Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, bir dizi programa katılmak üzere Kastamonu'ya geldi.
Çatören Orman Deposu'nda orman köylüleriyle bir araya gelen Özel, şehrin sürekli göç verdiğine dikkati çekti. Orman köylüsünün yaşadığı ekonomik zorluğa dikkati çeken Özel, "Orman köylüsü borcu borçla kapatıyor" dedi. Özel, orman köylülerinin sosyal güvencesinin bir an önce sağlanması için çağrı yaptı.
CHP'nin halkın desteğiyle iktidar olacağını vurgulayan Özel, "Bir siyasi partinin cumhurbaşkanı adayı hapse atılıyorsa, genel merkezine el konuluyorsa, genel başkanı 6 yıl önce yapılan bir seçime döndürülüyorsa yani bir siyasi parti iktidar tarafından lidersizleştiriliyor, adaysızlaştırılıyorsa o siyasi partiden büyük endişe duyuluyor demektir. CHP önümüzdeki dönemde iktidar olacak. İktidar yürüyüşümüzü durdurmak için bir yol bulurlarsa biz bir yeni bir yol açacağız" ifadelerini kullandı.
Özel'in açıklamaları şöyle:
"İktidara yürüyen, mücadele eden bir siyasi partiyi kendilerine tehlike olarak görüyorlar. Biz de buna karşı, buna inat Ankara’da bizi meşgul etmek istedikleri gündem ile boğuşmak yerine, Ankara’dan çıkıp o zorlu günlerden itibaren bugün 18’inci ildeyiz ve geziyoruz, sorunları dinliyoruz, çözüm önerilerimizi söylüyoruz. Yürüdüğümüz yolda kolumuza kim girerse onunla kol kola yürüyüp, sohbet ediyoruz. Hem düşüncelerimizi söylüyoruz, hem de onların düşüncelerini alıyoruz. Bir nevi iktidar yürüyüşünde yolda giderken yönümüzü vatandaş ile birlikte tayin etmeye çalışıyoruz. Bugün Ilgaz Dağları’nın eteklerine geldik. Çok yere gidiyoruz, çok yerde toplantı yapıyoruz ama böyle yeşilin her tonunun olduğu ve o yeşili borçlu olduğumuz, alnının terini ormana damlatan, o ormana hayat veren, ormanda yaşayan, orman ile birlikte yaşayan ve ormanı yaşatan, koruyan insanlarla, orman köylüleriyle birlikteyiz bugün. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Sizlerle birlikte olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.
Türkiye’de orman köylüsü çok konuşulur, hiç görünmez. Çok konuşulur, hiç sesi duyulmaz. Hiç onun konuştuğuna, söylediğine kulak verilmez. Herkes ezbere konuşur ama orman köylüsünün gerçek sorunlarının dinlemeye, onlarla birlikte olmaya, onlarla sohbet etmeye gelince hep ihmal edilir. Orada bir orman köylüsü var, o kendi halinde ve onun sorunları kimsenin ana gündemi değil. Oysa burası Kastamonu, Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye’nin yedi ya da sekizinci büyük nüfusu vardı burada. 328 bin nüfus vardı, şimdi de 380 bin nüfus var. İstanbul’da Sivaslıdan sonra en çok Kastamonulu var. Şimdi bu güzel memleketi bırakıp, başka yere gidiliyorsa bu işte bir sorun var. Türkiye’nin her yerindeki Kastamonulular çalışkan insanlar, dürüst insanlar, başarılı iş insanları, bir yerde bir Kastamonuluyu gördüğünde ondan bir kötülük beklemezsin. Ama Kastamonulu bu kadar güzel bir coğrafyayı, bu dünyanın en güzel ormanlarını bırakıp da buradan gidiyorsa, demek ki biz Kastamonuluyu burada tutamıyoruz. Niye tutamıyoruz, niye göç veriyor? Dönüp oraya bakmak lazım. İlk dikkatimi çeken bilgi şu; orman köylüsünün yaş ortalaması, 58 olmuş. Normal şartlarda bundan 30 yıl önce 38’miş. Yani 20 yaş yaşlanmış. Ormanda, köyde çalışan gence sorduğunda, hemen hemen yüzde 80’i ‘Asgari ücretli bir iş bulursam buradan gitmek istiyorum’ diyor. Gittiği yer 28 bin lira maaş alacağı, en az sekiz saat çalışacağı, kapalı bir ortamda çalışacağı bir yer. Bırakıp geldiği yer böyle bir cennet. O zaman oturup düşünmek lazım, ‘Bu gençler neden ormanda çalışmak yerine fabrikada çalışmayı tercih ediyorlar?’ diye. İşte orada ormanın ve orman köylüsünün feda edildiği, rantın ve şirketlerin tercih edildiği bir düzenle karşı karşıya kalıyoruz.
Birçok konuda ben ‘AK Parti’nin kara düzeni’ diyorum. AK Parti’nin kara düzeni maalesef ormana da orman köylüsüne de el atmış durumda. Biraz önce Başkan söyledi. En önemli sıkıntılardan bir tanesi ‘dikili kesim’ dedikleri… Eskiden hepimizin bildiği orman muhafaza memuru var. Orman muhafaza memuru ormanı geziyor, elinde özel bir boyası var ve hasta bir ağacı görürse, yaşlı bir ağacı görürse, seyreltilmesi gereken bir ağacı görürse, orman yangınıyla mücadele için açılması gereken bir koridoru görürse orayı işaretliyor. Orman köylüsü gidiyor, o ağacı kesiyor, o ağacı seyreltiyor, o ağacı sürükleyip getiriyor ve oradan geçimini sağlıyor. Bunun yerine Orman Kanunu’nun 30’uncu maddesinde yaptıkları bir değişiklikle ormanın bir bölümünü beş yıllığına parası olana veriyorlar. Diyorlar ki ‘Burası sana ait. Artık orada ormanın menfaati yok, şirketin menfaati var. Ülkenin menfaati yok, şirketin menfaati var. Orman köylüsü diye bir şey yok, artık taşeron işçi var.’ O şirket kafasına göre belirliyor, kafasına göre kesiyor, kafasına göre kestiriyor, kafasına göre ücretlendiriyor. Kendisi esas parayı kazanıyor. Orman köylüsünü de işçileştiriyor. Taşeron sistemi getirmiş oluyor. Şimdi bu ormanda bir bereket var, bu ormandan çıkan o bereket bu ormanda yaşayan herkese yetiyor. Burası bir yaşam alanı. Ormanın içindeki ağaca da yetiyor, börtü - böceğe yetiyor, sincaba da yetiyor. Orman köylüsü de oranın yabancısı değil. Oranın içinde yaşayan birisi ve ona da yetiyor. Ama sen bu bereketi ranta çevirir, birine verirsen ormanda çalışan köylüyü de amele haline getiriyorsun. Emeği sömürülen biri haline getiriyorsun.
Orman köylüsünün sorunlarına bakarken geçen gün bir notta okudum, ‘Faiz giderleri var’ diyor. Dedim ki ‘Ya orman köylüsünün ne faiz gideri olabilir?’ Dediler ki, ‘Bayağı da var.’ Normal şartlarda ‘istihkak’ diye bir şey var. Bunlar günlük çalışan ve günlük yaşayan, peşin harcayan insanlar. Ama işte giderlerini söylüyor; aracının - gerecinin, kullandığı mazotunu, benzinini… Her türlü harcamasından bahsediyor, ‘Bunlar peşin harcayan insanlar’ diyor. ‘Bunların istihkakını 2,5 - 3 - 3,5 ay geç veriyorlar. Bu sefer arada para bitiyor. Bankaya gidiyor ve nakit avans çekiyor karttan’ diyor, ‘Yüzde 90 faiz uyguluyorlar. Borcunu kredi kartından ödüyor, birazcık geciktiği zaman faiz uyguluyorlar. Orman köylüsünün borcu borçla kapatmak, kredi kartını borç parayla, krediyle kapatmak gibi ciddi bir faiz yükü var’ diyorlar. Tabii insanın yaşamadan… Burada şimdi ‘Faiz borcu var’ diyorum, orman köylüsü arkadaşların hepsi kafa sallıyor, ‘Doğru’ diyor. Çünkü böyle bir derdi var buradaki arkadaşın. Bunları görmek, bunların üzerinde uzun uzun çalışmak lazım.”
