Manisa

Ramazan sayfası (On birinci gün) Manisa’da bugün iftar saat kaçta?

Bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesini içinde barındıran Ramazan ayı Manisa’da heyecanla karşılandı. Manisa’da Ramazan’ın on birinci gününde oruçlar saat 19.41’de açılacak.

Abone Ol

İslam’ın beş temel esasından birisi olan oruç ibadeti 11 ayın sultanı mübarek Ramazan ayında gerçekleştirilir. Oruç tutan Manisalılar saat kaçta sahura kalkacaklarını ve ne zaman iftar yapacaklarını sorgulamaktadır. Sahur vakti sabah güneşi doğmadan biter. İftar saati ise güneşin batışından sonra başlar.
Manisa’da Ramazan’ın on birinci gününde Oruç Saat Kaçta Açılacak?
02 Nisan 2023 Pazar günü saat 19.41’de okunacak olan akşam ezanı ile birlikte Manisa'da iftar vakti başlayacak ve 11 Ayın Sultanı Ramazan ayının on birinci gün oruçları açılacak.
Manisa’da Ramazan ayının on ikinci gününde sahur vakti saat kaçta?
Ramazan’ın on ikinci gününde (03 Nisan Pazartesi) Manisa’da sahur vakti ise saat 05.22’de.

02.04.2023 Pazar (11 Ramazan 1444 )

 

Günün Ayeti:

 

“Ey iman edenler! Siz kendi sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış yola sapanlar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır ve yapmakta olduğunuz her şeyi o zaman Allah size bildirecektir.” (Mâide, 5/105)

 

Günün Hadisi:

“Namazı benden gördüğünüz gibi kılın.” (Buhârî, Ezân, 18.)

Günün Duası:   

 

“İbadetlerimizi, taatlerimizi, oruçlarımızı ve infaklarımızı ahsen-i kabul ile makbul buyur. Nasip eylediğin ibadetlerin sevaplarını kaybetmememize yardım eyle. Son nefes ve ötesindeki nice zorlu geçitte bayram sevinçlerine nail olabilmemizi cümlemize lutfeyle."

 

Günün Makalesi:

 

ZEKAT, FITIR VE İNFAK AHLAKI / Fatma Büşra ADALAR / Demirci İlçe Vaizi

 

        Bütün semavî dinlerde muhtaç insanların korunmasına yönelik bazı tedbirlerin alındığı ve zekâtın emredildiği gibi, dinimizde de ZEKÂT ibadeti İslâmın beş temel esasından biridir. Nitekim Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: ''İslâm beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resûlü olduğuna şahitlik etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekât vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.'' Kur’ân-ı Kerîm’in Mekke’de nâzil olan âyetlerinde zekâta vurgu yapılması, risâletin ilk dönemlerinden itibaren konunun önemsendiğini göstermektedir. Hicretin ikinci yılından sonra Resûlullah (sav) zekâtın hangi mallardan verileceğini, verilecek malın miktarını ve şartlarını anlatarak farz    olan zekâtın sınırlarını belirlemeye başlar. Zekâtın, malı temizleyen bir vasıta olduğunu vurgulayan Hz. Peygamber, “Mallarınızı zekât vererek korumaya alınız!” buyurmak suretiyle de zekâtın mânevî bir zırh    olduğunu hatırlatır. Öte taraftan zekâtı verilmediği için temizlenmeyen, içerisinde fakirin hakkı olan bir malın akıbetinin hayırlı olmayacağını bildirir. Yüce Rabbimiz zekâtı farz kılmakla ihtiyaç sahiplerini elde edilen gelirde  hak sahibi yapmıştır. Böylece zekâtla desteklenen muhtaç kişi, genel servet içinde bir payının olduğunu bilerek, zihnini meşgul eden fakirlik sıkıntısını hafifletmiş olur.

        ''Fıtrat'' kelimesinin, yarmak, ikiye ayırmak, kesmek, yaratmak, icat etmek mânâlarına geldiği dikkate alınırsa “fıtır sadakası” birinci olarak; “oruç bozma” veya “Ramazan’ın sona ermesi” anlamlarında kullanılır. Diğer yandan; fıtratın, kişinin yaratıldığı tabiatı ve özünü ifade etmesine paralel olarak “can veya baş zekâtı/sadakası” anlamında (sadakatü’n-nüfûs) kullanıldığı için bu isim verilmiştir. Bu bakımdan fıtır sadakası, kişinin, hem kendisinin hem de velâyeti altındakilerin canını bağışladığı için Allah’a bir şükran borcunu ifade etmektedir. Fıtır sadakasının yıllık oluşu, Ramazan ayı gibi insanların ibadete yoğunlaştığı, ruhanî hayata daha da özen gösterdiği bir zamanda ödenmesi son derece anlamlıdır. Fıtır sadakası, gündüzü oruçla, gecesi namazla ihya edilen Ramazan ayının bereketidir. Oruç ile bedenini arındıran Müslüman, fıtır sadakası ile de bayrama erişmenin şükrünü eda eder. İbn Abbâs’tan rivayet edilen bir hadis, hem fıtır   sadakasının hikmeti hem de ne zaman ödeneceği konusunda bizleri aydınlatmaktadır: “Resûlullah (sav) hem oruçluyu (işlediği) faydasız fiillerden ve (söylediği) kötü sözlerden temizlemek, hem de fakirlere gıda (temin etmek) üzere fıtır zekâtını farz    kıldı. Artık kim bunu bayram namazından önce öderse, o makbul bir zekâttır. Kim    de bunu bayram namazından sonra öderse, o sadakalardan bir sadakadır.”Fıtır sadakalarının bayramdan önce verilmesi istenmektedir. Böylece fakir Müslümanların yiyecek ve giyecek gibi bayram ihtiyaçları giderilmiş ve onlara bayram sevinci tattırılmış olacaktır. Fakirler bu sayede bayrama hazırlıklı girecek, bayramda kendilerini yalnız ve garip hissetmeyeceklerdir. Abdullah b.  Ömer, Allah Resûlü’nün (sav) ashâbına fıtır sadakasından yedirmedikçe Ramazan Bayramı günü (bayram namazına) çıkmadığını nakletmektedir.

