Kitabı alıyorsunuz raftan, kapağı ve başlığı ilginizi çekiyor; nasıl bir kitap acaba diye merak ediyorsunuz. Beğeneceğinizi düşünecekseniz alacaksınız. Kitabı biraz inceleyeceksiniz, sayfalarını karıştıracaksınız, önsözüne bakacaksınız belki ama mutlaka a

Kitabı alıyorsunuz raftan, kapağı ve başlığı ilginizi çekiyor; nasıl bir kitap acaba diye merak ediyorsunuz. Beğeneceğinizi düşünecekseniz alacaksınız. Kitabı biraz inceleyeceksiniz, sayfalarını karıştıracaksınız, önsözüne bakacaksınız belki ama mutlaka arkasını çevireceksiniz ve arka kapak yazısını okuyacaksınız. Kitabın ne olup ne olmadığını orada bulacağınızı sanıyorsunuz çünkü; kitabın konusunu, içeriğini, ne için yazıldığını, hatta kitap hakkında öneri ve görüşlerin bir kısmını orada göreceksiniz, bunu biliyorsunuz.

Sizi kitabı almaya veya almamaya itecek en önemli ölçüt belki de arka kapağında yazılanlar… Bazen kötü bir roman öyle çarpıcı anlatılır ki arka kapakta, hiç düşünmeden alıverirsiniz. Ya da çok iyi bir kitap berbat bir şekilde özetlenir ve çok güzel bir eserden mahrum kalırsınız. Belki bir gün bir kitap okur ve hayatınız değişir ama salt o arka kapak yüzünden o fırsatı kaçırabilirsiniz…

Peki kim yazıyor o arka kapak yazılarını?

Ben yazıyorum!

Siz beni tanımazsınız. Çünkü hiçbir arka kapak yazısının altında onu yazanın adı yazmaz. Tanıtım yazısı der geçerler.

Oysa ben her kitabın arkasına onları yazabilmek için neler çekerim bilir misiniz?

Bir tutkudur benim için onları yazmak. Sadece kitapların arka kapaklarını yazmak için doğmuşum diyebilirim. Varoluş sebebim benim o yazılar. Ben o yazıları yazmak için yazıyorum.

Elbette işin kolayına kaçmak için diğer yayınevlerinde olduğu gibi, yüzeysel ama çarpıcı birkaç cümle kurup işi kotarabilirim. Ama bu bana yakışmaz. Ben bir kitap yazacak kadar emek harcarım o arka kapak yazılarına.

O yazıyı yazmak için kitabı baştan sona okurum ben, okurken notlar alırım, yazarın hayatını didik didik ederim. Türünün diğer örnekleriyle karşılaştırırım. Edebiyat akımının neresinde duruyor bakarım, hikayenin geçtiği yerleri dolaşırım, fotoğraflar çeker, analizler yaparım. Benzer romanlara göz atar, farklılıkları bulurum. Yaparım da yaparım, çalışırım da çalışırım.

Sonra bunları 15-20 satıra sığdırmaya çalışırım.

Siz o kitabı alasınız diye yapmam bunları. Varoluşumu anlamlandırmak için yaparım.

Tıpkı bir kundura tamircisi gibi…

Müşteriyi memnun etmek değil, kendimi tatmin etmektir amacım.

Bir kundura tamircisinin nasıl çalıştığını gözlediniz mi hiç? Bir ayakkabı topuğunu onarırken bile, atmosferden uzaya süzülen bir astronot ciddiyetindedir. Tineri kullanırken sanırsınız ki, dünyada kalan son tinerdir onun kullandığı ve dudaklarının arasında beklettiği çivi kunduracının huzurunun kapısını açacak bir anahtardır. Sizden alacakları ekmek parasından çok aşkla bağlandıkları işlerinin devamı için çalışırlar. Başka bir iş düşünmez, daha çok para kazanacakları bir alana sıçramayı düşünmezler.