8 milyon dekar ormanın olduğu bir kentteyiz, Kastamonu gibi yerdeyiz. Ama yine bir rakam; yüzde 50’sini madene açmışlar buranın. Şimdi yüzde 67’si orman olan bir yerde yüzde 50’si madene açılmış şehrin. Bu büyük bir katliam demek, büyük bir tehlike demek. Zaten mevcut madenlerin ormanlara ne yaptığı ortada. Uçakla geçerken, helikopterle geçerken ormanların üstünden o maden ruhsatlarının, ormanı nasıl bağrının içine yerleştirildiğini, nasıl oraların kazıldığını, ormanın böyle bağrının içinin nasıl oyulduğu görüyorsunuz. Cumhuriyet tarihi boyunca bin 300 tane ruhsat verilmişken madenlere, Adalet ve Kalkınma Partisi 300 bin tane ruhsat verdi madenlere. Akıl alır gibi değil. Ordu’nun, Giresun’un yüzde 80’i madenlere açılmış. ‘Kastamonu’da yoktur’ diyorsun, ‘Buranın tamamı orman’ diyorsun ama buranın da yarısının maden ruhsatlarına açıldığını büyük bir üzüntüyle görüyoruz, büyük bir üzüntüyle takip ediyoruz. Tabii özellikle bu aracıların, dışarıdan birilerinin gelip bu arazileri alıp kafasına göre kesip, kafasına göre seyreltip buradaki insanları çalıştırırken yapılan bazı düzenlemeler de var. Orman Genel Müdürlüğü, ORBİS sistemi var. Bu sistem üzerinde bu ‘tamburla çekim’ denen, eğimli arazilerde yapılması gereken, yüzde 20’den fazla eğim varsa işçi sağlığı, iş güvenliği açısından aslında zorunlu olan ama yüzde 40’tan aşağı vermedikleri tamburla çekimin bir de sistemde iznini de kapatmışlar. Yani bunun ücretlendirmesini de elinizden almış olmuşlar. Bunun da büyük bir sorun yarattığını bütün arkadaşlarımız bize ifade ediyorlar. Geçmiş zamanlarda ben Manisa’nın yurtlarından biliyorum ki burası gibi tamamı orman olan bir yer değil ama bizim de Yunt Dağımız var. ORKÖY ilk kurulduğunda ne kadar önemli, ne kadar herkesin birden sahiplendiği, kamunun da saygı duyduğu ve destek verdiği, sizlerin de hem dayanışma içinde olduğunuz ve çok istifade ettiniz bir yapıyken git gide zayıflıyor olmasını, payının azalıyor olmasının ve ormandan kazanılan gelirlerin, ormandan elde edilen faydaların, ormandan elde edilen orman dışı faydaların gelirlerinin de ORKÖY’ün, bunun dışında bırakılıyor olmasının büyük sıkıntılar yarattığını görüyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak orman köylüsü ile ilgili çok önemli çalışmalar yapan bir ekibimiz var. Hem çalıştığımız yapılar, rant çevreleri değil. Onların istediği düzenlemelerle değil, hem derneklerle, meslek örgütleri ile çalışıyoruz. Ayrıca orman köylüsünü burada olduğu gibi doğrudan temsil eden başkanlarını buluyor; onlarla görüşüyoruz, onlarla konuşuyoruz. Bir kere bu istihkakların 15 günden geç ödenmesinin kanunen yasaklanması gerektiğini düşünüyoruz. Yani böyle çalıştırıp iki ay - üç ay sonraya vermek yerine 15’inci gün istihkakın en geç ödenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Herhangi bir sebepten gecikmelerde mutlaka gecikme faizinin, nasıl sizin bütün ödemelerinizde oluyorsa gecikme faizinin mutlaka orman köylüsüne ödenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Arazi eğimine, mesafeye, zorluğa göre bölgesel fiyat uygulamaları var. Yani Ankara’da kağıt üzerinde fiyat belirlemek yerine burada ormanın içinde fiyatın belirlenmesi gerektiğini, bu konuda bir ekspertiz sistemi gibi ama kamu görevlilerinin, hakkaniyetli kamu görevlilerinin gelip ormanda hakkaniyetli bir orman fiyat uygulamasının olmasını, buna itiraz mekanizmasının olmasını, yani ‘Ben söyledim, bu kadar ödenecek’ değil; ‘Bu eğimde, bu arazide, bu orman türünde bu işin karşılığı budur’ diyebilmenin, hak aramanın, bir kişinin Ankara’da belirlediği ve bütün Türkiye’de uygulanacak fiyatlar yerine yerelde bunların belirlenmesi gerektiğini ifade ediyoruz. En önemli sorun olarak, tabii Türkiye’ye 1970’lerde sosyal güvenliği, sosyal güvenceyi getirmiş bir parti olarak; orman köylüsünün sosyal güvenlik sorununun bir an önce çözülmesi gerekir. Çalışırken işçi gibi çalışıyor ama emekliliğe gelince Bağ-Kur’lu, kendisi ödemek zorunda kalıyor. ‘İsteğe bağlı Bağ-Kur ödemesi’ dediğiniz zaman işte arkadaşın dediği gibi hiç yok. Neden? Sıra ona gelmiyor ki. İnsan karnını doyuramazken, çocuğunun ihtiyacını, evdeki ihtiyaçları görmeye para bulamazken sosyal güvenlik primini gidip de yatırmaya fırsatı olmuyor. Bunun sonucu güvencesizlik oluyor. Güvencesizliğin sonucu iş kazaları karşısında, sakat kalmalar karşısında ömür boyunca bir ailenin tamamen perişan olması noktasına geliniyor.
Onun için biz orman köylüsü için sigortanın devlet tarafından ödeneceği; zaten biz aracı kurumlar, aracılar gelip de ‘Burayı ben aldım kardeşim, burası benim. Benim yerimde çalışacaksın’ diyen patron sistemini bitirip kooperatifler üzerinden, sizin kendi yapılarınız üzerinden ormanla orman köylüsünün doğrudan muhatap olmasını ve aradaki bütün aracıların çıkarılmasını… Ormana ‘rant’ kelimesi yakışmıyor, bunlar ranta çevirdiler. Ormanın bereketinin orman köylüsünde kalmasını savunuyoruz. Sigortanın devlet tarafından yaptırılmasını ki burada kamuda çalışan işçi, asfaltı döken işçi eğer Karayolları Genel Müdürlüğü’nde çalışıyorsa, sigortasını Karayolları Genel Müdürlüğü yatırıyorsa; Orman Genel Müdürlüğü’nün de ormanda çalışan işçinin sigortasını yatırmasını… Elbette verilecek ödemenin içinden sigorta primi kesilir, nasıl başka yerde kesiliyorsa. 7 milyon orman işçisinin olduğu bir yerde, devletin orman işçisini bir meslek olarak görmesini, kamuda çalışan bir işçi olarak sigortasını yaptırmasını ve onun çalıştığı yerin şartlarına göre ücretlendirilmesini, ormanda çalışan işçinin, orman köylüsünün hem sosyal güvence, hem de ailesinin sosyal güvencesi ve emeklilik garantileri olmasını son derece önemsiyoruz.
