Günümüzde yetişkinlerin çocuklarını planlamasını yaptığını ifade eden Yalçınkaya,

“Beni en fazla düşündüren şey, çocukların hayatını giderek daha fazla yetişkinlerin planlaması. Daha erken okusun, daha fazla etkinliğe katılsın, daha başarılı olsun, akranlarından geri kalmasın. Elbette bütün bunların arkasında iyi niyetli bir ebeveynlik var. Ancak çocuk gelişimini yalnızca akademik başarı üzerinden değerlendiremeyiz. Çocuğun merak etmesi, oyun oynaması, kendisini ifade etmesi, sorumluluk alması, bir problemle karşılaştığında çözüm araması ve başarısız olduğunda yeniden deneyebilmesi de gelişimin çok önemli parçaları. Bu nedenle çocuklarımızı geleceğe hazırlarken bugünkü çocukluklarını ellerinden almamamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.


Farklı ülkelerdeki çocuk eğitimi araştırmalarına bakıldığını ortak noktaların olduğunu kaydeden Yalçınkaya,

“Finlandiya'dan İtalya'ya, Japonya'dan Amerika'ya kadar farklı eğitim kültürlerini ve araştırmaları incelediğimizde yöntemler değişse de bazı ortak noktalar dikkat çekiyor. Finlandiya'da oyun ve çocuğun aktif katılımı; İtalya'daki Reggio Emilia yaklaşımında merak, proje ve çocuğun kendisini farklı yollarla ifade etmesi; Montessori çalışmalarında bağımsızlık ve öz düzenleme; Japon eğitim kültüründe ise günlük yaşam becerileri, sorumluluk ve grup içerisinde hareket edebilme öne çıkıyor. Buradan benim çıkardığım temel sonuç şu: Çocuk, eğitimin pasif alıcısı değil; kendi gelişiminin aktif bir katılımcısı olmalıdır” diye konuştu.



Türkiye'de çocukların çok erken yaşta akademik başarı yarışına sokulmasıyla ilgili olarak Yalçınkaya,

“Akademik gelişim elbette önemli. Mesele bunun nasıl ve hangi dönemde desteklendiği. Bir çocuk sayıları, kelimeleri, doğayı ve bilimi elbette öğrenecek. Fakat bunları yalnızca ezberleyerek değil; merak ederek, dokunarak, deneyerek, soru sorarak ve anlamlandırarak öğrenmesini sağlamalıyız. Bence eğitimin hedefi sadece doğru cevabı bilen çocuk yetiştirmek olmamalı. Doğru soruyu sorabilen çocuklar da yetiştirmeliyiz” dedi.


Araştırmalarda çocukların geleceği açısından özellikle önemli görülen becerilerden bahseden Yalçınkaya,

“Ben özellikle öz düzenleme, dikkat, iletişim, bağımsızlık, problem çözme ve sosyal-duygusal becerileri önemsiyorum. Örneğin bir çocuğun başladığı işi sürdürebilmesi, dürtülerini yönetebilmesi, bekleyebilmesi, arkadaşlarıyla iletişim kurabilmesi veya ilk denemesinde başaramadığı bir şey için farklı bir yol deneyebilmesi çok kıymetli. Çünkü hayat çocuğa her zaman bildiği soruları sormayacak. Bu nedenle çocuklara yalnızca bilgi vermek değil, bilmedikleri bir durumla karşılaştıklarında ne yapabileceklerini de öğretmek zorundayız” dedi.


Günümüzde anne ve babaların çocuk yetiştirirken en sık yapılan hatayı değerlendiren Yalçınkaya,

“Çocuklarımızı çok seviyoruz ve doğal olarak onları korumak istiyoruz. Fakat bazen korumak ile çocuğun yerine yapmak arasındaki sınırı kaçırıyoruz. Ayakkabısını biz giydiriyoruz, yemeğini biz yediriyoruz, yaşadığı küçük bir sorunu hemen biz çözüyoruz, sıkıldığı anda ona yeni bir uyaran sunuyoruz. Sonra da bağımsız ve özgüvenli olmasını bekliyoruz. Oysa bağımsızlık bir günde oluşmuyor; çocukluk boyunca yaşanan yüzlerce küçük deneyimle gelişiyor. Ailelere söylediğim basit bir şey var: Çocuğunuzun yapabileceği bir şeyi, sadece siz daha hızlı yapıyorsunuz diye onun yerine yapmayın” dedi.


