TERÖR DENİNCE AKLINIZA "SUCUK" GELİYOR MU? BENCE GELSİN!
Terör denince aklımıza malum örgüt geliyor. Oysa daha çok can alan bir terör türü var; Gıda terörü!!! En son haber şöyle: “Etiket bilgisinde dev puntolarla 'yüzde 100 dana eti' yazan bazı et ürünlerini inceleyen bakanlık, bu ürünlerden aldığı numunelerde şok sonuçlara ulaştı. Bu numunelerde, salam, sosis ve sucuk gibi ürünlerde kesinlikle bulunması yasak olan akciğer, işkembe, böbrek ve dalak gibi sakatat tespit edildi. Ürünleri birçok açıdan teste tabi tutan bakanlık, gıdaların bozulmasını önlemek amacıyla et ürünlerinde kullanılan nitratın da yüksek oranda bulunduğunu belirledi. Bakanlık tarafından yapılan incelemelerde, bazı et ürünlerinde kullanılan nitrat oranının kanserojen madde içeren düzeye çıktığı tespit edildi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilileri, denetimlerin devam edeceğini belirtti.”Ceza mı? O da şöyle izah edilmiş:
“Bakanlık, sağlıksız ürünleri piyasadan toplattırdı. Sorunlu ürünleri toplatma ve imha ettirme maliyeti üretici firmalara fatura edilirken, ayrıca para ve uyarı cezası da verildi. Bakanlık, bu firmaların aynı şekilde ürününün tespiti halinde firmanın kapatılması, suç duyurusunda bulunma ve firmanın kamuoyuna ifşa edilmesi gibi cezalar da uygulayacak.” Manisa’da durum ne midir? Bence vahim! Çünkü bu malum ürünlerin tamamı her ilde olduğu gibi Manisa’daki dev marketler ve bakkallarda da satılıyor. Manisa’nın bir de ünlü dürümcüleri var. 1,5 - 2 TL’ye Adana dürüm veya döner satılıyor! Eğer lavaşın içindeki bildiğimiz et ise (kilosu 30 TL) esnaf tabiriyle soralım; maliyetini nasıl kurtarıyor? Et değilse yediğimiz o şey ne? Tarım İl Müdürlüğü denetim yapıyorsa sonuç ne, yapmıyorsa neden? Daha neler var neler… Bir de “organik” veya “helal gıda” adı altında yeni sektör ortaya çıktı. Organik yani sözde doğal ürünler ayrı raflarda ve daha pahalıya satılıyor. Bu garip durum şu anlama geliyor: Organik ürünler karınızı doyurur, zarar vermez, diğerleri hasta eder! Evet resmen bu anlama geliyor. Bu ayrım gıda sektöründeki hilenin, sahtekarlığın adeta ispatı niteliğinde. Neyi yiyeceğimizi şaşırdık... Şimdi de helal gıda diye bir sektör gelişiyor. Eleştirmek için söylemiyorum. Belki bunca zararlı gıdanın arasında denetlenen markaların artması halkın faydasına olacak ama bu durum şu soruyu sormamızı engellemez: O marketten aldıklarımız helal ise diğerleri haram mı? Tam da bunları yazarken aklıma Sağlık Müdürü Sayın Ziya Tay’ın kanser konusundaki uyarıları geldi. Ziya Tay, kanserle mücadelede dengeli beslenmenin önemine dikkat çekiyor haklı olarak. Ancak dengeli beslenirken de bir şeyler yiyorsunuz ve yediklerinizin içindekiler de kanserojen madde ihtiva edebilir. Bu durumda dengeli bir şekilde kanser olmaktan başka çare kalmıyor!!! Ziya Tay tabiî ki uyarısını yapacak. Sorun beslenme şekliyle de ilgili elbette. Ancak asıl problem yediğimiz gıdaların durumuyla alakalı. Domates faydalıydı. Fasulye, karnıbahar… Bir zamanlar hepsi doğaldı. Mesela karpuz kabak tadı vermiyordu. Portakalın suyu vardı. Elma kurtluydu ama sağlıklıydı. Çünkü o zaman çiftçi üretiyordu. Şimdi ise hormonu, pardon parayı basan! Dünyada yılda 10 milyon kişi kanser oluyormuş. Bu kadar doğal olmayan ürün tüketilirken bundan daha doğal ne olabilir? MANİSASPOR’U KİM DÜŞÜRDÜ? Ben sen o, biz siz onlar… Hepimiz el ele verdik, takımı düşürdük. Hiç kimse günah keçisi aramasın. Hiç kimse Manisaspor Kulüp Başkanı Kenan Yaralı’yı veya yönetimi suçlu ilan edip, kahramanlık peşinde koşmasın. Sorun yönetimde veya futbolcularda değil, hepimizde. Maça gitmedik. Ya da gitmek için bilet fiyatlarının 1 TL’ye düşmesini bekledik. Hatta utanmasak stada ulaşmak için dolmuş parası isteyecektik neredeyse… Bu takımın maçlarını düzenli olarak takip eden, kombine alan çok sadık taraftarlar da var. Onları zaten tenzih ediyorum. Ama kabul edelim; Bu şehir Manisaspor’a sahip çıkmadı, yönetim de buna çanak tuttu. Bank Asya hayırlı olsun…