Okullarda art arda meydana gelen saldırılar, ülkemizin şu anda bir numaralı tartışma konusu oldu. Şiddet içerikli oyunlar ve diziler birbiri ardına masaya yatırılıyor.
Herkes suçlu arıyor.
Herkes birbirini suçluyor.
Sendikalar iki gündür eylem yapıyor.
Millî Eğitim Bakanı'nın istifasını isteyenler var.
Fırsattan istifade işi siyasete döken de var, siyasetçileri koruyan da...
Öğretmenler ve öğrenciler okula gitmiyor.
Ebeveynler çocukları suçluyor. Zamane çocuklardan herkes şikâyetçi.
Sanki bütün suç onlardaymış gibi...

Suçlu arıyoruz. Bulduğumuz gibi asıp keseceğiz.

Hâlbuki bu bir sonuç...

Olayın bu noktaya gelmesinde A'dan Z'ye hepimiz suçluyuz. Çağın bize dayattığı ağır bir fatura bu.

Bu sadece bizim değil, gelişmiş birçok ülkenin de yaşadığı bir sorun. Amerika'da, Avrupa'da birçok ülkede okullara silahla gidip arkadaşlarını öldüren vakalar mevcut.
Normalleştirmek için söylemiyorum bunu. Sadece bu vahim tabloyla Türkiye ilk kez yüz yüze gelmiyor...

Çünkü çocuklar bizim kontrolümüzden çıktı; bu dünyada da böyle. Maalesef iletişimin korkunç bir hızla büyümesi, çocukların her türlü şiddet ve zararlı içeriğe rahatlıkla ulaşmasını sağlıyor ve onları bunun bir parçası hâline getiriyor.

Sadece şiddet değil, birçok içerik çocukların parmaklarının ucunda...

Hâl böyleyken ben yıllardır defalarca şiddet içerikli dizilerle ilgili yazılar kaleme aldım. Vurdulu kırdılı, mafyavari dizi ve filmlerin çocukları ve gençleri etkisi altına aldığına, hatta bazı cinayetlerin bu filmlerdeki yöntemlere özenilerek işlendiğine dair örnekler verdim.

Hele TikTok'ta mafya gruplarının görüntüleri elden ele dolaşıyor. Şiddet o kadar “legal” bir çerçevede sunuldu ki, bugün geldiğimiz nokta benim açımdan hiç şaşırtıcı değil.

Fakat tam bu olaylar tartışılırken gelen somut bir adım beni gerçekten ümitlendirdi. Türkiye'nin en önemli bankalarından biri olan Yapı Kredi Bankası çok önemli bir adım attı:
“Ben şiddet içeren dizi ve filmlere reklam vermeyeceğim. Şiddet içeriklerinde benim reklamlarımı görmeyeceksiniz,” diyerek çok anlamlı bir karar aldı.

Birçok önemli firma ve markanın bu kararı aldığını düşünün. Sokaktaki eylemlerden ve aramızdaki sığ tartışmalardan çok daha etkili ve kalıcı bir çözüm yolu olacaktır.
Çünkü sektör bunu para için yapıyor.
Çünkü bu mafya dizilerini ayakta tutan reklamlardır.
İnternet sitelerinde şiddet içerikli görüntüler en çok izlenenler oluyor ve aradaki reklamlardan gelir elde ediliyor. İçerik üreticileri bu reklamlardan ve tıklanmalardan para kazanıyor.

Yani şiddeti bir malzeme olarak kullanıyor ve para kazanıyorlar. Kazandıkça daha beter şiddet içerikleri üretiyor, diziler yapıyorlar.

Mamaları kesildiği anda, onlar da bu içerikleri üretemeyecekler. Çünkü bir esprisi kalmayacak; çünkü para kazanamayacaklar.

Bu bakımdan Yapı Kredi Bankası'nın yaptığı, bu sığ tartışmalar içerisinde en somut çözüm yolu. Yapı Kredi Bankası'nın yöneticilerini gönülden tebrik ediyorum, onları bu kararlarından dolayı alkışlıyorum.

İşte bankanın yaptığı, alkışı hak eden açıklamanın detayları:

Yapı Kredi Bankası'nın kararını, Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü Öztaşkın duyurdu. Öztaşkın açıklamasında şöyle dedi:

“Şiddeti sorun olarak anlatan içerikle, şiddeti stilize edip statüye dönüştüren içerik aynı şey değil.
Eleştirel temsil ile özendirici temsil arasında fark gözetmek, bana göre bir iletişimcinin asgari muhakeme sorumluluğu.
Çünkü iletişimci yalnızca görünürlük yöneten biri değil; anlam, meşruiyet ve güven de üretmek zorunda.
Bu yüzden insana, özellikle kadına, çocuğa ve hayvanlara yönelik şiddeti normalleştiren; şiddeti güç, prestij, karizma ya da başarı göstergesi gibi sunan hiçbir dili ve anlatıyı kabul etmiyorum.
Bir iletişimci olarak, ekibimle birlikte bu dili ve anlatıyı temel alan dizi ve içeriklere reklam plasmanı yapmayacağız.
Bu bir tercih değil; etik bir sınır, kamusal bir sorumluluk ve vicdani bir yükümlülük.
Tüm meslektaşlarımı da bu konuda sorumluluk almaya davet ediyorum.”