İşte Ersan Erdoğan'ın yazısı:
"Önce Urfa, ardından Kahramanmaraş…
Peş peşe gelen acı haberlerle sarsıldık. Yaralılar var, hayatını kaybedenler var. Henüz hayatlarının başında olan öğrenciler, onlara yol gösteren öğretmenler… Her biri bu toplumun bir parçasıydı. Şimdi geriye yalnızca sorular, öfke ve büyük bir boşluk kaldı.
Ama en çok da bir refleks kaldı elimizde: Suçlu arama refleksi.
Birinin eski öğrenci olduğu, diğerinin hala eğitim hayatına devam ettiği iki saldırı… Üstelik ikincisinin detayları insanın içini ürpertecek cinsten. Anne edebiyat öğretmeni, baba üst düzey bir emniyet mensubu. Ev adeta bir cephanelik. Çocuğun dijital dünyasında ise şiddeti yücelten, WhatsApp profilinde de geçmişte katliam yapmış bir saldırgana öykünme…
Tüm bu tabloya rağmen hala dışarıda bir suçlu arıyoruz.
Peki gerçekten sorun “dışarıda” mı?
Toplum olarak en büyük yanılgımız şu: Sorumluluğu sürekli başka bir yere devretmek. Aile “okul öğretsin” diyor, okul “aileden başlar” diyor, toplum “devlet nerede” diye soruyor. Ve bu döngü içinde asıl mesele gözümüzün önünde büyümeye devam ediyor.
Oysa gerçek çok daha rahatsız edici:
Bu hikayede tek bir suçlu yok.
Çocuk gününün büyük kısmını okulda geçiriyor. Aileden sonra en çok vakit geçirdiği yer orası. Eğer bir çocuk şiddeti normal görüyorsa, empati kuramıyorsa, öfkesini yönetemiyorsa; bu yalnızca evin değil, okulun da meselesidir. Eğitim sadece sınavlardan ibaret olamaz. Çocukları testlerle yarıştırırken, karakterlerini ihmal ederseniz; bir gün o boşluk başka şeylerle dolar.
Ama bu da yetmez.
Öğretmenine kızan çocuğu savunup, daha ne olduğunu anlamadan öğretmeni suçlayan da bu toplum.
“Benim çocuğum öyle bir şey yapmaz” diyerek meseleyi kapatan da…
Sınıfta yaşanan bir sorunda dönüp “Hocam diğer çocuklar da şımarıyor, tek suçlu benim çocuğum mu?” diye soran da…
Oysa asıl mesele tam da burada başlıyor.
Hiç kimse çocuğunun hatalı olabileceğini kabul etmek istemiyor. Herkes kendi çocuğunu istisna görüyor, sorumluluğu başka çocuklara, başka ailelere, başka yerlere itiyor. Böyle olunca da ortada ne hatasını gören bir çocuk kalıyor ne de onu doğruya yönlendirecek bir irade.
En küçük bir sorunda çocuğuyla konuşmak yerine öğretmeni hedef gösteren de…
Çocuğuna sınır koymayan, sorumluluk öğretmeyen, her hatayı başkasına yükleyen de…
Sonra dönüp “bakan ne yapıyor” diye soruyoruz.
Elbette devletin sorumluluğu var. Elbette eğitim politikaları tartışılmalı. Ama şu soruyu da dürüstçe sormadan ilerleyemeyiz:
Bir çocuğa insan olmayı kim öğretecek?
Aile mi?
Bir öğretmen tek başına mı?
Bir bakan mı?
Yoksa bu sorumluluk hepimize mi ait?
Gerçek şu ki, biz kolay olanı seçiyoruz. Suçu bir kişiye, bir kuruma, bir makama yükleyip rahatlıyoruz. Çünkü “hepimiz suçluyuz” demek ağır bir yük. Ama aynı zamanda tek çözüm yolu da bu.
Bu mesele sadece bireysel değil, toplumsal bir aynadır.
O aynaya bakmak zorundayız.
Çünkü bugün yaşananlar birer istisna değil, birer sonuç.
Ve sonuçları konuşmak yerine nedenleri görmezden geldikçe, yarın yeni acılar kaçınılmaz olacak.
Başlıkta dediğim gibi:
Mesele “sen” ya da “ben” değil.
Mesele…
Hepimiziz."