Siyaset

Özgür Özel CHP'ye veda etti: "Gömlek çıkarmıyoruz, ateşten gömlek giyiyoruz"

CHP'nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Grup Toplantısı'nda partiye veda ederek yeni bir parti kuracaklarını açıkladı. Konuşmasında, "Biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Bu ülkenin yarınları için siyasette ateşten bir gömleği hep birlikte giyiyoruz. Korkanlar, çekinenler, üç günlük dünyada şerefini değil de rahat koltuklarını düşünenler varsa geride kalsınlar." ifadelerini kullanan Özel, "Yeni kuracağımız partimizle açık ara farkla TBMM'nin ana muhalefet partisi oluyoruz." dedi.

Abone Ol

CHP'nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda CHP'ye veda ettiğini açıklayarak milletvekilleriyle birlikte yeni bir parti kuracaklarını duyurdu.

CHP Genel Başkanı sıfatıyla son kez grup toplantısında konuşan Özel, "Bugün bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla, belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım." dedi.

Konuşmasında Kemal Kılıçdaroğlu'na da seslenen Özel, "İster yarıştığımız kongrenin delegeleriyle, ister son kongrenin delegeleriyle, ister 2 milyon üyemizin her biriyle sandığı koyalım ortaya. Genel başkanı üyeler belirlesin. Yüzde 90'ın altında oyu güvensizlik sayarım, partinin önünü açarım. Hodri meydan, var mısın?" ifadelerini kullandı.

"Biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Bu ülkenin yarınları için ateşten bir gömleği hep birlikte giyiyoruz." diyen Özel, yeni partiyi ilan ederek iktidar hedefini de açıkladı.

Özel, "Milletvekillerimizle birlikte yeni partiyi kuruyoruz. Yeni kuracağımız partimizle açık ara farkla TBMM'nin ana muhalefet partisi oluyoruz." dedi.

Grup toplantısına 82 milletvekili katıldı.

"CHP grup kürsüsüne veda ederken ana muhalefet grup kürsüsünü asla bırakmıyoruz." ifadelerini kullanan Özel, "Artık ana muhalefet grup kürsüsüne veda edip iktidar partisi grup kürsüsüne kavuşacağımız günü sayıyoruz." diye konuştu.

Yeni partinin siyasi çizgisine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Özel, "Atatürk'le sorunu olmayan, Misak-ı Milli sınırlarıyla sorunu olmayan, cumhuriyetle sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye İttifakı çatısı altında buluşmaya ve birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum. Bu davetin sahibiyiz." ifadelerini kullandı.

Özgür Özel'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

"Bugün bu kürsüden çok farklı, çok önemli beklentiler var. Ona dair konuşacağız. Ancak bir yandan da unutmamamız gerekenler var. NATO toplantısı yaklaşırken yüzlerce gözaltı yapıldı. Toplantı geldi, geçti ki ‘Toplantı geçince bırakın’ demek ne haddimize, toplantıdan önce yapılan bu önleyici tutuklamanın utancını hafifletmek olur. Ancak 29 gündür 10’u TEMA gönüllüsü, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin üyeleri, Halkevleri üyeleri, SES ve çeşitli sendikaların üyeleri, hukukçular, Çağdaş Hukukçular, gazeteciler, 100’ün üzerinde arkadaşımız, dostumuz, kardeşimiz içeride haksız yere tutuklu bulunuyor. Buradan bu haksızlığa ve hukuksuzluğa en şiddetli itirazlarımızı bildiriyor, kendilerine dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

