Cesur Yürek( Braveheart) filminde bir söz geçer:
“Herkes ölür ama çok az insan gerçekten yaşar.” İnsanlar yaşam süreleri ile değil bıraktıkları izlerle yer ederler kalplerde ve belleklerde. Gencecik, hayat dolu ve üretken bir insan yaşama veda etti. Günlerce konuşulacak, yazılacak, programlar yapılacak. Sonra? Sonra unutulup gidecek mi dersiniz? Unutuyor muyuz bir bakalım: Gökhan Semiz’i hatırlar mısınız? Doksanlı yıllara damga vuran Vitamin grubunun kurucularındandı. Konservatuarda okurken arkadaşlarıyla amatörce yaptıkları şarkıları salt eğlence olsun diye piyasaya çıkarmışlar ve yer yerinden oynamıştı. Rap Beni Ramizem, Dokundurabilirsiniz, Ula Hamiyet, Vitamin gibi, o güne kadar denenmemiş bir tarzda yaptıkları mizah yüklü şarkılar her yerde çalınır olmuştu. İnsanlar ‘elalarını elalarını…’ diye başlayan şarkı sözlerini keyifle dinliyordu. Öylesine tutulmuştu ki albümleri, daha konserlerine başlamadan piyasaya elliden fazla değişik Vitamin kaseti çıkmıştı. Gökhan Semiz, hayat dolu ve üretken bir insandı. Çocuk yaşlarından beri müzikle uğraşıyordu, konservatuarda okudu, E.S.E.K (Espri Standartları Enstitüsü Kurumu) adıyla tiyatro topluluğu bile kurmuştu. Albümler çıkardı, tiyatro oyunları yazdı, şarkılar yaptı, televizyon reklamları çekti. 1998’de trafik kazasında öldüğünde 29 yaşındaydı. Tıpkı Barış Akarsu gibi... Barış Akarsu da 2007’de, 28. yaş gününde rastladı trafik canavarına. Amasra’da başlayıp Bodrum’da biten bir yolculuktu onunki. Nicelik olarak kısa, ama nitelik bakımından zengin bir yaşam. Akademi Türkiye yarışmasıyla tanıdık onu. Öylesine sevildi ki, yarışmayı birinci bitirip albüm çıkarana kadarki süre içinde 200 ‘den fazla konser verdi. Geride iki albüm, yüzlerce konser, kederli gönüller ve bir heykel bıraktı, Kendisi gibi trafik kazasında ölen usta sanatçımız Tankut Öktem’in yaptığı Amasralıları selamlayan bir heykel. Peki Kerim Tekin’i unutabilir miyiz? Kara Gözlüm albümünü, Haykırsam Dünyaya’yı, Hele o albümün hit şarkısı Kar Beyaz’ı unutmak mümkün mü? Çok üretken ve bir o kadar hayat doluydu o da. Evinin kapılarını kameralara bir kere açmıştı: Çat Kapı programı için Defne Joy Foster’a! Ölümünden saatler önce Zerrin Özer’e “Dinle bak Zerrin, bu şarkı sanki beni anlatıyor, bana yazılmış gibi” dediği Ahmet Kaya’nın Giderim şarkısını dinledi, su gibi akıp gitti. Yıl 1998’di, 23 yaşındaydı… Daha eskiye gidelim, 1994’e. Türk pop müziğinin en üretken insanlarından biri gencecik yaşında aramızdan ayrıldı. Piyano sanatçısıydı, besteciydi. Sezen Aksu’dan Zuhal Olcay’a, Nükhet Duru’dan Levent Yüksel’e kadar birçok albümde müziği ve ruhuyla yer aldı. En verimli çağındayken motosikletiyle kaza yaptı, 11 gün bitkisel hayatta kaldı. Uzay Heparı’yı hatırladınız değil mi? Öldüğünde 25 yaşındaydı. Uzay Heparı bir sinema filminde de oynamıştı: Gece, Melek ve Bizim Çocuklar. Rol arkadaşlarından biri Derya Arbaş’tı. Türk sinema ve popüler tarihinin en ilginç yaşam öykülerinden birine sahip olan Derya Arbaş. Derya Arbaş’ın dedesi ünlü ressamımız Avni Erbaş’tı. Annesi Türkiye eski güzeli ve sinema oyuncusu Zerrin Arbaş, babası Kızılderili bir oyuncu Dehl Berti. Derya Arbaş, hayatını hayallerinin peşinde koşarak geçirdi. Dünyaca ünlü bir sinema oyuncusu olmak istiyordu. Bunun için zamanının büyük bölümünü A.B.D. de geçirdi. Zaman zaman Türkiye’ye gelip gidiyor, filmler çekiyordu. Gece, Melek ve Bizim Çocuklar gibi, Beyaz Bisiklet gibi, Kuyucaklı Yusuf gibi… Doğru bildiği şeyin peşinden sonuna kadar gidiyordu. Bu yüzden 19 yaşında bir aşiret reisinin oğluyla evlenip Ağrı’ya gelin giden de oydu, 24 yaşında Rüzgar Gibi Geçti filminin devam filmi olarak düşünülen Scarlett filmi için A.B.D deki seçmelerin finalinde ilk üçe kalan ve proje iptal olmasaydı Hollywood beyazperdesinde yer almayı hak eden de… ‘Hiçbir şeyden korkmuyorum. Yaşamayı seviyorum.” Diyordu, “Başarmak istediğim çok şey var. Dünya starlarından biri olmak istiyorum. Bunun için de bekliyorum. Evet beklemenin sonu yok ama Michelle Pfeiffer da tam on yıl sonra keşfedildi. Benim de acelem yok’’ Ama ölümün acelesi vardı. 2003 yılında, dedesinin ölümünden altı gün sonra hayata veda etti. 35 yaşındaydı. A.B.D.’deki evinde ölü bulundu. Defne gibi yani... Defne de arkadaşının evinde ölü bulundu. Onun da ölüm sebebinin kalp krizi olduğu düşünülüyor. O da Amerikalı bir babaya sahipti ve o da hayallerinin peşinden koşan, hayat dolu, üretken bir insandı. Bir baktık Kral TV’de bıcır bıcır klip sunuyor, bir baktık Çat Kapı ünlülerin evinde, Sonra baktık oyunculuğuyla karşımızda, Sihirli Annem’de, Selena’da… Yarışma programları sundu, sonra yarışmacı oldu. Ama onu en çok sevdiren, samimi duruşu, sıcaklığı ve çalışkanlığıydı. Daha çok şey yapacağını biliyorduk. 32 yaşındaydı… Bu insanlar, kısa yaşamlarından çok, yaşamlarına sığdırabildikleriyle farklılaştı sıradan insanlardan. İz bıraktıkları için. Zaten neden yaşarız ki? Ya iz bırakırız ya izleriz iz bırakanları… Defne bir bitki türüdür. 3 türü vardır. Akdeniz Defnesi, yaprağı en çok Türkiye’de üretilenidir. En büyük özelliği yaz kış yeşil kalmasıdır. Bu özelliği nedeniyle ölümsüzlüğü ve erdemi simgeler. “Herkes ölür ama çok az insan gerçekten yaşar.” Ölümsüzlüğe yolladığımız defne yapraklarımızı unutmamak da bir erdemdir…