Ayrıca orman dışı orman ürünlerinin önemli bir gelir kapısı olduğunu düşünüyoruz. Bunun için Sencer Başkanımızın ekibinin önemli çalışması var. ORKÖY yapısının güçlendirilmesi, sahiplenilmesinin yanında ormanda orman köylüsü kadınlar için bir kooperatifin ve orman köylüsü olarak çalışan, ormanda çalışan gençler için bir yapının kurulmasının, kadınların özellikle ormandaki yan ürünleri ki Türkiye’nin dört bir yanında belediyelerimizde kadın kooperatiflerimiz var. Ormanda yaşayan kadınların, ormandaki işte mantarındaki defnesine her türlü yan ürünü Türkiye çapında değerlendireceği kadın kooperatiflerinin ve eğer ormanda çalışan bir genci 28 bin lira asgari ücretle sanayiye kaptırmak yerine ormanda tutmak istiyorsak, onun sigortasının da tamamının devlet tarafından hiçbir sosyal güvenlik prim kesintisi yapılmadan ödenmesinin, orman köylüsünün yaş ortalamasının yeniden düşürülmesini planlıyoruz. Türkiye’de tarım konusunda gayri safi milli hasılanın yüzde 1’inin destekleme olarak tarıma ödenmesi şartı var ama geçtiğimiz yıl yapılan bütçede bu para binde 2 olarak, yani yüzde 1’in beşte biri olarak konuldu. Bütçe hakkı dünyada insanlığın en önemli kazanımıdır. Aslında parlamentoların var oluş sebebi bütçe kanunu çıkarmaktır. Bütçe kanununda, kanuna aykırı bir madde koyarak, Türkiye’deki köylülerin, çiftçilerin, ziraatla geçinenlerin, ormanla geçinenlerin hakkının yüzde 80’ini gasp ettiler. Bunların tam olarak ödenmesi, tam olarak karşılanması gerekiyor.
Ümit ediyoruz, iktidar olduğumuzda ki şundan kimsenin şüphesi olmasın. Bir siyasi partinin Cumhurbaşkanı adayı hapse atılıyorsa, genel merkezine el konuluyorsa, Genel Başkanı altı yıl önce yapılan bir seçime döndürülüyorsa, yani bir siyasi parti iktidar tarafından lidersizleştiriliyor, adaysızlaştırılıyor ve kurumsuzlaştırılıyorsa o siyasi partiden büyük endişe duyuluyor demektir. Cumhuriyet Halk Partisi Allah’ın izniyle, sizlerin takdiriyle, önümüzdeki dönemde iktidar olacak. Yok, ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu iktidar yürüyüşünü biz durduracağız.’ Onlar bunun için bir yol bulurlarsa biz yeni bir yol açacağız. Cumhuriyet Halk Partisi’nin temel ilkesi şudur. Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür, Gazi Mustafa Kemal Atatürk şartlar ne olursa olsun mücadeleden vazgeçmeyen, özgürlükten vazgeçmeyen, bu milleti köle olmaktan kurtarıp, güçlü bir halk olması için gerekli mücadeleyi veren kişidir. Gerektiğinde mücadele etmiştir, gerektiğinde mücadelenin safını değiştirmiştir. Gerektiğinde kalkıp Anadolu’ya geçip köy köy gezmiş ve hem Kurtuluş Savaşı’nı örgütlemiş, hem kuruluşu gerçekleştirmiştir. Aynı mantıkla esas hedefimiz sömürüyü bitirmek. Geçmişte nasıl bu ülke istila altındaydı ve bıraksaydık, yedi güçlü devlet gelip burayı sömürge haline getirecekti. Bugün orman köylüsünün emeğini sömürüp, bir takım şirketleri zengin edenler varsa bizim iktidar yürüyüşümüz orman köylüsünü bundan kurtarmak için. Bugün bizim çiftçimizi birilerinin kölesi haline getirmeye çalışanlara karşı bizim bildiğimiz bir şey var; köylü, milletin efendisidir. Ovada yaşayan köylü de milletin efendisidir, ormanda yaşayan köylü de milletin efendisidir. Bunu sağlayana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Benim sizlerin sorunlarına ilişkin çözüm önerilerimizle ilgili söyleyeceklerim bunlar. Ama bunun dışında sizin yaşadığınız ve bizim bilmediğimiz, söylemediğimiz veya göremediğimiz sorunlar varsa, sizin bize önerileriniz varsa, istekleriniz varsa onların da her birini dinlemek isteriz. Bu Ilgaz Dağları’nın eteğinde, sizin sırtınız ormanlara doğru, bizim de yüzümüz ormanlara doğru. Biz yüzümüzü hiçbir zaman sizden, milletten, doğadan ve bu ülkenin güzelliklerinden ayırmayacağız. Gözünüzün içine baka baka söylüyorum; siz bu ülkenin en önemli sahiplerisiniz. Bu ülkenin güzelliklerini de sizin geleceğinizi de kimsenin çalmasına izin vermeyeceğiz. Söz veriyorum.
Her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Kalktınız, geldiniz, burada bizimle birlikte oldunuz. Kastamonu’nun 3 milletvekili var. Bunlardan bir tanesi Hasan Baltacı’ydı, Meclis’te biraz önce söylediğiniz gibi hem Kastamonu’nun sorunlarını hem orman köylüsünün sorunlarını konuşan tek milletvekiliydi. Sonra çok sevdiğiniz için Kastamonu geri çağırdı onu, belediye başkan adayı oldu. İki kişiden birinin oyunu alarak seçildi. Çok büyük bir teveccüh. Şimdi ilk seçimlerde tabii Hasan Baltacı belediye başkanlığına devam edecek. Biz yine buradan milletvekili çıkaracağız ama 3 taneden biri olunca bu garanti olmuyor. Bir anlaşma yapalım, 3 milletvekilinden en az 2 tanesini bize verirseniz Kastamonu’dan, birine bir şey olursa bile öbürü devam eder yoluna. Hasan Baltacı burada zaten, belediye başkanı, daha iyisi olmaz. Şöyle yaparız, yarın öbür gün ne olur ne olmaz. Kastamonu’dan zaten herhalde şimdiki bakan da var hemşeriniz. Zaten bu ormanla ilgili bir bakan olursa, bu Kastamonu’dan olur. Ama Hasan Baltacı olur, ama Hikmet Bey olur. Bir başka kardeşiniz olur. O zaman anlaşmayı şöyle yapıyoruz. Allah’ın hakkı üçtür. Bak iki CHP milletvekili Kastamonu’dan söz mü? Bir tane de bakan benden size, söz. Üç oldu. Çok teşekkür ediyorum, orman köylüleri ile birlikte şu Ilgaz Dağı’nı arkamıza doğru alıp bir fotoğraf çektirirsek, biz bu gazla çok çalışırız."
Özel, programının devamında yurttaşlarla bir araya geldi.
Seçildikleri günden bu yana sokakta, yolda olduklarını kaydeden Özel, "Yol, yolculardan uludur yolcunun kendinden de uludur. Yeter ki yol doğru olsun. Bizim yolumuz hak yoludur, eşitlik yoludur, kardeşlik yoludur. Bizim yolumuz siyasette iktidar yoludur. Bizi bu yoldan kimse çeviremez" şeklinde konuştu.