Hepimizin yerine içeride yatanlar var. Gezi hükümlüleri. Bakırköy Cezaevi’nde sevgili Mine Özerden ve sevgili Çiğdem Mater, yıllardır Gezi sağ - salim sonuçlansın, kimsenin burnu kanamasın diye mücadele eden dayanışmanın üyeleri. Nasıl Tayfun Kahraman, Sayın Kavala, Can Silivri’deler. Bakırköy’deki cezaevinde, hepimiz yerine İstanbul’u, Gezi’yi, Taksim’i korudukları için, o süreçte diyalog kanallarını açıp tuttukları için ve üçer sefer beraat ettikleri halde birinin vicdanında mahkum edildiği; zihninde, saplantılarında mahkum edildikleri, ‘Darbe girişimi yapacaklardı bana’ diye bir saplantıya mahkum edildikleri için cezaevinde tutuluyorlar. Sebepsiz yere İzmir Aliağa Sakran Cezaevi’ne sevk edildiler. Mine Özerden’in ve Çiğdem Mater’in durumunu takip ediyoruz. En kısa zamanda kendilerini arkadaşımız ziyaret edecekler. Hem kendilerine bu büyük haksızlık için, hem ailelerine bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Mehmet Murat Çalık annesinin gözyaşları, aylar süren beklemeleri, sürekli nükseden sağlık sorunlarıyla İzmir’de tutuldu ailesinden uzak. Mahkemeler için Silivri’ye getirildi. Aynı Kocaeli Kandıra’dan getirilen Fatih Keleş, Necati Özkan, Serdal Taşkın ve Melih Geçek gibi. Mahkeme başkanının ‘Burada kalacaksınız, bir daha sevk olmayacak, zulüm olmayacak’ demesine, sözüne rağmen onlar da dün tekrar Buca‘ya, Kandıra’ya sevk edildiler. Çile çekiyorlar, zulüm görüyorlar.

Bugün bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla, belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım ve huzurunuzdayım. Hep beraber tarihi bir kavşaktayız. Bugün buradan tarihi bir konuşma, çok sıradışı bir konuşma değil; bugün buradan tarihe not düşen, hatırlatan, tarihe emanet edilen cümleleri bırakan samimi bir konuşma, açık açık bir konuşma yapmaya geldim. Tarihi konuşmayı yapılacak ilk seçimin akşamında hep birlikte yapmak üzere tarihe emanet ediyorum.

Bugün bu salonun atmosferinden de uğradığımız o büyük haksızlıklardan sonra darlanıp, daralıp çıktığımız sokakta karşılaştığımız herkesle kurduğumuz diyaloglardan da tüm il başkanlarımızın, tüm ilçe başkanlarımızın illerinden, ilçelerinden, beldelerinden, üyelerin mahallelerinden, ailelerin akşam sohbetlerinden gelen her şey bu memlekette bir şeyler olduğunu, bir şeylerin değiştiğini, bir şeylerin yeniden kurulduğunu ve bu milletin kendi önüne yeni bir rota koyduğunu gösteriyor. Bunun farkında olarak bugün buradayız, hep birlikte göz gözeyiz, gönül gönüleyiz.

Size söz veriyorum; her şey bittiğinde asla unutkan olmayacağız. Her şey bitecek ama hep birlikte hatırlayacağız. Bugüne kadarki tutumlarımızdan, bugüne kadarki duruşlarımızdan, bugüne kadarki yaptıklarımızdan birileri ‘Gelir, geçer. Unutulur, biter. Bunun da üstünden yıllar geçer, bu işler unutulur. Yapanın yaptığı yanına kar kalır.’ Birtakım kişilerin, birtakım yapıların bugünlerdeki sorumluluklarının üstünden ‘Rüzgâr alır, sel alır’ diye kimse düşünmesin. Söz veriyorum; zalimi zalim, mazlumu mazlum olarak, tembeli tembel, emek vereni çalışkan olarak, sinip kaçanı korkak, sorumluluk alanı birer kahraman olarak, dost olanı dost, olmayanı bugünlerdeki tutumunu unutmayarak biz de anacağız. Millet de anacak. Tarih kaydediyor, tarih herkesi bugünlerde nasıl duruyorsa öyle yazacak.

Bu partiyi bölemezler, partinin adı değişir, partinin logosu değişir, gün gelir devran değişir, ayrı düşenler birleşir. Ama bizi, bu birlikteliği bölemezler. Hele öyle söyledim ya, karpuz gibi yarıdan ikiye, 60’a 40, 30’a 70. Biz bir bütünüz. Bu bütünü asla bozamazlar. Çünkü bu bütün 103 yıllık bir gelenekle birbirinden ayrı durmayan, düşünmeyen bir bütündür.

