Hangi mahallede gazetecilik yapmak daha zor?
Yılmaz Özdil 4 ay önce Sözcü TV’nin başına getirilmişti. Dün istifasını verdiği ya da görevden alındığı haberleri basına yansıdı. Son yaptığı programda görevden uzaklaştırılan Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım ile ilgili eleştirileri vardı. İstifasının bu yorumlarla ilgili olduğu öne sürülüyor.
Gerçek nedenin ne olduğunu mutlaka kendisi açıklayacaktır. Çünkü Yılmaz Özdil, düşündüğünü söyleyen, yakın olduğu mahalleyi de zaman zaman karşısına alan bir gazeteci.
Hatta bu yüzden “o bir gizli AK Partili” eleştirilerine de maruz kalıyordu.
Benzer durumlar, gazetecilik yapmak isteyen, düşündüğünü yazmaya çalışan birçok gazetecinin de başına geliyor. O yüzden bu mesleği yapanlar linç edilmeye alışkındır.
Yerel veya ulusal fark etmiyor. Gazetecilik mesleğini yapıyorsanız mutlaka yaşayacağınız bir kader, maruz kalacağınız bir muamele var. Eğer eleştiriyorsanız her türlü sonuca hazırlıklı olacaksınız.
Peki gazeteciliğin zorluğu mahallesine göre değişir mi? Linç edilmenin mahalleye göre değişme oranı nedir?
Bu garip soruya çok net cevap verebilirim:
Bu işin mahallesi yok.
Kendimden yola çıkayım. Düşüncelerim belli ama haberleri girerken ayrım yapmam. Benim için her siyasi parti aynıdır. Bu aslında genel geçer bir kuraldır; lütuf değil, mecburiyettir. Fakat buna rağmen bazen CHP’li, bazen AK Partili, bazen MHP’li, bazen de başka bir partili yaparlar bizi. Aslında hiçbir partiden değiliz. Olamayız da.
Ha, bu arada aramızda bazılarımız parti mensubudur. Hatta bazı gazeteciler parti üyesidir. Bazıları değilse bile partili gibi davranır. İşini yaparken savunduğu düşüncenin, ideolojinin etkisinde kalır.
Yanlış mı? Yanlış.
Bu gerçeği gazetecilik yapanlar da bilir, okur da.
Asıl mesele hangi mahalle olduğu değil.
Çünkü gazeteci için mahalle, hatta ülke fark etmez. Demokrasinin en güçlü olduğu ülkelerde bile gazeteciler tam anlamıyla tarafsız ve özgür olamayabiliyor. Herkes, ruhunu okşayan haberler ve cümleler duymak istiyor. Tersini duyduğu anda ne özgürlük ne de demokrasi geliyor akıllara. Susturmak, susturamayınca eleştirmek, hatta mümkünse linç etmek, yaftalamak… Aklınıza ne gelirse artık.
Size bir tarihte yaşadığım olayı anlatayım:
Yıl 2015. Seçim akşamı televizyon programında yaptığım yorumlarla ilgili bir milletvekili beni aradı. Tespitlerimi beğenmemiş belli ki. Önce eleştirilerine nazik bir dille yanıt verdim. Sonra karşımdakinin nezaketten anlamadığına kanaat getirince anladığı dilden konuştum.
Beni işten attıracağına dair tehditler savurunca restleştik. Ona şu ifadeyi kullandım:
“Beni işten attırabilirsin belki ama rızkımı kesmek için Allah’ı araman lazım. Çünkü herkes gibi benim rızkımı da yüce Yaradan veriyor.”
Sonuç mu?
O şahıs beni işten attırmadı. Çeşitli toplantılarda, etkinliklerde karşılaştık. Hiç elini sıkmadım. Onu görmezden geldim. Bazen hiç muhatap almamak en anlamlı tavır ve cezadır. Daha sonra ziyaret etmek istedi, kabul etmedim.
Bundan çıkardığım ders şuydu: Kim ne yaparsa yapsın önemli olan benim duruşum. Vicdanım rahatsa ve biraz da Allah’a havale edebiliyorsam, gerisi hiç sorun teşkil etmez.
Benzer sorunları farklı partilerle de yaşadım, yaşadı arkadaşlarımız. Hâlen de yaşıyoruz.
Tüm bunları neden yazdığımı anlatayım:
“Senin mahallen, benim mahallem” tartışması gazetecileri iyice çığırından çıkardı. Hatta bazıları sırf mahallesinin sesi olmak için gazetecilik yapmıyor, adeta rol yapıyor. İşin içine şimdi sosyal medya da dahil oldu. Milyonlarca kişinin takip ettiği kişiler, sayfalar var. Yani bilgi kirliliği almış başını gidiyor.
Mahalle savaşları, Ekrem İmamoğlu’nun yargılanma sürecine de yansıdı. Bu çok çarpıcı bir örnek. Muhalif gazeteciler binlerce sayfalık iddianamenin içinin boş olduğunu söylüyor. İktidara yakın medya ise tam tersini savunuyor.
İddialar, belgeler havada uçuşuyor.
Sadece bu örnekten yola çıkalım:
Mahalle kavgası öyle bir hâl aldı ki, okurlar kimin doğru söylediğini bilemiyor, kime inanacağını şaşırmış durumda.
Yani anlayacağınız, medya zihinleri aydınlatması gerekirken daha da bulandırıyor.
Gazetecilik oynayanlar, mahalle kavgasına dalanlar, ideolojisinin peşinden koşanlar… Bu hengâmede mesleğini severek yapan, tarafsız ve dürüst gazeteciler ayakta durmaya çalışıyor.
Onların mahallesi yok.
Yani “mahallesiz gazeteciler…”
Ve bu sistemde daha ne kadar varlıklarını sürdürebilecekleri meçhul!