Ekonomik sorunlara dikkati çeken Özel, şöyle devam etti: "Eğer ki 28 bin lira sefalet maaşıyla geçinmek zorunda olan emekçinin sesini duymazsak, ona iktidar yolunu açmazsak, esnafın sesini duymazsak, köylünün, ormancının sesini duymazsak, gençlerin sesini duymazsak ne kıymeti var koltuğun, ne kıymeti var binanın, ne kıymeti var orada oturmanın?"
Özel'in buradaki açıklamalarının tamamı şöyle:
"Bugün programımız Kastamonu’da. Sabahleyin geçmişte Meclis’te sesleri Hasan Baltacı tarafından çok duyurulan ama bugünlerde kendilerini sahipsiz hisseden Kastamonu’nun orman köylüleri ile birlikte başladık güne. Sonra çarşı ziyaretimizi, esnaf ziyaretimizi sağ olun, teveccühünüzden yoğunluktan dolayı gerçekleştirmeye çalıştık olabildiğince. Giremediğimiz esnaflar hakkını helal etsin. Çayı hep birlikte içtik ve bence bu topraklar üzerindeki en anlamlı camilerden bir tanesi, Nasrullah Camii’ndeki ki burada Mehmet Akif Ersoy bu camide vaaz verirdi ve İstiklal Marşımız ilk kez bu camide, bu cami cemaatine okundu, Kastamonu’ya okundu. Bu camide bir cuma namazı kılmak şadırvanından bir su içmek, adetimiz Kastamonu’ya geldiğimizde. Yıllar önce şadırvandan su içince dediler ki ‘Ya yedi yıl sonra bir gelirsin ya da yedi kere daha gelirsin.’ Ben herhalde yedi kere geldim ama 70 kere gelsem size doyamam. Sağ olsun basın ilgi gösteriyor, sağ olsun cemaatimizle cumayı birlikte kıldık. Siz burada böyle bir karşılama yaptınız, eksik olmayın. Burada söyleyeceğim şey şu; iyi dileklerinizi duyuyorum, güzel sözlerinizi duyuyorum, dualarınızı duyuyorum. Yolumuzu kesip dua eden annelerimize, büyüklerimize minnettarım. Bizim yolculuğumuza yoldaşlık eden herkese minnettarım. Gençlerimizin heyecanının farkındayım.
Herkes şunu bilsin ki bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşananlar partide, partinin içinde yaşanan bir mesele değil. Öyle olsa partinin tamamı hepsi bir tarafta olmaz, bütün il başkanlarımız bir tarafta, bütün ilçe başkanlarımız bir tarafta. Parti içinde bir mesele yok. Olan bir mesele varsa Cumhuriyet’in en büyük kazanımı olan sandık, istediğini seçip istediğini seçmeme hakkı, ülkeyi kimin yöneteceğine karar verme hakkı ve Recep Tayyip Erdoğan’la Cumhuriyet Halk Partisi arasında da değil, dava Recep Tayyip Erdoğan’la milletimiz arasında. Emekliler burada, diyorlar ki, ‘Emekliye bütçe ayırın.’ 20 bin lira emekli maaşı ya ev kirasına yetiyor ya karnını doyurmaya. Eve yeterse aç kalıyorsun, evde kalırsan aç kalıyorsun, karnını doyurursan sokakta kalıyorsun. Şimdi zam zamanı geldi, ‘Efendim 23 bin 500 bin yapalım, bu emekliye yeter.’ Bu sefalet maaşı emekliye yetmediği gibi Türkiye’nin açlık sınırı 115 bin lira olmuş. Beş emekli bir araya gelse, dördü açlıktan ölse, maaşı beşinciye verse beşinci yoksulluktan anca kurtuluyor. Beş emekli bir araya gelse bir zengin etmiyor, yoksulluktan kurtulamıyor. Asgari ücret 28 bin lira. Bu insanlar bu maaşla ev kirası ödeyecekler, çocuk büyütecekler, çocuklarını doyuracaklar, giydirecekler, okula yollayacaklar, evin bütün masrafını görecekler. Biz yıllardır itirazı emekliden yana yaptığımız için, emekçiden yana yaptığımız için, alın terini savunduğumuz için, orman köylüsünü savunduğumuz için, gençlerin umutlarını yeniden yeşertmek istediğimiz için ve seçildiğimiz günden beri sokakta olduğumuz için, yolda olduğumuz için… Yol ki yolcudan uludur, yol yolculardan uludur, yolcunun kendinden de uludur. Yeter ki yol doğru olsun. Bizim yolumuz hak yoludur, eşitlik yoludur, kardeşlik yoludur. Bizim yolumuz siyasette iktidar yoludur. Bizi bu yoldan kimse çevirmez.
Onun için mesele bizim aramızda değil. Mesele, milletle Tayyip Erdoğan’ın arasında. Mesele, iktidarı değiştirmek isteyen milletle, ‘Hayır seçimle geldim ama seçimle gitmek istemiyorum’ diyenler arasında. Onun için biz buna itiraz ettik, biz buna karşı mücadele ediyoruz. Buna karşı yola düştük, yolumuz bugün Kastamonu’dan geçti. Kastamonu ki bu ülke kurulduğunda ülkenin yedinci büyük vilayetiydi. Cumhuriyet tarihi geçti üstünden, 103 yıl sonra neredeyse aynı nüfusta. İstanbul’da Sivas’tan sonra en çok Kastamonulu var. Bu güzel şehir, herkesin gelmeye can attığı bu şehir sürekli göç veriyor, sürekli zayıflıyorsa bu şehir hak ettiğini almadığındandır. Biz Kastamonu’da yıllar sonra partimizin bir evladını siz çok istediniz diye belediye başkanı adayı yaptık. Belediye başkanımız, Hasanımız, sizin Hasanınız, sizin Hasan iki kişiden birinin oyunu alarak 35 yıl sonra burada belediyeyi aldı. Bugün buraya sandığı koyalım üç oyun iki tanesini alacak. Üç oyun iki tanesini. Bizim burada Hikmet Erbilgin benim siyaseten değişim için yola çıktığımızda ilk kol kola girdiğimiz arkadaşlarımız. Hikmet Erbilgin. Üç tanecik kadın il başkanımız var. Birisi memleketim Manisa’da, kardeşim. Bir tanesi de burada kardeşim. 20 ilçemiz var, hiçbirini birbirinden ayıramayız. Hepsi birbirinden kıymetli. Hepsi sonuna kadar partideki değişimi de desteklediler, şimdi ülkedeki değişim için hep birlikte gayret gösteriyorlar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi'nde verdiğimiz mücadeleyi sonuna kadar, hukuken, siyaseten sürdüreceğiz. Bütün yolları kaparlarsa kimse korkmasın, emekliler de korkmasın, dua eden teyzem de korkmasın, emekçiler de korkmasın, esnaf da korkmasın, gençler de korkmasın. Ya bir yol bulacağız, ya yeni bir yol açacağız. Bizim yolumuz iktidar yolu, yolumuz yeni bir yol. Bu yeni yol, gençlerin yeni yolu. Bu yeni yürüyüş, emeklilerin iktidara yürüyüşü. Yıllarca elleri nasırlanmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş emeklilere dünya tarihinin en büyük vefasızlığı yapılıyor. Eskiden 8 çeyrek altın alan emekli maaşı 2 çeyrek altın alıyorsa emekli o sandığa gelecek, bu kara düzeni değiştirecek. Başka yolu yok.
