Bu gidiş iyi bir gidiş değildir… “Benim yaptığım doğrudur, hep doğrudur, mutlak doğrudur!” anlayışı demokrasinin köküne kibrit suyu dökmektir! “Ben eleştirilemem, protesto edilemem, edenler ettiklerini bulurlar!” anlayışı modern yaşamın dibine dinamit d

Bu gidiş iyi bir gidiş değildir…

“Benim yaptığım doğrudur, hep doğrudur, mutlak doğrudur!” anlayışı demokrasinin köküne kibrit suyu dökmektir!

“Ben eleştirilemem, protesto edilemem, edenler ettiklerini bulurlar!” anlayışı modern yaşamın dibine dinamit döşemektir!

Demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü, vicdan özgürlüğü, kişi dokunulmazlığı kavramları evrensel kavramlardır.

Evrensel demek, herkes için geçerli olan demektir.

“Herkes” tanımının içine siyasetçiler, rektörler, bakanlar, hukukçular, askerler gibi;

İşçiler, memurlar, öğrenciler, ev kadınları, emekliler, işsizler de girer…

Demokrasinin en güzel tanımı, belki de en kısa olanıdır:

 

Demokrasi, tahammül rejimidir!

Ve en çok tahammül göstermesi gerekenler, siyasetçiler, işverenler, rektörler, müdürler, başkanlar, müsteşarlar, velhasıl,

Yönetme, organize ve koordine etme erklerinin başında olan kişilerdir.

Onların makamı, sızlanma değil, çözüm üretme makamlarıdır.

Tehdit etme değil, adil kararlar verme ve uygulama makamlarıdır.

Siyasetçiler en çok tahammüle ihtiyacı olan kişilerdir.

Her yerde, her türden insan karşısında, her çeşit protestoya hazırlıklı ve tahammüllü olmalıdır.

Devlet, halka, minnet duysunlar diye hizmet etmez.

Hizmetin karşılığı minnet olmamalıdır.

Bir yere 600 trilyon harcıyorsa devlet, harcadığı halkın parasıdır. O halk herhangi bir sebeple protesto ediyorsa sizi, yapılacak şey hep beraber çekip gitmek, karşılıklı atışmak veya aba altından sopa göstermek değildir!

 

Dedik ya, sıkıntı zihinlerde başlıyor.

İstediğiniz her şeyi değiştirin, akademik söylemle, kültürel devrimi gerçekleştirmedikçe, halkın diliyle, kafaları değiştirmediğiniz müddetçe yol hep geri akar ayaklarınızın altından.

 

Bir rektör, kendini üniversitenin sahibi sanıyor;

Bir başkan, kendini kulübün doğal ve ebedi sahibi görüyor;

Bir gazete patronu, çıkarları için  her türlü alçalmışlığa razı;

Bir okul veya daire müdürü, bütün mesaisini personelinin açıklarını aramakla geçiriyor;

Bir bakan, Türk aile yapısını kendi aile yapısı ile eş tutarak plan-program yapıyor;

Başka bir bakan başka bir “yukarıdan bakma” da…

Vs.Vs.Vs.

Böyle bir toplumsal ve kitlesel yozlaşma içerisindeyken, Türk Telekom Arena Stadı’nın açılışında protestolara maruz kalan Başbakan’ın stadı erken terk etmesiyle, çevresinde ve Galatasaray Kulübü’nde oluşan ‘tutuşma’ yı doğal karşılamak gerekir.

Öyle ya,

Başbakan;

“ Bir daha gelişimde bu ucube stadı burada görmeyeceğim!” de diyebilirdi!

Böyle nabza, böyle şerbet…