Bir Uluslararası Mesir Festivali daha geride kaldı. Her sene olduğu gibi yine tartışıyoruz, daha iyi nasıl yapabilirdik, böylesine uzun soluklu ve özgün bir geleneği daha geniş kitlelere nasıl yayabiliriz diye kafa yoruyoruz. Kafa yormaya da devam etmeli

Bir Uluslararası Mesir Festivali daha geride kaldı.

Her sene olduğu gibi yine tartışıyoruz, daha iyi nasıl yapabilirdik, böylesine uzun soluklu ve özgün bir geleneği daha geniş kitlelere nasıl yayabiliriz diye kafa yoruyoruz. Kafa yormaya da devam etmeliyiz. Mesir geleneğimize sahip çıkmalı ve geleceğe daha güzel taşıyabilmek için fikir üretmeliyiz.

Birbirimizi suçlamadan, özeleştiri olgunluğunu göstererek ve iyi niyetimizi sürdürerek…

Murat Yalçın “Sarı Şemsiyeli Festival” yazısında festivalin tüm çabalara rağmen uluslararası arenaya taşınamadığını ve hayal edilen seviyeye ulaşamadığını belirterek soruyor; “O halde çözüm ne?”

Ben kendi çözüm önerilerimi söylemek istiyorum…

**

Neresinden bakarsanız bakın bu şenliği kalıcı yapan halkın kendisidir.

İnsanlar her yıl genetik bir mirası yaşatma dürtüsüyle, sözleşmişler gibi, her köşe başında satılan bir macunu kapışmak için meydana toplanıyorlar.

İlçelerden, köylerden, çevre illerden kitleler akın akın kente geliyorlar.

21. Yüzyıl dünyasında kolaylıkla ifade edilemeyecek bir coşku için toplanıyorlar.

472 yıldır onlarca padişah, bir o kadar başbakan, cumhurbaşkanı, belediye başkanı, vali değişti ama geleneği yaşatan halkın coşkusu eksilmedi.

Şenliğin büyüsü saçım törenidir!

Şenliği dışarıdan gelip izleyen herkes o olağanüstü kalabalığa hayran kalmaktadır.

Saçım törenini ne kadar geliştirir, ne kadar yenilerseniz o kadar ilgiyi, dikkati ve coşkuyu arttırırsınız.

Söylediklerim, kenti yönetenlerin çabalarını ve emeklerini küçümsemek, yanlışlarını ortaya koymak değildir, aksine “festival” kapsamında yapılan tüm etkinlikleri alkışlamakla beraber asıl odaklanılması gerekenin saçım töreni olduğunu vurgulamaktır.

**

Mesir saçımının aynı anda Sultan Camii’nin yanı sıra Muradiye Camii, Hatuniye Camii, Yarhasanlar Camii hatta İki Lüleli Camii’nden atıldığını düşünsenize!

Bu camilerin olduğu noktalardan bir hat çizin, bir daire oluşturun ve kentin bu merkez hattındaki kalabalığı ve coşkuyu hayal edin! Aralarındaki alanlarda da çeşitli araçlardan da(örneğin itfaiye aracı gibi) veya uygun yükseklikteki yerlerden de mesir saçıldığını düşünün!

4 ton değil de 10 ton saçılıversin!

Kentin birçok yerinde dev Led ekranlardan saçım görüntüleri…

Kentten gökyüzüne “eller havaya” müziğinin coşkusu yükseliyor…

**

Saçım töreni ne kadar kitlesel olursa, yanı sıra yapılan tüm etkinlikler de o kadar verimli olur.

İnsanlar günler öncesinden kente gelir, fener alayı şimdikinden mislice güzel geçer.

Emin olun, uluslararası basın kente kamp kurar. Ajanslar sürekli yayın yaparlar.

Sadece Sekiz Havuzu’nun orada değil insanlar buldukları her meydanda dans eder, şarkılar söyler, eğlenir.

Elbette tüm bunlar için gereken şeyler var.

Sene boyu bunun alt yapısını hazırlamak, güvenliğini sağlamak, konaklama tesislerini yeterli duruma getirmek, halkın gerçek ve yoğun katılımının olduğu birçok komite kurmak, aylar öncesinden ilgiyi buraya çekmek için etkili tanıtımlar yapmak (Mesir yaklaştığı zaman İzmir’de bile doğru dürüst bir festival tanıtımı, reklamı, pankartı vs. görmek çok zordu…), kendiliğinden alanı dolduran o insanları organizasyonun içine daha çok dahil edebilmek ve daha akla gelmeyen sayısız şey gibi…

**

Ama en önemlisi bakış açısını genişletmek gerekir.

Geleneğe modern bir bakışla yaklaşabilmek…

Çünkü biliyorum, söylediklerime en büyük itiraz şöyle gelecektir:

“Söylediklerin Mesir’in geleneksel dokusuna zarar verir. Saçım töreninin yalnız Sultan Camii’nden yapılması geleneğin özüdür, gereğidir.”

Bu çok doğru bir itiraz değildir.

Bu gelenek o kadar uzun zamandır devam ediyor ki, tarihsel olarak kesin bilgilere sahip değiliz. Hafsa Sultan’ın bu macunun halka saçılmasını buyurduğunu biliyoruz ama illa ve yalnız bu camiden mi saçılacak demiştir acaba?

Ve 470 yıl önce de bu camiden mi saçılıyordu? Emin miyiz?

Bazı tarihçiler Merkez Efendi ile Hafsa Sultan’ın aynı dönemde yaşamadığını bile iddia ediyorlar!

Ayrıca, söz konusu olan geleneğin dokusuysa, sormak isterim, 472 yıl önce mesirin lokumu var mıydı? Ya Mesir çayı?

Kavanozda ya da tüpte mesir var mıydı acaba?

Bu saydıklarımın olması iyidir ve daha da çeşitlenmelidir ve onların olması ne kadar geleneğe aykırı değilse, saçım törenini yenilemek de o kadar değildir.

**

Mesir’in büyüsü saçım törenidir.

Festival üzerine kafa yorarken saçımı merkeze alıp onun çevresinde düzenlemeliyiz her şeyi.

Katılımı ne kadar arttırırsak, hem bu mirasın gerçek yaşatıcısı insanımızı mutlu ederiz, hem de emin olun tüm dünyanın gözünü üzerimize çekeriz.