Ben de öyleyim işte. O kapak yazısını yazmak sizin için değil benim içindir.

Aç gözlülük yaptım bir zaman ve salt bütün kitapların arka kapaklarını ben yazayım diye bir yayınevi kurdum. Bütün birikmişimi ve baba mirası evi satıp yayınevi açtım. Patron oldum ama yalnızca bu işi yaptım. Yayınevinden çıkan bütün kitapların arka kapaklarını yazdım. Bunun dışında hiçbir şeyiyle ilgilenmedim şirketin. Doğal olarak battım tabi ki…

Neyse ki sektörde namım yürümüş, iş bulmakta zorlanmadım, bir yayınevi işe aldı beni.

**

Yazıyorum da yazıyorum. Her bir kitabı ayrı ayrı tasarlıyorum kafamda.

Siz “Çavdar Tarlası’nda Çocuklar” kitabının Fowles’un “Koleksiyoncu” kitabının kahramanının okuduğu bir kitap olduğunu biliyor musunuz?

Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” romanının Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam”’ıyla bağlantısını?

Ya da Gogol’ün “Palto” eserinin arkasına tanıtım yazarken Dostoyevski’nin “Biz hepimiz Gogol’ün Paltosu’ndan çıktık” sözü gelir mi aklınıza?

Buket Uzuner’in “Kumral Ada Mavi Tuna”’daki şair kahraman Doğan Gökay’ın aslında Attila İlhan olduğunu bilir misiniz?

Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi” şiirini Nazım Hikmet’in annesine yazdığını aslında?

Picasso’nun, Balzac’ın hangi eserinde mekan işlevi gören evi bizzat gidip kiraladığını?

Voltaire “Candide” yi yazarken aslında neyle dalga geçtiğini kitabın arka kapağında görmek istemez misiniz?

Piyer Loti’nin Aziyade’si üzerindeki gizemin biraz aralık tutulmasını istersiniz herhalde kitabı almadan önce?

Vedat Türkali’nin Güven romanındaki Turgut karakterinin Yusuf Atılgan olduğunu biliyor musunuz?

Peki onların aynı okulda okuduklarını? O okulda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Hoca olduğunu?

Kuyucaklı Yusuf hikayesinin aslında Kuyucak’ta değil Edremit’te geçtiğini bilmek çok mu gereksiz bir bilgi olurdu?

Silahlara Veda romanının arkasında şöyle yazsa fena mı olurdu: “Bu romanda İspanya İç Savaşı anlatılıyor ama yazar Hemingway 1. Dünya Savaşı sonunda İstanbul’da gazeteci olarak bulunmuş ve İşgal İstanbul’u olarak yayınlanan kitabında gazetecilik gözlemlerini aktarmış ama nedense bu eşsiz mücadeleyi roman haline getirmeyi düşünmemiştir…”

Oktay Rıfat’ın bir şiir kitabının arkasına Nazım Hikmet’in kuzenidir notunu düşsek onu küçültmüş mü oluruz, ilgi çekerek yüceltmiş mi? Ya da Sabahattin Ali’nin bir eserine… O da Nazım’ın kuzenidir çünkü…

Budala’daki sara hastası Prens Mışkin’in Dostoyevski’den otobiyografik öğeler taşıdığını belirtsek…

Kumarbaz’ın arka kapağında Dostoyevski’nin o romanı 25 günde yazdığını ve bunu kumar borcunu ödemek için yaptığını yazıversek ne kaybederiz ve ne kazanırız?

İşte ben bunları yazıyorum sevgili okur…

Ama her yayınevine egemen olamadığım için sınırlı kalıyor çabalarım. Birçok kenarda kalmış bilgiyi bulmak da okurun kendisine kalıyor…

Hiçbir zaman bir kitap yazmayı düşünmedim ben. Benim işim arka kapak yazmak.

Çok ilginç bilgiler varsa bir kitabın arkasında, onu rahatlıkla alabilirsiniz. Ben yazmışımdır muhakkak…