Mehmet Emin Coruş... Tokatlı bir fırıncı. Günlük mesaisinde simit ve poğaça yapıyor, ancak kalbinde bambaşka bir tutku taşıyor: Fotoğrafçılık.
Bir akşamüstü, ailesine ait ineklerin fotoğraflarını çekerken beklenmedik bir ana, bir buzağının doğumuna şahit oluyor. Yeni doğan buzağı güvenli bir yere taşınırken, annesinin içgüdüsel olarak yavrusunu takip ettiği o eşsiz anı kadrajına taşıyor.
İşte o an, hayatının dönüm noktası oluyor. Paris’te düzenlenen, 170 ülkeden yaklaşık 725 bin fotoğrafın katıldığı prestijli yarışmada bu karesiyle dünya ikincisi seçiliyor.
Ancak başarıyla birlikte, hayatında soğuk duş etkisi yapacak bir olay başına geliyor. Paris’teki ödül törenine davet edilen Coruş, Fransa’dan vize alamadığı için törene katılamıyor. Dünyanın dört bir yanından fotoğraf tutkunlarının akın ettiği Grand Palais’deki o görkemli geceye, ne yazık ki sadece uzaktan gönderdiği bir video mesajla dâhil olabiliyor.
Bu durum basında geniş yankı bulmuştu; fakat Coruş’un yaşadığı talihsizlikler bununla sınırlı kalmadı. Başarılı fotoğrafçı, asıl büyük şoku ödülün kendisine ulaştırılma sürecinde yaşadı.
Organizasyon yetkilileri, törene katılamayan Coruş’un kupasını ve sertifikasını Türkiye’ye gönderdi. Ancak gönderi gümrük mevzuatına takıldı. Coruş iddiasına göre, gelen paketin ticari bir ürün olmadığını, uluslararası bir başarı ödülü olduğunu anlatıp belgeler sunsa da bir türlü bürokratik engelleri aşamadı. Sonunda ise adeta bir kara mizah örneği yaşandı: Paris’ten Tokat’a uzanan o gurur dolu kupa ve sertifikanın, gümrükte teslim alınmadığı gerekçesiyle imha edildiğini öğrendi.
Dünya ikincisi olan bir fotoğrafçının, önce vizeye sonra da gümrük duvarlarına toslayan bu hikayesi; trajikomik olarak hafızalara kazındı.
Ne diyelim. Elimden, fotoğrafçı arkadaşı tebrik etmekten başka bir şey gelmiyor.
Sağlıcakla kalın.
