2026 yılının ikinci ayında, İslam dünyasında yaşayan milyonlarca Müslüman, bir ay boyunca tuttukları orucun ardından iftar sofralarında bir araya geldi. Varlıklı olanlar, çevrelerindeki fakir ve gurabayı bütçeleri ölçüsünde iftar sofralarında ağırladı.
Manisa Büyükşehir Belediyesi, 17 ilçe genelinde 167 binin üzerinde vatandaşın ulaşabileceği merkezi yerlerde kurduğu iftar çadırlarıyla halkın iftar yapmasını sağladı. Bu rakama Türk Kızılayı, cemaatler ve STK’lar da eklendiğinde; şehrin nüfusuna yakın bir topluluğun iftar sofralarına oturduğu görülüyor. Türk toplumunun bu konuda ne denli yardımsever ve kadirşinas olduğunu kurulan bu sofralardan anlayabiliyoruz.
Davet üzerine bir gazeteci olarak her türlü iftar sofrasına katılan biri olarak, dikkatimi çeken aykırı durumlar da var elbette. Özellikle Manisa Büyükşehir, Yunusemre ve Şehzadeler belediyelerinin ortaklaşa oluşturdukları iftar çadırlarının önünde vatandaşlar uzun kuyruklar oluşturdu; saatler sonra kendilerine ikram edilen yemeklerle iftarlarını açabildiler.
Peki, sayıları her geçen gün hızla artan ihtiyaç sahiplerinin midesi Ramazan boyunca sıcak çorba, et, pilav, ayran ve tatlı gördü. Ramazan dün itibarıyla bitti; iftar çadırlarındaki yoğunluğun gerçek ihtiyaç sahibi sayısıyla örtüştüğünü varsayarsak, bu kişiler yılın geri kalan 11 ayı boyunca karınlarını nasıl ve nerede doyuracaklar? Bu sürecin çok önemli olduğunu düşünüyor ve yetkililere bir not düşmek istiyorum.
Şimdi gelelim iftar sofralarında siyasetin diline... "Körler sağırlar, birbirini ağırlar" atasözüyle örtüşen iftar sofralarına tanık oldum. Kişi başı maliyeti 2 bin ile 3 bin 500 lirayı bulan, beş yıldızlı otellerdeki "kuş sütünün eksik olduğu" o lüks sofralardan söz ediyorum. Şehirdeki birçok iş insanı, lüks otellerde birbirini ağırlama yarışına girdi. Belediyelerin ve Türk Kızılayı'nın kurduğu çadırların önünde saatlerce kuyruk bekleyip üç kap yemek alanlar, o lüks sofralarda yer almayı bırakın, bunu hayallerinin köşesinden bile geçiremezler. Bu yıllardır böyle gelmiş, böyle gidiyor; ancak bu düzeni değiştirmek elbette insanoğlunun elindedir.
Siyaseten en ilginç iftarı AK Parti cephesinde gördüm. Hafızam beni yanıltmıyorsa; AK Parti Grup Başkanvekili ve kendisini siyaseten "Manisa’nın abisi" olarak nitelendiren Bahadır Yenişehirlioğlu; Kadın Kolları Genel Başkanı ve parti teşkilatını kapsayan bir iftar yemeği verdi.
Aynı gün ve saatlerde, AK Parti’nin kurucu üç isminden biri olan, TBMM Başkanlığı, Hükümet Sözcülüğü ve Başbakan Yardımcılığı görevlerinde bulunmuş hukukçu Bülent Arınç da MKYK üyesi olan oğlu İstanbul Milletvekili Ahmet Mücahit Arınç ile birlikte Öğretmenevi’nde ailesine ve yakınlarına iftar verdi.
Bu iki iftar nedeniyle sosyal medya ikiye ayrıldı. Kimisi "Ne var bunda?" derken, bazıları "AK Parti parçalı bulutlu" değerlendirmesinde bulundu. Bülent Arınç ise bu yorumlara, bunları yazanları "zavallı" olarak nitelendirerek yanıt verdi: "Arınç ailesi olarak biz her Ramazan ayının ikinci haftasında ebediyete göç etmişlerimiz için Sultan Camii’nde mevlit okutur, ardından dostlarımızla iftarda buluşuruz. Bunun altında farklı bir şey aramaya gerek yok. Kaldı ki iki yıl merkez yerine Akhisar’daki Hilaliye Vakfı’nda iftarımızı verdik." Arınç, bu sözlerle hem geleneklerini vurguladı hem de iftar gününü kendi programıyla aynı güne denk getirenlere "tarih çakışması" üzerinden sitem etmeyi ihmal etmedi.
Oğul Ahmet Mücahit Arınç, Grup Başkanvekili Yenişehirlioğlu ve Murat Baybatur arasında —adına ne derseniz deyin— ortada bir "yerel seçimde büyükşehir başkanlık yarışı" vizyonu olduğu açık. Üç dönem kuralına takılacak olan Murat Baybatur’un Büyükşehir Belediye Başkanlığı hazırlığını ve baba Arınç’ın, oğlunun bu yolda ilerlemesine destek verdiğini artık "sağır sultan" bile biliyor.
