İmzalar atıldı, projeler hayalden öteye gitmedi.
Farklı bir pencereden bakıldığında ise "eşeği önce kaybettirip sonra buldurma" çabası işe yarayacak mı, hep birlikte göreceğiz…
Türkiye’de 2026 tarihi itibarıyla 81 il bulunuyor. Birileri bu sayıyı, tıpkı geçmişteki politikacılar gibi popülist politikalarla hayalî il isimleri ekleyerek artırmayı düşünse de gerçek ortada. Gelelim millî gelirden illerin topladığı vergi dilimlerine... Manisa’nın hatırı sayılır bir miktarı kapsadığından hiç şüphem yok. Bunu ben demiyorum; aylar ve yıllar itibarıyla açıklanan ihracat rakamları ve toplanan vergiler ortaya koyuyor. "Peki, Manisa millî gelirden ne kadar pay alıyor?" derseniz; her zaman olduğu gibi hak ettiği ölçüde alamadığını gönül rahatlığıyla belirtmek isterim.
Bugün 2 milyona yakın bir nüfusa sahip olan Manisa’dan, tarihsel olarak baktığımızda ise "Şehzadeler Şehri"nden söz ediyorum. Tarihte ilk paranın basıldığı Sardes’i kapsayan Manisa’dan bahsediyorum. Her dönemde siyaseten güçlü olan şehre atıfta bulunuyorum. Tarımının güçlü olduğu kadar sanayisi ile de güçlenen, bünyesinde dünyanın en büyük dev yatırımcılarının olduğu uluslararası bir şehir olan Manisa’mdan söz ediyorum.
Bu şehir, dün olduğu gibi bugün de gerçekten sahipsiz. Muhtemeldir ki dünya literatürüne "Sahipsiz Şehir" olarak girecek. Her şey, projelerin imzalandığı evraklar üzerinde kalıyor. Sadece bununla kalsa iyi; çocukluk yolu Manisa ile kesişmiş, hastalandığında bu şehirde şifa bulmuş vefalı Morris Şinasi, şehri unutmadığını göstererek kendi adına Uluslararası Morris Şinasi Çocuk Hastanesini kurmuş ve her yıl binlerce dolar yollamış. Peki, biz karşılık olarak nasıl bir vefa —pardon vefasızlık— örneği sergiledik?
Hastaneyi, kapitalist sermayece kurulan Şehir Hastanesine peşkeş çektik. Morris Şinasi Vakfının kurduğu hastaneyi, bir organ mafyası gibi iliklerine kadar boşaltarak vefasızlık örneğinin dibine kadar indik.
Geçtiğimiz ayın son gününde, tarihler 30 Ocak 2026’yı gösterdiğinde, şehrin önemli bir otelinde bir etkinlik yaşandı. İki dönem Meclis Başkanlığı üstlenmiş, zaman zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ters düşerek yol ayrılıkları yaşamış, Manisa’nın yetiştirdiği en önemli hukukçulardan biri olan Bülent Arınç’ın öncü olduğu; şehrin önde gelen iş insanlarından İsmail Akçura’nın da katıldığı, sunumunu ise "FETÖ itirafçısı" olarak bilinen Fahrettin Er’in yaptığı bu etkinlikte, Morris Şinasi Hastanesinin yeniden ayağa kaldırılması konuşuldu.
Şehir dışında olduğum için etkinliğe katılamadım. Gerçekten Manisa’da olsaydım katılır mıydım bilinmez ama gazeteci kimliğimle zorunlu olarak katılırdım diye düşünüyorum. Daha doğru bir ifadeyle, katılmalıydım. Ancak Bülent Arınç’ın muhafazakâr yönünün güçlü olduğunu sağır sultan bilir. Anlamadığım tek şey; ailece entelektüel yaşam biçimiyle tanınan, kıymet verdiğim iş insanı İsmail Akçura’nın Fahrettin Er tarafından nasıl ikna edildiğidir. Hafızam bunu almıyor. Etkinliğe katılan ve kendilerini toplum nezdinde "Atatürkçü" olarak lanse edenlerin, Fahrettin Er’in sunumu sonrası yazdığı kitaba isimlerini yazdırmak için uzun kuyruklara girmelerini şaşkınlıkla karşıladım. Kaldı ki kimse kalkıp da "Bu hastanenin tarihsel ameliyat aletleri ne oldu?" diye sormadı mı?
Manisa’nın tek parti genel başkanı olan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bu etkinliğe davet edilip edilmediğini bilmiyorum. Eğer katılmış olsaydı, böyle garip bir tablonun içerisinde olması kaçınılmaz olacaktı. Sözde Sağlık Bakanlığınca, Morris Şinasi Hastanesinin yeniden hizmete açılması için 120 milyon liralık yatırım bütçesi ayrıldığı açıklandı. Tam da bu gelişme için aklıma şu söz geldi: "Eşeği önce kaybettirip sonra buldurma."
Sağlık Bakanlığı ve devlet olarak, salt Morris Şinasi Vakfının göndermesi gereken para musluklarının kapanmasıyla hastanenin kapısına mühürü vurduk. Hiç vakit kaybetmeden; eski Sağlık İl Müdürlüğü binasının ve lojmanın yer aldığı binayı bir çırpıda yıkıp yerine devasa bir Sağlık İl Müdürlüğü binasını konduruverdik.