Eğer ki 28 bin lira sefalet maaşıyla geçinmek zorunda olan emekçinin sesini duymazsak, ona iktidar yolunu açmazsak, esnafın sesini duymazsak, köylünün, ormancının sesini duymazsak, gençlerin sesini duymazsak ne kıymeti var koltuğun, ne kıymeti var binanın, ne kıymeti var orada oturmanın? Kastamonu’yu binada oturarak kazanmadık. Kastamonu’yu, sokakta el sıkarak, vatandaşı dinleyerek, vatandaşa sorarak, vatandaşa, onun sorununu nasıl çözeceğimizi anlatarak kazandık. Türkiye’nin yüzde 65’ini 50 yıl sonra kazandıysak bunu oturarak kazanmadık, çalışarak kazandık. Ve Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurulduğu günden sonra ilk kez yendiysek, geride bıraktıysak anketlerde hep birinci isek bugün de birileri niye yapar bilmem, ne istiyorsun, Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci partisi. Şunu söyleyeyim, bilene bilmeyene, Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci partisidir. Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. İlk kurultayı da Sivas Kongresi’dir. Sivas Kongresi, bizim ilk kurultayımızdır. İkinciyi yaparken Atatürk’e demişler, ‘birinci’ diye söylemişler, ‘ikinci’ demiş. ‘Birinciyi Sivas’ta yapmadık mı?’ demiş 1919’da. ‘Sivas’ta yaptık birincisini.’ Övüne övüne ilk iş yazdım oraya. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci partisi. İlk girdiğim seçimde de söz verdiğimiz gibi Türkiye’nin birinci partisi yaptık. Bundan sonra da biz varsak partinin başında, bir daha ikinci olmaz, bir daha yenilmez. Biz, yenilgiyi kabul etmeyen, biz, kaybetmeyen, biz, kazanmak için çalışan, biz, kazanırsak emekleriniz için ve çiftçinin de gençlerin de kadınların da kazanacağını bilenleriz. O yüzden bir daha söylüyorum, kurulduğu gün gibi son seçim gibi bugün de Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci partisidir.
Böyle bir günde, böyle güzel bir günde bu sürpriziniz için, bu güzelliğiniz için teşekkür ederiz. Değerli Kastamonulular, Cumhuriyet’in kalesi burası. Buraya gelen, buradan güç alır gider. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ‘Bir gözüm Sakarya’da, Polatlı’da, kulağım Kastamonu’da İnebolu‘da’ diyordu. Buradan, sizden gördüğümüz yakın ilgiyle aldığımız cesaretle güçle yarın Zonguldak’a, öbür gün İstanbul’a, öbür gün Adana’ya, öbür gün Niğde’ye… Durmadan yürümeye devam edeceğiz. Benimle birlikte yürümeye var mısınız? Var mısınız? Söz olsun, and olsun ki bu yolun sonu iktidardır. Birlikte yürüyeceğiz. Hepinize saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun."
Özel, programına Eski Sanayi Sitesi'ndeki esnaf buluşmasıyla devam etti.
Burada yaptığı konuşmada, 'adaletsiz vergi düzenini değiştirmeye, onların hor gördüğü milleti baş tacı etmeye' geldiklerini vurgulayan Özel, "Size söz veriyoruz; artık bu düzen değişecek. Halkın iktidarda olduğu düzen gelecek" ifadelerini kullandı.
Özel, şunları söyledi:
"Bugün de sabah erken saatlerde geldik. Hakkını teslim edelim, hep söylediler, ben de burada söyleyeyim. Dediler ki ‘Meclis’te bir sesimiz vardı, o da kesildi.’ Hasan Baltacı ile birlikte orman köylülerini ziyaret ettik. Hikmet Başkanımla, Parti Meclisi Üyemiz, İl Başkanımla beraber. Orman köylülerinin dertlerini dinledik, sorunlarına çözüm önerilerimizi söyledik. Sonra Nasrullah Camii’nde suyumuzu içtik, abdestimizi aldık, Cumamızı kıldık. Sağ olsun partililerimiz Kastamonuluları orada karşıladılar. Onlara birkaç cümleyle değerlendirmelerde bulunduk. Şimdi de küçük sanayi esnafımızla birlikteyiz. Benim yabancı olduğum bir yer değil. Bir dayım var, kendisi Manisa’da Küçük Sanayi Sitesi’nde 40 yıldır yay imalat işiyle uğraşıyor. Eskiden üçlü dükkânı vardı yan yana, şimdi tabii o işler birazcık CNC tezgâhlar falan gelince, o tekli dükkânda evini geçindirmeye çalışıyor. Artık yavaş yavaş emekli oldu. Ama sanayi sitesine çok gittim, sanayi sitesi esnafının dayanışmasını, böyle dışarıdan görülmeyen komşuluk ilişkilerini, birbirlerine sahip çıkmasını, hayatın güçlükleri karşısında birbirlerine omuz vermesini hep imrenerek takip etmişimdir. Siyasette de bizim Manisa Sanayi Sitesi baştan aşağı gezince hakkını verirsen, 4,5 günde geziliyor. En hızlı 2,5 günde geziliyor. Son Genel Başkan olduğum seçimler hariç onun dışındaki her seçimlerde sanayi esnafını Ayakkabıcılar Sitesi dahil olmak üzere baştan aşağı gezmişimdir, hep dinlemişimdir.”
Tabii her geçen gün daha kötüye giden süreçler yaşanıyor burada. Onun farkındayız. Bu sanayi sitesi ile ilgili yıllardır beklenti vardı, bir kooperatif kurulmuştu, taşınacaktı şehir dışına. Herhalde sözleşme yapılmış, anlaşma yapılmış, hal yoluna girmiş. Onun için uzun süredir beklediğiniz, özlediğiniz bir iş olması nedeniyle ben de memnuniyetimi ifade ederim. Tabii küçük sanayi, organize sanayinin yan sanayisi olma yönüyle bir işlevi olan, yine KOBİ’lerin bir takım işlerini dışarıya vermeleri ile bir işlevi olan, tamircilikten çok fazla sanatkâra, çok fazla alana kadar her birinin ayrı ayrı, kentin özellikle orta ve küçük düşük gelir seviyesindeki kesimlerinin koşup geldikleri, buldukları, garanti süresi dolduktan sonra her türlü bakımın, onarımın çok daha uygun fiyatlara yapıldığı için hep orada direğin tercihinin yöneldiği bir şehrin de kalbinin attığı, orada ne konuşulursa şehirde onun konuşulduğu, orada işler iyiyse yüzler gülüyorsa şehrinde ekonomisinin canlandığı, orada bir yavaşlama varsa bunun şehrinin ekonomisine aynen yansıdığı yerler sanayi siteleri. Son dönemde artan maliyetler belini büküyor sanayicinin. Birazdan sizlerden de dinlemeyi isteyeceğiz.