İftarı biraz daha irdelemek istiyorum. Geçmişte veya gelecekte CHP ile hiçbir zaman aynı fikirde buluşması imkânsız görünen Arınç ailesinin iftarında, CHP örgütü tam kadro oradaydı. Hatta Şehzadeler ve Yunusemre Belediye Başkanları, başkan yardımcıları ve eski yöneticiler kendilerine ayrılan masalarda iftarlarını açtılar. Bugünün AK Parti teşkilatından önde gelen isimlerin çok az katılım gösterdiği bu iftarın sonunda, CHP heyeti Arınç ailesi ile hatıra fotoğrafı çektirerek o anı ölümsüzleştirdi. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu tabloya şapka çıkardım.
Özgür Özel ile Bülent Arınç arasındaki diyaloğun "Manisalı" olmanın ve hemşehriliğin ötesinde olduğunu bilenlerdenim. Bu ikili arasında "vefaya" dayalı bir bağ var. Gelin o vefanın kaynağını paylaşayım:
Arınç ailesine yakınlığıyla bilinen kayınbiraderi Ziya Tay, 2016 yılında Manisa Halk Sağlığı Müdürü iken FETÖ operasyonları kapsamında açığa alınmış ve tutuklanmıştı. O süreçte yaşamını yitiren babasının cenazesi için verilen izin süresi yetersiz kalmıştı. (Ziya Tay ve ailesini hiçbir zaman FETÖ ile ilişkilendirmedim.) İşte o kriz anında, ek süre alınması noktasında büyük sorunlar yaşandı. Siyaseten "yeri göğü titreten" Bülent Arınç’ı il sınırlarında karşılayan valiler, başsavcılar ve emniyet müdürleri o gün ulaşılamaz oldular.
Her daim hemşehrilerinin iyi ve kötü gününde yanında olmayı düstur edinen dönemin CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Arınç ve Tay ailelerinin acı gününde oradaydı. Telefon trafiğiyle sürece müdahale ederek Ziya Tay’ın babasını defnetmesi için gerekli kolaylığın sağlanmasına önayak oldu. Bugünün CHP Genel Başkanı, o gün insanlık adına doğru olanı yaparak büyük bir vefa örneği sergiledi.
Bu nedenle Özgür Özel ile Bülent Arınç arasındaki bağın manevi olarak güçlü olduğunu söylüyorum. CHP örgütünün tam kadro Arınç ailesinin iftarına katılması bu açıdan bakıldığında oldukça insanidir. Özgür Özel’in TBMM'de Bülent Arınç’ı ziyaretini ise tarafların açıklamaları ışığında tamamen "hemşehrilik olgusu" olarak görüyorum.
Arınç’ın hukukçu kimliğinin yanında "arabuluculuk" yönü de bulunuyor. Zaman zaman parti genel merkeziyle görüş ayrılıkları yaşasa da Cumhurbaşkanı’na olan bağlılığını her fırsatta dile getiriyor. AK Parti’nin yeni anayasa süreci için CHP’nin desteğine ihtiyaç duyduğu bir ortamda, Bülent Arınç neden bir arabulucu rolü üstlenmesin? Elbette böyle bir senaryoda; CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de yargı süreci devam eden veya tutuklu bulunan isimlerin durumunun hukuki zeminde yeniden ele alınması talebi gündeme gelecektir.
İftar sofralarına dönersek; CHP Genel Başkanı hafta sonu Manisa’ya gelerek, Belediye Başkanı Besim Dutlulu ile birlikte Cumhuriyet Meydanı'ndaki iftar çadırında halkla iftar açtı. Siyasetin yoğun gündeminden uzaklaşmış görünse de ülke gündemine dair önemli açıklamalarda bulundu.
İftar sofralarında içimizi ısıtan güzel buluşmalar da oluyor. Özellikle Besim Dutlulu’nun, CHP İl Başkanı İlksen Özalper ile birlikte çeşitli engelli gruplarındaki özel bireyleri aileleriyle beş yıldızlı otelde ağırlamasını, bir engelli babası olarak ayakta alkışlıyorum. Bu tür girişimler, görevi devralan Besim Dutlulu ve ekibinin hanesine büyük bir artı yazar. Benzer bir hareket de Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban’dan geldi. Eşi Serap Balaban ile birlikte Muradiye Sosyal Tesisleri’nde tüm masaları tek tek dolaşarak engelli bireylerle yakından ilgilendiğini not etmeliyim. Engellilerin siyaset üstü görülmesi gerektiğini bilen yerel yöneticilerin sayısı artmalıdır.
Son Söz: Bugün bayram... Tüm Müslüman aleminin Ramazan Bayramı’nı, çocukların ise Şeker Bayramı’nı kutluyorum. Ebediyete intikal eden yakınlarınızın kabirlerini ziyaret etmeyi lütfen unutmayın. Saygılarımla…