Bunun öncesinde Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesini kurduk. Hastanenin kendi yerine taşınmasının ardından, ortada bina kalmasın diye yepyeni ve kullanılabilir binaları "depreme dayanıklı değildir" raporuyla yıkıverdik. Ortalığı pırıl pırıl hale getirdik. Mevcut Morris Şinasi Hastanesinin içerisine de Yeşilay’ı yerleştirdik.
Bir gizli el, Morris Şinasi Vakfının ABD’deki yöneticilerine ulaşarak; "Bakın, biz oraya bakanlık üzerinden ciddi bir yatırım yapacağız, hastaneyi yeniden ayağa kaldıracağız" sözleriyle, daha doğrusu "kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez" mantığıyla vakfın para musluğunu açmasını beklemeye başladı. Vakıf, bakanlığın yatırımını somut olarak gördüğü andan itibaren yıllık 1,5-2 milyon doları Sağlık Bakanlığının hesabına yatırabilir. Bu da şu demektir: 2 milyon dolar, yaklaşık 94 milyon TL eder. İki yılda gelecek para 188 milyon TL’dir. Sağlık Bakanlığının iyileştirme yatırımı ise sadece 120 milyon lira. Yani vakfın iki yılda yollayacağı para, yatırımın çok ötesinde bir kaynaktır. Onun için "kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez" dedim!
Gelelim alkışlarla imzalanan ve bugüne kadar tek bir adım atılmadan gerçekleşmesi hayal olan, tarihin tozlu raflarına giren Spil Teleferik Projesine.
"Bu tepeden mi geçsin, şu mahalleden mi?" tartışmaları arasında; dönemin Büyükşehir Belediye Başkanınca Uncubozköy üzerinden, Şehzadeler Belediyesi ve ilgili bakanlıkça ise Mevlevihane veya Ağlayan Kaya üzerinden geçmesi uygun görülen proje, Ankara’da bakanların katılımıyla alkışlarla imzalanmıştı. Bugün gelinen noktada bu projenin hayalden öteye gitmediği gün gibi aşikâr oldu.
"Nerede belge?" diyeceksiniz; sıkı durun, imzalanan o tarihi günün bilgilerini yazıyorum: Şehzadeler Belediyesinin iki dönem başkanlığını yapan Ömer Faruk Çelik, dönemin Tarım ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nu ve Milletvekili Recai Berber’i makamında ziyaret ederek ihalenin müjdesini almıştı. Manisa’ya gelerek basına, "İHALE TAMAM, TELEFERİK İNŞAATI BAŞLIYOR. 2017’DE SPİL’E TELEFERİKLE ÇIKACAĞIZ" müjdesini vermişti.
Bu tarihin üzerinden yıllar geçti. 27 Mayıs 2015’te bu projenin hayata geçeceğini resmîleştiren protokol imza töreni Ankara’da gerçekleşmişti. Alkışlar arasında, Spil’deki 50 yıllık teleferik rüyasının 100 milyon liralık yatırımla tamamlanacağı açıklanmıştı. Bugün itibarıyla 11 yıldır tozlu raflara terk edilen bu projeye kimler imza atmıştı? Dönemin Valisi Erdoğan Bektaş, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü Nurettin Taş, Orman ve Su İşleri Bölge Müdürü Rahmi Bayrak, Milletvekilleri Recai Berber ve Selçuk Özdağ, Belediye Başkanı Ömer Faruk Çelik ve AK Parti İl Başkanı Zülfikar Gürcan.
Peki, projenin içeriğinde neler vardı? 246 yataklı spor oteli, 132 yataklı sağlık oteli; futbol, basketbol, voleybol sahaları ve tenis kortlarından oluşan dev bir spor kompleksi... 5,5 kilometre uzunluğundaki teleferiğin başlangıç noktasının Ağlayan Kaya olacağı belirtilmişti. İhaleyi Tekinalp Şirketler Grubu almış ve yer teslimi yapılmıştı.
Manisalılar böyle bir rüya ile uyutuldu. Ancak ne ana muhalefet ne de diğer partiler, bu projenin akıbetini sorgulamadı. Oysaki 2017’de bitmiş olsaydı, Spil bugün bir turizm cenneti olacaktı. Yazık oldu giden yıllara ve hayallere...
Buna Hamalın Kırı’nda yapılması planlanan "Liseler Kampüsü"nü de dâhil edersek; bugün yıktığımız okulların eksikliğini hissetmezdik. Ah, bir de içlerini nitelikli, çağdaş eğitim müfredatını uygulayacak Atatürkçü eğitimcilerle doldurabilseydik; eğitimi cemaat mantığının kucağına atmazdık.
Yazımın başında söylediğim gibi; bu şehir gerçekten sahipsiz ve günden güne daha da sahipsiz kalmaya doğru hızla yol alıyor…
Son Söz:
Teleferik projesi, Liseler Kampüsü ve minicik bedenlerin şifa bulacağı Morris Şinasi Hastanesinin kapılarının yeniden açılacağı günleri görme umudunu taşıyorum. İş dünyasına ve tarıma yön veren değerli büyüklerimizi ve erken veda eden dostlarımızı özlemle anıyorum. Mekânları cennet olsun. Saygılarımla…