FARKINA VAR! Ülkemi çok seviyorum; doğduğum şehriyle, yaşadığım-gezdiğim yerleriyle, insanlarıyla... Her yönden ülkeme aşığım, ülkem için çalışmak istiyorum, fakat şimdilik elimden gelen yakın çevrem için çalışmak. Ben de kendi okuluma fayda sağlayabilm

FARKINA VAR!

Ülkemi çok seviyorum; doğduğum şehriyle, yaşadığım-gezdiğim yerleriyle, insanlarıyla... Her yönden ülkeme aşığım, ülkem için çalışmak istiyorum, fakat şimdilik elimden gelen yakın çevrem için çalışmak.

Ben de kendi okuluma fayda sağlayabilmek için, hazır elimde DEV ÖĞRENCİ olmak gibi dev bir fırsat varken okul temsilciliğine aday oldum, hedefim ise Manisa İl Öğrenci Meclisi Başkanı olmak.

Gelin görün ki daha okul başkanlığı seçimlerinde şunun farkına vardım, insanlar bu seçimleri boş iş olarak görüyor ve birçok kişiye göre DEV ÖĞRENCİ olmak yoluyla ya da okulu-ilçesi-ili için çalışmak yoluyla vaktini geçirmek boş iş. İnsanların bizden beklediği tek şey ders çalışmamız.

Yanlış anlaşılmalara mahal vermek istemem tabii ki ders çalışmanın önemi yadsınamaz. Fakat ders çalışmak dışında işlerle uğraşan kişilerin kınanmasını bir eksik olarak görüyorum.

Etrafıma bakıyorum, gerek yetişkinlerimizde gerekse gençlerimizde gördüğüm şey şu: “Toplumunun ileri gitmesini sağlayacak iş ve eylemlere kişisel çıkar olmadıkça karışmama hastalığı .”

Kimse kusura bakmasın, pek çok yönüyle sevdiğimi söylediğim ülkem insanının polisi de, öğretmeni de, mimarı da, doktoru da, mühendisi de, temizlikçisi de, esnafı da ülkesinin çıkarlarını gözetmiyor.

Zamanında Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: “Hiçbir şeye ihtiyacımız yok yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak. Sosyal hastalıklarımızı araştırırsak asıl olarak bundan başka bundan mühim bir hastalık keşfedemeyiz. O halde ilk işimiz bu hastalığı esaslı surette tedavi etmektir. Milleti çalışkan yapmaktır. Servet ve onun doğal sonucu olan refah ve saadet yalnız ve ancak çalışkan insanların hakkıdır.”

Belki de, hatta belki de değil… Eminim ki Osmanlı Devleti zamanında başlayan Batı’nın gerisinde kalınması durumunun yegane sebebi bu. Atatürk zamanında da vardı, hala da var.

O yüzden gelin öğretmenler, öğrencilerinizin içindeki bu ışığı söndürmeyin.

Anneler, babalar bırakın çocuklarınız ne olacağını, nasıl faydalı olacağını kendi seçsin, sonuçta biz serseri olmalarını değil, DEV olmalarını istiyoruz.

Lütfen siyasiler, eğitim sistemini gözden geçiriyorsunuz, bu çok güzel. Fakat bırakın herkes kendi yetenekleriyle sınansın.

Hiç kimse tümüyle eksik yaratılmaz, herkesin topluma faydalı olabileceği bir yönü elbette vardır, fakat toplumumuzun da başı çektiği bir durum var ki; insanlar tek bir sisteme göre sınanıyor, tek bir ölçüt var.

Ve bu o kadar benimsenmiş ki, insanlar toplum için çalışmak istedikçe tembel olarak nitelendiriliyor. Tekrarlıyorum, tekrarlayacağım “DERS ÇOK ÖNEMLİDİR AMA HER ŞEY DERS DEĞİLDİR!”

Lafı da açılmışken söylemeden geçemiyorum, yine büyükler tarafından gençlere işlenen birtakım duygularla ilgili. Okul başkanlığı seçimlerinde dahi görüyorum ki çoğu kişi başkan olmayı sadece “Liderlik, söz hakkı, popülarite” olarak, seçimleri de “Güç mücadelesi” hatta ve hatta “İdeolojik savaş” olarak görenlerin sayısı bir hayli fazla.

Lütfen şu son tırnak içinde yazdığım yere bir daha dikkat edin. Ne oluyoruz biz? Bu yaşta bu neyin “İdeoloji”si? Ya da kimin?

Daha ülkemiz için çalışmayı becerememişken, bu mevzuyu aşamamışken ideolojik savaşa girmek de neyin nesidir. Ülken için, hatta insanlık için çalışmak siyaset üstü bir meseledir, siyasetten çok önde gelir, herkes silkinip kendine gelmeli. Siyaset üstü meseleler hallolmadan siyasete kalkışmanın sonu fena; BİLİNE.


Harun TOSUN
İl Proje Kurulu Üyesi

Yazar iletişim:
http://www.facebook.com/htsanalmedya
https://twitter.com/htsanalmedya