Özellikle krediye erişim, finansmana erişim en büyük sorun olarak ortaya çıkıyor. Maalesef pandemide yaşadığımız bir şeyi hatırlatmak isterim. Pandemide Esnaf Kefalet Kooperatifleri ki bence çok önemli bir yapı Esnaf Kefalet Kooperatifleri. Yüzde 8 ile, yüzde 8-9 faizle kredi verdi. Aynı günlerde büyük sanayicilere, zenginlere de zorla Kredi Garanti Fonu’ndan kredi kullandırdılar. O da yüzde 8’di. İhtiyacı olana KGF’den verilen helal olsun. Bir firmayı batmaktan kurtardıysa, istihdamın sürmesini sağladıysa KGF iyi bir iş. Ama KGF ile öyle bir para dağıttılar ki yüzde 8 ile. Büyük işadamları örneğin uçakları sıfırladılar, yalılar alındı, yatlar yenilendi, katlar çoğaldı. Pandemi bitti bunlar KGF’yi yüzde 8 ile geri ödediler. Pandemi bitti, esnaf kefalet yüzde 8’le 9’la kullandırdığı krediyi yüzde 25’e çıkardı kredi oranını. Şimdi bir tarafta esas desteklenmesi gerekenlere, ‘Efendim faizler arttı siz de vereceksiniz.’ Tabii ki esnaf kefalet kredilerinde kredinin yarısına sübvansiyon uygulanıyor, bu daha doğru bir iş. Ama diğer tarafta Kredi Garanti Fonu’nda özel uçaklara, yatlara, kotralara giden para 8’de sabit tutuldu hepimizin sırtından. Ama esnafınki 9’dan 25’e, çekildiği döneme göre kimi yerde yüzde 28’e çıktı. Bunu görmek lazım. Bu yüzden bakış açısını değiştirmek lazım. Siyaset öncelik belirleme işi. Bugün Türkiye’de maalesef iktidar kendine yakın olanları, kendi iktidarını sürdürmek için dayanışma içinde olduklarını ve esas paradan para kazananları güçlendirmeye, toplumun temel taşıyıcı direklerini ise yalnız bırakmaya, güçsüz bırakmaya, hatta onların arkasındaki olan destekleri de çekmeye devam ediyor.
Ekipman yenilemek lazım. Buradaki en büyük sorun. Yıllar geçiyor, teknoloji ilerliyor. Rekabet için ekipmanların yenilenmesi lazım. Aracın, gerecin, cihazın, üretim cihazlarının yenilenmesi lazım. Bunlarla ilgili düşük faizli değil, faizsiz krediler vermek lazım. Çalıştıkça yıllar içinde ödenecek şekilde bunların taksitlendirilmesi lazım. Bundan 20 yıl - 30 yıl önce bu konuda çok önemli adımlar atılabiliyorken maalesef bu iktidar döneminde bu işler artık unutulmaya başlandı. Kendi işini yapanlar ancak yanındaki çalışanın maaşını ödemek, vergiyi ödemek, kendi evini geçindirmek için teknolojiye veya kendi aletlerine yatırım yapamadıkları için zaman içinde geride kalıyorlar. Ya da işte modern tezgahlarda üretilenler kalite kontrolden geçiyor, diğerleri mal kabullerden geçmemeye, kabul edilememeye başlıyor. Böyle sorunlar var. Bunları yakından takip ediyoruz. Bağ-Kur primleri en büyük dert. Özellikle prim borcunun belli bir noktada olmadıktan sonra sağlık sigorta hizmetinin kesiliyor olması da çok ayıplı bir durum. Küçük esnaf Bağ-Kur primini ödeyemiyor. Bu konuda yapılandırmaya, faizlerin silinmesine ve Bağ-Kur prim borçlarının yapılandırılmasına ihtiyaç var. Bu konuyu Meclis’te sık sık Cumhuriyet Halk Partisi olarak dile getiriyoruz ve arkasında duruyoruz. Elektrik, doğalgazda, akaryakıtta, kira için sanayi esnafının desteklenmesi gerekiyor. Özellikle finansmana erişimde işletme kredileri ile ilgili düşük faizli destekleyici kredilere erişemeyince, maalesef tüketici kredilerine yönlendiriliyor banka tarafından. Ya da eldeki kartlardan nakit avans çekmeye yönlendiriliyor. Bu bu nakit avansta yüzde 90’a varan bileşik faiz var. Yüzde 30 sadece vergi var. En büyük sorun kredi kartının bir başka kredi kartıyla kapatılmaya çalışılması, yüzde 94 bileşik faiz var. Hele hele borç ödenmediğinde dönüp hesabın kesim tarihinden 15 gün öncesinden beri de faiz işletildiği için kartopu gibi büyüyen borçlar var. Bu da bir sarmalın içine düşmüş, borcu borçla kapatmaya çalışan ve artık yaptığı işin kârlılığı faiz giderlerine yetmediği için iflasa sürüklenen küçük esnafları karşımıza çıkarıyor.
Çırak bulmakta, kalfa bulmakta zorluklar var. Bunun için hem sanayi yönetimlerinin hem Milli Eğitim Bakanlığı’nın doğru projelerle bir araya gelmesi gerekiyor. Mesleğe eleman kazandıranların mutlaka teşviklerle desteklenmesi gerekiyor. Büyük sanayi firmalarına verilen desteklerin sanayi sitelerine de verilmesi ve staj olanaklarının buralarda da kullandırılması ama stajyerlerin hem işe başlangıç tarihlerinin staj tarihi olarak kabul edilmesi, hem de primlerinin tam eksiksiz olarak devlet tarafından yatırılmasını önemsiyoruz. SGK ve vergi teşviklerinin mesleğe eleman kazandıran, sıfırdan bir elemanı alıp kalfa olarak yetiştiren ve meslek sahibi yapanlara mutlaka destek olunması gerekiyor. Çek - senet tahsilatlarındaki gecikmelere yönelik olarak sanayi sitelerinde özel yetkili ve özel olarak bu konuda küçük esnafa doğrudan danışmanlık yapacak elemanlarıyla özel sanayi şubelerinin açılması, bunun özellikle de devlet bankaları tarafından yapılması gerekiyor. Halkbank’tan kullandırılan kredilerle ilgili faiz desteğinin mutlaka artırılması gerekiyor ve özellikle bir milat yapmak ve o milattan önce birikmiş ve gecikmiş faizleri bir sefere mahsus ortadan kaldırmak, anaparayı bölmek ve iflastaki, iflasa sürüklenmekte olan esnaflar için bir ikinci şans kredisinin, ikinci şans paketinin hayata geçirilmesi lazım. Çünkü herkes şunu bilsin, pandemi esnaf yüzünden olmadı. Krizi esnaf çıkarmadı. Rusya - Ukrayna Savaşı’nda sorumluluk bizde değil. Amerika - İran Savaşı’nda sorumluluk bizde değil. Türkiye’nin içinde bulunduğu bitmeyen çoklu krizlerin hiçbirinin müsebbibi değiliz. Herkes bir şekilde gemisini kurtarıyor ama küçük esnaf bir başına kalıyor. Öyle bir noktaya geliyor ki aslında dükkân var, alet var, edevat var, maaşını verebilse elemanı var, istihdam yaratıyor, kendine bakıyor, vergisini ödüyor ama bu çoklu krizler ortamında yakayı ya bir bankaya kaptırmış ya ‘Krediyi krediyle kapatayım’ derken sıkışmış, ya mal verdiği birisi borcunu ödememiş ya mal aldığı birisi tedarik zinciri kırıldığı için vaktiyle vermemiş ve yakayı bir yerden kaptırmış, elini vermiş ve kolunu kaptırmış bir bankaya, şimdi iflasa sürükleniyor. Mutlaka bunun için bir ikinci şans paketi dediğimiz bir uygulamanın yapılması lazım.