      

        Kur’ân-ı Kerîm’de Allah rızası gözetilerek güzel bir şekilde infak edilen mal, Allah’a verilmiş bir borç sayılmakta ve karşılığının kat kat fazlasıyla yine Allah tarafından ödeneceği bildirilmektedir(Bakara, 2/245).Şeytan insana Allah yolunda harcamakla fakir olacağı şeklinde vesvese vermekte(Bakara 2/268),Yüce Allah ise   zekâtlarını gereğince ve sadece O’nun rızası için verenlerin aslında mallarını kat kat artırdıklarını(Rûm, 30/39) ve verilen her zekâtın karşılığının ödeneceğini(Sebe, 34/39) müjdelemektedir. Peygamber Efendimiz de müminlere zekât vermekle mallarının azalmasından korkmamaları gerektiğini şu şekilde açıklar: “Sadaka/zekât vermek, maldan hiçbir şey eksiltmez.” Malın artma ve azalma ölçüsünün sadece miktarla ilgili olmadığı düşünülürse, görünürde eksilmiş gibi olan malın, aslında zekâtı ödendiği için bereketlenip daha verimli hâle geldiği veya geleceği anlaşılır. “Allah, verilen sadakaları/zekâtları artırır.”(Bakara, 2/276) âyeti de bu durumu en güzel şekilde izah etmektedir.

 

Günün Fetvası:

 

Çalışma saatlerine göre ibadetler ayarlanabilir mi?

 

Rabbimiz ibadetlerin neler olduğu ve nasıl yapılacağı hakkındaki genel bilgileri Kur’an’da bildirmiş, nasıl yapılacağı konusundaki ayrıntılı açıklamalar ve uygulamalardaki esasları ise Peygamberimiz öğretmiştir. Örneğin; Kur’an’da temel ibadetler olan namaz, oruç, zekât, hac hakkında pek çok ayet vardır. Bu ayetlerde ibadete ilişkin emirler, ibadetin biçimsel ayrıntılarına yönelik olmayıp, büyük ölçüde ibadetin mahiyetine, kime ve nasıl yapılacağına yöneliktir. Kur’an’da ana çatısı oluşturulan ibadetlerin nasıl yapılacağını bizlere Peygamberimiz, söz ve fiilleriyle ayrıntılı olarak açıklamıştır. İbadetlerin nasıl ve ne zaman yapılacağı Kur’an ve sünnet tarafından belirlenmesi sebebiyle çalışma saatleri ve mevsimlere göre veya daha farklı bir gerekçeyle ibadetlerin zaman ve miktarında değişiklik yapılamaz. Bununla birlikte dinimiz yolculuk, hastalık, zaruret gibi bazı özel durumlarda bulunan kişilere ibadetlerinde birtakım kolaylıklar tanınmıştır.

 

SÖZLÜK:   

 

Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye

Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, günümüz Türkçesine ‘Adli Hükümler Dizini’ şeklinde çevrilebilir. Kısaca, Mecelle adıyla bilinir. Tanzimat döneminde, 1868-1876 yılları arasında hukukçu ve devlet adamı Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyon tarafından Hanefi mezhebi esas alınarak oluşturulmuş hukuki düzenlemeler bütünüdür. Mecelle1851 maddeden oluşur. İlk yüz maddesi İslam Hukukunun genel ilkeleri olarak değerlendirilen genel kaidelerden meydana gelir. Geri kalan maddelerse borçlar hukuku, eşya hukuku ve muhakeme usulüyle ilgili hükümlerdir. Üslubu basit, ifadesi açıktır. Bu sebeple çok beğenilmiş, Osmanlı Müslüman coğrafyasında büyük ilgi görmüştür. 1926 yılında Türkiye Mecelle’yi kaldırdıktan sonra, Osmanlı Devleti’nden ayrılan Suriye, Ürdün, Irak, Lübnan, İsrail ve Filistin gibi memleketlerde bir müddet daha yürürlükte kalmıştır. Hatta İsrail, 1970’lere, çeşitli bölümlerinin yerini alacak kanunlar hazırlanıncaya kadar Mecelle’yi yürürlükte bırakmıştır. Mecelle, İslâm hukukunun modern formda kanun hâline getirilebileceğinin en güzel göstergesi sayılır.