nun mucizevi(!) vasıflarına tanıklık ettik.

Mesela; mezun olmadığı üniversiteden, kapı gibi bir yüksek lisans diploması var.

Aaa nasıl oluyor?

Nerede olduğu herkesçe malumken, diploma iptal kararı epey bir zaman -adresi tespit edilemedi- gerekçesiyle kendisine tebliğ edilemedi.

Aaa? Ben bile biliyorum adresini… Zarfın üzerine Silivri yazılsa yeterdi dimi?

İddia o ki; yönettiği belediye birçok ihale yolsuzluğu yapmış.

“Öyle mi? Çeksin cezasını” derken bi bakıyoruz, o ihaleler, meğer kendisinden önceki dönemde yapılmış.

Aaa?

Sanırsın adam zaman yolcusu. Geçmişe gidip yolsuzluğa yeltenmek insan üstü yetenek sonuçta.

Bitmedi. Uzay zaman bükebildiği yetmiyormuş gibi, eşyanın tabiatına da hükmedebiliyor bu adam. Hatırlayın; para dolu bavulu, jammer’a dönüştürmüştü bi ara.

Aaa?

Çok geniş bir savunma yeteneği olduğunu da takdir edelim. Kendisini savunması gereken avukatı, avukatının avukatını filan da savunma durumlarında kaldı zaman zaman.

Bu da “aaa” dedirten cinsten bişey.

Saymakla bitmez bu adamın akıl almaz işleri, hani öyle ki; hapisteyken bile suç işlemeye devam edebiliyor. Sürekli yeni davalar açılıyor.

Şöyle ağız dolusu, “Sen neymişsin be Ekrem Abi” deyip dururken, hayatımızda “Aaa”lar dönemi yerini, “Eee?” ler dönemine bıraktı.

Yok efendim, teknede ailecek yemek yemişler, içki içmişler.

Eeee?

Ne var bunda?

Yok efendim biri karısını aldatmış, öbürü bilmem ne yapmış.

Eee?

Bize ne bundan?

Bizi hiç ama hiç ilgilendirmeyen mevzular yüzünden, elin adamının havlulu görüntülerine maruz kalmak zorunda mıydık biz?

Şöyle bilgisi, belgesiyle, gizli/açık tanığıyla, her türlü delil ispatıyla, önümüze kamunun zarara uğratıldığı sağlam bir dosya koyun da ilgilenelim.

Siyasilerimize, “Seçmeninizin çok gerisinde kaldınız” mesajını verip, alacaklarını umarak gelelim asıl konumuza.

Her şey nerde ne zaman başladı biliyor musunuz?

2017 Anayasa değişikliği referandumunu hatırlıyor musunuz?

2018’de yürürlüğe girdi hani?

Tee o zamanlar ben, hiç değilse hemcinslerimi uyarayım diye

“kızlar uyanık olun, TEK ADAM’a EVET sadece nikah masasında denir” dediydim de linç yediydim.

Her şey tek adam yönetimiyle başladı.

Süreci pekiştiren de devlet-iktidar ayrımının kalkması, kaldırılması oldu.

Ne zaman ki iktidar kendini, devlet sanmaya başladı, felaketimiz de beraberinde geldi.

Hukuk hak getire, bağımsız yargı he he, kuvvetler ayrılığı geçiniz, özgür basın hani nerde?, milletvekili dediğin milletin vekili sahi mi?, bakanlar nereye bakarlar acep?, meclis ceylan derisi koltuk, sudan ucuz şahane yemek, ballı maaş, süper emeklilik.. başka ne?

Geldiğimiz noktada hiç şaşırmıyorum Kemal Bey’e.

Sorsan kendini devlet adamı olarak tanımlar. Devletin kurucu partisine, (ya da meşru yasal herhangi bir siyasi partiye) haldur huldur polisle, tomayla, gazla girmeyi de devlet görevi addetmiştir kendine Allah bilir.

Bu yaşta bunca hakareti göğüsleyebilmek, kendini devlet adına doğru bir şeyler yapıyor sanma yanılgısıyla, yüce bir görevi ifa kandırmasıyla açıklanabilir ancak.

Sizi rahatlatıyorsa, kandırmaya devam edin kendinizi Kemal Bey.

Sizin devlet dediğiniz şeyin epey bir zamandır iktidar olduğunu, mevcut yönetimin kendini devlet yerine koyduğunu, kızınız yaşındaki ben bile, size kıyasla onca cahilliğim ve zeka kırıntımla farkedebiliyor ve siz farketmiyorsanız ne diyeyim Kemal Bey. Hak ettiniz bu cümleyi.

Yıllarca, seçimlerce size oy vermiş biri olarak diyorum ki;

Ne arınmasından bahsediyorsunuz Kemal Bey? Siz zaten yeterince AK’sınız.