Milli maç nedeniyle liglere verilen ara nihayet bitiyor. Milli heyecan yerini, ligin stresine bırakacak. Bizde yazılara ara vermiş gibi göründük. Hatta unutulması gereken, hatta unutulan Kasımpaşa maçındaki rezil futbola bile değinemedik. Değinmeye de

Milli maç nedeniyle liglere verilen ara nihayet bitiyor. Milli heyecan yerini, ligin stresine bırakacak. Bizde yazılara ara vermiş gibi göründük. Hatta unutulması gereken, hatta unutulan Kasımpaşa maçındaki rezil futbola bile değinemedik. Değinmeye de niyetim yok doğrusu… Gençlerbirliği maçı öncesi Hikmet Karaman hocamız, yanında Selami Dalan ağabeyimizle birlikte Ufuk Plaza’da basın mensuplarıyla bir araya gelmişler. Yerel gazetelerde, hocamızın düşünceleri, gelecek planları hepsi tüm detayları ile yer almış. Öncelikle keyifle okuduğumu belirtmek isterim. Sanırım Selami Dalan ağabeyim fazla konuşmamış, sadece dinlemiş… Çünkü onla ilgili hiçbir gazetede tek satıra rastlamadım. Sanırım konuşsa da, Hikmet hocamın demeçlerinin maşallahı var, Selami ağabeye sıra gelmezmiş… Gelmemiş zaten… Biz yine dönelim Hikmet Karaman hocamızın demeçlerine… Öncelikle hocam Türkiye’nin en karizmatik teknik adamlarından biri… Bugüne kadar düşmekten kurtardığı takımlarla namı yürüyor… (Ligin başından alıp ligi tamamladığı bir takım hatırımda yok. Varsa Ufuk kardeşim söylerse sevinirim)… Hatta Ufuk kardeşimin hala televizyonda hocamın vizyonunu, başarılarını iyi bir teknik direktör olduğunu anlatıyor olmasına da bir anlam veremiyorum. Hocamızın bunlara ihtiyacı yok. Hocamın da dediği gibi görüntü ortada… Başarı puan tablosunda yazıyor. Sıfır puandan aldığı takım şuan 35 puanda… Artık fazla söze gerek yok. Kimin önüne koysan bu tabloyu susar… Zaten Manisaspor yönetimi de susuyor… Önce Galatasaray’a gidiyor haberleri, sonrasında Beşiktaş başına geçme talepleri, hatta televizyon yorumculuğuna devam etmesinde sakınca görünmemesini durumu, hep puan tablosundaki görüntünün bir gücü.. Çünkü Manisaspor’u yönetenlerin yapılarını herkes biliyor. Dikkat edin yönetim kurulu demedim, yönetenler dedim. Çünkü yönetimin içinde çok sevdiğim arkadaşlarım ve ağabeylerim var. Ama bir de yöneten kısım var. Bu da iki kişi ile sınırlı. Bazen 2.5 oluyormuş… İşte bu yönetenler şimdilik susuyor. Dediğim gibi öyle bir tablo var ki ortada konuşsan yanarsın. ‘Hocam biraz demeçlere dikkat et’ demeyi bırak, ima etsen tribünleri karşında bulursun. O yüzden şimdilik susuyorlar. Konuşurlar mı? Orasını bilemem. Ama bildiğim bir şey var, son yıllarda takımın başına getirdikleri teknik adam profili ile Hikmet hocamın profilinin örtüşmediği… Hocam basın toplantısında çok açık konuşmuş. Ben bu toplantıdan şunu anladım. Hikmet hocam seneye de Manisa’da kalmak istiyor. Gelirken fedakarlık yapan tarafın kendisinin olduğunun bilinmesini, para pul ile de işinin olmadığını söylüyor. Sanırım önüne boş mukaveleyi koysan imzayı atacak gibi… Ama boşluğu yönetim mi dolduracak, hocam mı dolduracak orayı çözemedim. Bir de bu işler 2-3 hafta içerisinde olması lazım. Yoksa hocam gidici. Benden söylemesi… Hocam toplantıda tesislerden, takımı yönetenlerin ilişkilerine, bazı medya kuruluşlarına koydukları ambargoların yanlışlığından bahsetmiş. Her sözü, her demeci doğrularla örtüşen bir konuşma yapmış. Ama öyle bir ülke de yaşıyoruz ki, bizim toplumda bu kadar doğruları söylemek, pek doğru karşılanmaz. Söyleyeni de pek sevmezler. Bu doğruluk konusunda atalarımız bile bizlere miras sözler bırakmıştır. Hani ileride ders alınsın diye, mesela ‘Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar’ gibi. Ya da ‘Her doğru, her yer de söylenmez’ gibi. Veya ‘Her doğru doğru değildir’ gibi… Bizler küçük yaştan itibaren büyüklerimizden bu sözleri duyduk. Kısacası bu toplantının ardından insanın aklına şu soruda gelmiyor değil, ‘Bu kadar doğru, doğru mu?’