Özgüvenli çocuk yetiştirmek için sürekli övmenin doğru olmadığını vurgulayan Servet Yalçınkaya,

“Çocuğa “Sen harikasın, sen çok zekisin” demekle gerçek özgüven oluşturmak aynı şey değil. Çocuk bir işi kendi yaptığında, bir problem üzerinde uğraştığında ve sonunda çözüm bulduğunda çok daha güçlü bir deneyim yaşıyor: “Ben yapabildim.” Bu nedenle yalnızca sonucu övmek yerine süreci de fark etmeliyiz. “Çok zekisin” yerine bazen “Bunun için uzun süre uğraştın, farklı yollar denedin ve sonunda çözdün” demek daha anlamlı olabilir. Çünkü gerçek özgüven yalnızca başkalarının çocuk hakkında söylediklerinden değil, çocuğun kendi yeterliliğini deneyimlemesinden de beslenir” dedi.


Çocukların her başarısız olduğu anın yetişkinler tarafından doldurulmaması gerektiğini belirten Yalçınkaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

LGS Nakil Sonuçları Açıklandı!
LGS Nakil Sonuçları Açıklandı!
İçeriği Görüntüle

“ Yaşına uygun ve güvenli sınırlar içerisinde çocukların zorlanmasına izin vermemiz gerekiyor. Her başarısızlıkta hemen müdahale edersek istemeden “Sen bunu çözemezsin, ben senin yerine yaparım” mesajı verebiliriz. Aynı şekilde çocuğun her sıkıldığı anı yetişkinlerin doldurması gerekmiyor. Bugün çocuk “Sıkıldım” dediği anda oyuncak, etkinlik, televizyon veya tablet sunabiliyoruz. Oysa yapılandırılmamış zaman çocuğun kendi oyununu kurması, düşünmesi ve hayal gücünü kullanması için fırsata dönüşebilir. Çocuğa verilmesi gereken mesaj bence şu: “Deneyebilirsin. Olmazsa tekrar deneyebilirsin. Gerçekten ihtiyacın olduğunda ben buradayım.”


Ekran ve teknolojinin çocuğunu gelişimini etkilediğini kaydeden Yalçınkaya,

“Teknolojiyi bütünüyle kötü ilan etmeyi doğru bulmuyorum. Çocuklarımız teknolojinin olmadığı bir dünyada yaşamayacak. Bu nedenle asıl sorumuz “Teknoloji var mı, yok mu?” olmamalı. Ben ailelere başka bir soru öneriyorum: “Teknoloji çocuğumun hayatında neyin yerine geçiyor?” Arkadaşlarıyla oyunun yerine mi? Anne babasıyla sohbetin yerine mi? Hareket etmenin, uyumanın veya doğayla temasın yerine mi? Sorun çoğu zaman teknolojinin varlığından çok, çocuğun gerçek yaşam deneyimlerinin yerini almaya başlamasıdır. Çocuk dünyayı yalnızca ekrandan seyretmemeli; dünyaya dokunmalı” dedi.


Bugün çocuk yetiştiren anne ve babalara üç temel öneriden bahseden Yalçınkaya,

“Birincisi, çocuğunuzu başka çocuklarla sürekli karşılaştırmayın. Her çocuğun gelişim hızı ve güçlü olduğu alanlar farklıdır. İkincisi, çocuğunuz adına her problemi çözmeyin. Yaşına uygun sorumluluklar verin ve yapabileceğine güvenin. Üçüncüsü, çocuğunuzla gerçekten ilişki kurun. Onunla konuşun, oyun oynayın, birlikte yürüyün, hikâye okuyun ve anlattıklarını dinleyin. Bazen çocuğun gelişimi için yapılabilecek en değerli şey pahalı bir oyuncak, kurs veya teknolojik araç değildir. Anne veya babasının bölünmemiş dikkatidir.


Yalçınkaya,

“Çocukluğu bir yarış olmaktan çıkarmak isterdim. Çocuklarımızın sürekli daha erken öğrenmesini, daha yüksek puan almasını ve diğer çocukların önüne geçmesini istemek yerine; meraklarını, karakterlerini, iletişim becerilerini, üretkenliklerini ve öğrenme isteklerini korumayı daha fazla konuşmak isterdim. Çünkü biz yalnızca sınavlarda başarılı olacak öğrenciler yetiştirmiyoruz. Bir insan yetiştiriyoruz. Çocuklarımız için kusursuz bir dünya hazırlayamayız. Ama onları karşılaşacakları dünyada düşünebilen, üretebilen, ilişki kurabilen ve yeniden ayağa kalkabilen bireyler olarak yetiştirebiliriz” dedi.

Muhabir: Leyla Doğan