Tabii partimizle bir sıkıntımız var, onu en kısa sürede hem hukuki mücadeleyle, hem siyasi mücadeleyle, hem de milletimizin desteğiyle aşmayı düşünüyoruz. Bizim uğradığımız saldırının sebebi Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde olan bir şey değil. Mevzu 47 yıl sonra partiye birinci parti yapmamız. Mevzu, kurulduğu günden beri Adalet ve Kalkınma Partisi’ni ilk kez yenmemiz. Biliyorsunuz her seferinde ne diyordu? Yenmiş sayıyor; ‘11 kere yendim, 13 kere yendim.’ Diyordu; ‘Ben eğer bu seçimden birinci çıkmazsam siyaseti bırakacağım.’ Muhalefet liderlerine diyordu ki ‘Sen de bırakabilecek misin?’ Biz ‘Cumhuriyet Halk Partisi değişirse Türkiye değişir’ dedik. 4 - 5 Kasım 2023’te partide Değişim Kurultayı’nda iktidara geldik. Geldiğimizde yaş ortalaması 42 olan bir Parti Meclisimiz ve 44 olan bir Merkez Yönetim Kurulumuz vardı. Şunu söyledik; ‘Nasıl 1970’lerde Ecevit Cumhuriyet Halk Partisi‘ni girdiği ikisi yerel, ikisi genel dört seçimde birinci parti çıkardıysa biz de çıkaracağız’ dedik. Kastamonu’da geldik, aynı şeyi söyledik, Burdur’da söyledik, Kars’ta söyledik, Edirne’de söyledik. ‘Parti birinci parti olmazsa ertesi gün kongreyi toplayacağım, ben bir daha aday olmayacağım’ dedim. Dediler ki ‘Büyük konuşma.’ Dedim ki ‘Büyük konuşmadan büyük hedefler konmaz. Büyük hedefler konmadan başarı yakalanmaz.’ Çıktık, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yaptık. Erdoğan’ı da hayatında ilk kez mağlubiyetle tanıştırdık. Bunun üzerine o gün bugündür çeşitli oyunlarla, kumpaslarla, yargı oyunlarıyla huzur vermemeye çalışıyorlar. Partinin Cumhurbaşkanı adayını hapse atıyorlar. Partinin binasını polisle ele geçiriyorlar İstanbul’da, Ankara’da. Partinin Genel Başkanı’nı değiştiriyorlar, altı yıl öncesine götürüyorlar seçimi. Tam pandemideki maskeli bir seçimin sonucundan partiyi yönettirmeye çalışıyorlar. Son dört kazandığımız kurultayı yok saymaya çalışıyorlar. Neden bu? Hiçbir partiye yapılmayan niye bize yapılıyor? Hiçbir Genel Başkan’a yapılmayan niye bana yapılıyor? Bir tane sebebi var; iktidarı değiştirme kararlılığı. Dediler ki bana ‘Gel, Ankara’dan siyaset yap. Türkiye’yi gezme, haftada iki tane miting yapma.’
Ben mitingde çıkıp ne anlatıyorum? Emeklinin 20 bin liraya geçinemeyeceğini anlatıyorum, emekçinin 28 bin liraya geçinemeyeceğini anlatıyorum. Asgari ücretin Türkiye’nin en büyük açmazı olduğunu anlatıyorum. Alan için çok düşük, veren için çok yüksek. Çünkü öyle bir noktaya geldi ki Türkiye hem kurdaki aşırı müdahalelerden dolayı, hem ekonomideki peşi sıra yapılan birçok hatadan dolayı. Bütün dünya enflasyonu faizle durdururken ‘Nas var, faiz olmaz’ deyip ki şimdi daniskasını yapıyorlar, enflasyonu yüzde 80’e kadar fırlatmalarından, sonra akıllarının başlarına gelmesinden dolayı. Çiftçinin durumunu konuşuyoruz. Ortalama çiftçi yaşının 57’ye çıktığını konuşuyoruz. Esnafın durumunu konuşuyoruz. ‘Çiftçinin birikmiş kredilerini bir kereye mahsus sileceğiz, borcu böleceğiz’ diyoruz. Küçük esnafa, ‘İkinci şans paketi, faizleri affedeceğiz anaparayı böleceğiz bir sefere mahsus’ diyoruz. ‘Ekipman, araç gereç yenilemek için faizsiz destekler, hibeler vereceğiz’ diyoruz. Ve bir bakıyorlar bütün anketlerde Cumhuriyet Halk Partisi birinci sırada. Bütün anketlerde önde gidiyor. Gençlerin partisi olmuş ilk kez. Kadınların partisi olmuş ilk kez. Düşük gelir seviyesinin partisi olmuş ilk kez. Düşük eğitim seviyesinde birinci parti olmuş, ilk kez. Eskiden maalesef CHP, eğitim seviyesi yükseldikçe ve gelir seviyesi yükseldikçe oyları yükseldiği, düştükçe oyların düşük kaldığı bir parti iken Cumhuriyet Halk Partisi, iki yıldır düşük gelir seviyesinde hem emeklilerde hem çalışanların düşük gelirlilerinde, düşük eğitim seviyesindekilerde büyük bir patlama yaptık. Çünkü yoksulun, garibanın, orta direğin, eskinin orta direğinin bugünkü fakir olmasını, eskinin fakirinin bugün sürünüyor olmasının böyle siyasetini de yapmadık. Çıktık bu işleri nasıl çözeceğimizi anlattık. Hiçbir konuda sağcı, solcu, CHP’li değil diye ayrılmadık. Hep dedik ki ‘Türkiye İttifakı var. Demokrat olsun yeter. Demokrat, sosyal demokrat, muhafazakâr demokrat, milliyetçi demokrat, Kürt demokrat, liberal demokrat. Yeter ki demokrat olsun.’ Türkiye İttifakı, renklerini ay yıldız al bayraktan alıyor. Nedir o? Türk bayrağı, bizim bayrağımız ve dedik ki ‘Milli Takım gol atınca sevinen herkes bizdendir. Bizim çizgimiz bu. Filenin Sultanları şampiyon olup da İstiklal Marşı okutulurken gırtlağa düğümlenen herkes bizdendir’ dedik. Türkiye İttifakı. Bununla Türkiye’de yüzde 65 nüfusun yönetimini aldık. Hasan gibi siz istediniz biz yaptık. Ben Hasan’ı İl Başkanı olduğu kongrede tanıdım. Güneş’le birlikte, eşiyle birlikte tek tek delegelerin elini sıkıyordu, herkesin. Bir elinde eşi bir elinde partilinin eli. O kongreyi ben yönetiyordum, yanındaki arkadaşa dedim ki ‘Bu Hasan’a iyi bak. Bu Hasan alır.’ O gün ‘Mümkün değil’ diyorlardı. Yani ‘sürpriz’ diyorlardı, Ankara’dan bakınca Hasan diye bir şey görünmüyordu. Hasan o kongreyi aldı. Hasan ardından milletvekili adayı oldu. Karınca kararınca destek verdik. Zaten Kastamonu istiyordu onu. Herkes istiyordu. Milletvekili oldu. Hasan milletvekilliğinde biraz zor bir milletvekiliydi. Sürekli böyle gelir, ‘Başkanım konuşmam lazım.’ Çok kibar, boynu da bükük. ‘Neden?’ ‘Kastamonu’nun şu sorunu var, bu sorunu var.’ Vücut Ankara’da kafa Kastamonu’daydı. Dedik ki ‘Madem bu kadar Kastamonu’yu seviyorsun vücut da Kastamonu’ya gitsin.’ Belediye başkan adayı yaptık. Ne oldu en sonunda? İki kişiden birinin oyunu aldı. Biz bir 73’te bir 77’de almışız Kastamonu’yu değil mi? Bir de SHP 89’da almış. 35 sene sonra parti açısından da 50 yıl sonra Hasan geldi iki kişiden birinin oyunu aldı. Ben seçimden önce anlatıyorum, ‘Kastamonu’yu kesin alıyoruz’ diyorum. Spikerler gülüyordu. Reklam arasında diyorlardı ‘Kastamonu ağzınızdan mı kaçtı?’ ‘Alacağız siz bilmiyorsunuz, ben biliyorum Kastamonu’yu’ diyordum. Şimdi burada bu görevi yapıyor.
Ama çok açık, çok net bir şey söyleyeyim. Bundan sonraki süreçte de hiç kimseyle bir pazarlığa girmeyiz. Çünkü pazarlık şu; ‘Partide otur.’ Bana diyorlar ki ‘Yaşın genç. Daha 30 yıl partinin başındasın.’ Hesaba bak. 80’e kadar duracağız. ‘Yaşın genç, 50 yaşındasın daha 30 yıl partinin başındasın. Bu işlere karışma, partinin başında otur.’ Ben başımı neden belaya soktum? Biz başımızı neden belaya soktuk biliyor musunuz? Biz partinin başında 30 yıl değil, Türkiye’nin başında ilk seçimden itibaren oturmak ve millete hizmet etmek istiyoruz. Partideki iktidara razı olmayıp Türkiye’de iktidarı istediğimiz için. O iktidarı da kendimiz için değil, işte buradaki esnaf abilerimiz için istediğimiz için, ev hanımlarının iktidarı kurulsun diye istediğimiz için, gençlerin ümidi başka ülkelerde olmasın, dört gençten üçü yurt dışında hayal kurmasın, dünyanın gençleri gelsin Türkiye’de hayal kursun istediğimiz için, Avrupa Birliği’ne tam üyeliği kafaya taktığımız, yasaksız bir Türkiye, vizesiz bir Avrupa istediğimiz için, emekliyi de emekçiyi de esnafı da bu ülkenin kıt kanaat zorla geçinen, geçinemeyen halinden kurtarıp eskiden de değil, eskisinden çok daha iyi ama bugünden ki emekli maaşının 8 çeyrek altın aldığı günlerden, 2 çeyrek altın aldığı günlere geldik. Yani bu Tayyip Erdoğan da orada, burada çay - simit hesabıyla iktidara geldi o zamanlar. Şimdi çay - simit hesabı yapmıyor, çünkü bütün çay - simit hesaplarında geldiği günü mumla arar durumdayız. Ama esas 8 çeyrek altın alan, en düşük emekli maaşından 2 çeyrek altına geriledi. 7 çeyrek altın alan asgari ücretten 3 çeyrek altın alamayan asgari ücrete geriledi.
Maalesef memlekette artık yaşamak sadece günü kurtarmak, olabildiğince karnı doyurmak, ödenebiliyorsa kirayı ödemek ama kenara hiçbir şey koyamamak noktasına geldi. Bunun için bizim buna itirazımız var. Türkiye’nin böyle bir vasata mahkûm olmasına izin vermemek durumundayız. Nüfusunun, bu kadar genç nüfusun olduğu, bu kadar kabiliyetli insanlarının olduğu, zanaatkârının ve esnafının bu kadar hem becerikli, hem çalışkan olduğu, topraklarının bu kadar verimli olduğu, denizlerinin bu kadar zengin olduğu, yeraltı zenginliklerinin bu kadar iyi olduğu, turizme bu kadar elverişli olan bir ülkenin maalesef yüzde 80’i Afrika standartlarında yaşıyor, yüzde 20’si de Lüksemburg standartlarında yaşıyor. Bunu ters yüz etmeye geliyoruz. Adaletsiz vergi düzenini değiştirmeye geliyoruz. Bundan sonra artık onların hor gördüğü milleti baş tacı yapmaya geliyoruz. Allah izin verirse bu sanayi siteleri yine cumartesi günü öğleden sonra öğlende haftalıkların neşe içinde dağıtıldığı, her bir dükkanın bereket saçtığı, önüne yine mangalların konup tavukların ve etlerin pişirildiği, keyifle insanların birbirini ağırladığı, insanların en iyi komşuluk ilişkileri ve en iyi dayanışma örneklerini gösterdikleri, esnafların birbirine sahip çıktığı ve yaptığı işten gurur duyduğu, çırağı, kalfasıyla ve ailesiyle hiç zor günlerin yaşanmadığı günleri getireceğiz. Size söz veriyoruz; artık bu düzen değişecek, AK Parti’nin kara düzeni bitecek ve bundan sonra sizin rahat edeceğiniz, halkın iktidarda olduğu bir dönem başlayacak. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Esnafımız ne derdi varsa, ne sıkıntısı varsa, ne talebi varsa, ne önerisi varsa, Meclis’te ne konuşulsun istiyorsa, hangi sıkıntısı çözülsün istiyorsa, bunları dile getirmek üzere mikrofonu size vermek isteriz. Ev sahipliğiniz için hepinize müteşekkiriz. Sağ olun, var olun."
Konuşmasının ardından esnafın sorunlarını ve destek mesajlarını dinleyen Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özgür Özel, şunları dile getirdi:
"Teşekkür ederiz tabii ama esas olarak şunu söylemem lazım. Bu müzisyen arkadaşlar tabii şehrin değerleri, esnafları. O konu ile ilgili Hasan Bey de duyarlı projeler geliştiriyor. Birlikte çalışabilirsiniz. Avrupa’da, dünyada şehrin en önemli renkleri sokaklarındaki müzisyenler ve maalesef Türkiye’de bu kültür en iyi İstanbul’da Ekrem Başkan bu işe çok önem veriyordu. Belli noktalar belirledi ve her türlü desteği veriyordu onlara. Bütün belediyelerimizin yine bu projeleri örnek olarak alması lazım. O konuyu zaten hep CHP’li belediyelere telkin ediyoruz. Burada da Hasan’la birlikte iyi bir proje yaparsınız diye ümit ediyorum.
Ara eleman sorunu, aranan eleman sorunu, bunların mesleki eğitim ile yetiştirilmesi meselesi başlı başına CHP’nin eğitimden sorumlu Suat Özçağdaş’ın özelinde önemle çalıştığımız, anlattığımız mevzular. Tabii bugün bir uygulaması var MEB’in. Ama o güvencesiz yerlerde tehlikeli işlerde hatta 10’un üzerinde çocuğun da hayatını kaybettiği, doğru yönetilmeyen bir proje. Yani çocukları bir ucuz iş gücü ya da sadece güvencesiz olarak çalıştıran bu projeler yerine; gerçekten meslek öğrenecekleri, mesleki eğitim alacakları güvenceli projelere yönlendirmek gerekiyor. Özellikle Almanya’daki eğitim sistemi, hep söylüyorum, Almanya'nın başarısı mesela dünyadaki hem teknolojide, sanayide geldiği yerin sırrı, aslında eğitim sistemindeki başarısından kaynaklanıyor. Çocuk, okul öncesi eğitimden başlayarak sürekli devlet tarafından doğru bir şekilde yönlendiriliyor. Hiçbir zaman bizim gibi yarış atı sınavları yok. Öyle üç saatte hayatına karar verilmiyor. Ortaokul düzeyine geldiğinde doğru okullara yönlendiriliyor, üç seçenekten birine. Kendi içinde bir yanlış yönlendirme olduysa fark edildiğinde hemen doğru yere transfer ediliyor. Ve mesleki eğitim doğru zamanda, doğru yaşta en güvenli şekilde veriliyor. Bizim Türkiye gibi maalesef 24 yaşına gelmiş, ihtiyacın 10 katı fazla açılmış mühendislik fakültelerinden mezun, asgari ücrete razı, mesela Manisa’da bir fabrika bir mühendis alacak 2 bin kişi başvuruyor. bunun bin 800’ü asgari ücrete bile razı. Mühendis ama iş yok. Ama aynı fabrikanın yetiştirilmiş nitelikli ara elemana ihtiyacı var. Ondan 10 tane alacak, üç asgari ücret vermeye razı ama o nitelikte eleman yok. Türkiye’nin en büyük sorunu Devlet Planlama Teşkilatı’nı AK Parti’nin kapatmış olması."