Belediye başkanlarımıza art arda operasyonlar başladı. Partinin adaysızlaştırılma, kurumsuzlaştırılma ve lidersizleştirilme sürecinin düğmesine Recep Tayyip Erdoğan tarafından basıldı. Cumhurbaşkanı adayımızı alıp tutukladılar. Belediye başkanlarımızı, meclis üyelerimizi, kıymetli bürokratlarımızı aldılar, tutukladılar. O noktada millete ‘Bunlar casus, bunlar hırsız, bunlar yolsuz, bunlar terörist’ damgaları vurmaya çalıştılar. Türkiye’nin en büyük belediyesini, Esenyurt’u kazanmışız, kayyım atayarak işe başladılar. Operasyonlarla, Ekrem İmamoğlu gibi girdiği tüm seçimleri AK Parti’ye karşı kazanmış birisinin başarılarını kendisine de terör, yolsuzluk, hırsızlık, hızını alamayıp casus ve gayri ahlaki suçlamalarla 1,5 yıl boyunca devletin televizyonu dahil birkaç muhalif, birkaç özgür yayıncılık yapan televizyon ve gazeteler dışında her türlü haysiyet suikastını servis ederek önemli bir kısmında da özel ekiplerle üstünde tepinerek arkadaşlarımızı perişan etmeye çalıştılar.

O Tayyip Erdoğan, ‘Dokunulmazlıkları kaldıracağım’ diye iktidara gelip üç ay sonra ‘Bu yargıyla mı?’ demiş Tayyip Erdoğan’ın bugüne getirdiği yargısının arkadaşlarımıza yaptığı kumpaslara, haysiyet suikastlarına karşı önümüzde ‘Elbette ki bağımsız yargıya güvenimiz tamdır. Yargı süreçlerinin tamamlanmasını takip edeceğiz. Arkadaşlarımızın aklanması lazım. Hatta aklanamazlar. Partimizin bunlardan arınması lazım’ diyecek Genel Başkan; bahçıvan Abdullah Ağa’nın torunu, iki emekli öğretmenin evladı, 10 yaşından beri yatılı okulda arkadaş satmamış Özgür Özel olamazdı, olmadı, olmayacak.

İşte bu arada o derin devlet dediklerim bir daha geliyor. İşte bu arada ‘Bizimle uzlaşacak mı, yoksa biz onunla uğraşalım mı?’ diyenler tekrar geliyorlar. Açık açık konuşmaya geldim, açık açık. Geliyor diyor ki sana, ‘Ankara merkezli siyaset yap. Otobüsün üzerinden in’ diyor. ‘Ekrem’i bırak’ diyor. ‘Onu AK Parti yargı kolları parçalayacak. Gel burada çimento var, kum var, harç var. Karalım, eline verelim, arkadaşlarının üzerine betonu sen dök. Daha yaşın genç, 50 yaşındasın. 80’e kadar 30 yıl partinin başında oturursun’ diyorlar. İşte bugün ‘Yol ayrımındayız, tarihin kritik kavşağındayız’ diyoruz ya, öyle ‘Çok tarihi bir konuşma yapmayacağım’ dediğim budur. Tarihi hatırlatacağım. Yol ayrımı burasıdır.

Yol ayrımı; AK Parti’nin kadın kolları ile yenemediği, gençlik kollarıyla yenemediği, ana kademesinden umudunun olmadığı, siyasetçiler, dışlayıp bürokratları getirdiği yeni düzen, kara düzen siyasetine; bu memleketin namuslu temiz evlatlarını, kardeşlerini teslim edip onların üstüne beton döküp, o betonun üstünde parti içi iktidarda mı oturacağım, kardeşlerim için mücadele mi edeceğim? Onun kararının verildiği gündür. Kurultayı kaybedip hazmedemeyenler ile yerel seçimleri kaybedip hazmedemeyenlerin, büyük kurguyu yapıp içinde bir memur çocuğuna, bir parasız yatılı öğrenciye, arkasında lobilerin, çıkar gruplarının olmadığı, geçmişinde bağlantıları, geleceğe yönelik taahhütleri olmayan birine ana muhalefeti ki durmaz ki o zaman onlar ana muhalefette… ‘Yarının iktidarını verecek miyiz yoksa derin devletin kirli hesabına uyacak bir işbirliği mi yapacağız?’ sorusuna verilmiş cevaptır bizim yürüyüşümüz.

Kadının iradesine karar veren erkekler. Yetki nereden? ‘Butlandan.’ Butlan yetkisi nereden? Saray'dan. Kadının seçtiğine karşı sarayın seçtirdikleri karar verecek. Gençlerin seçtiklerine karşı sarayın yetkilendirdikleri karar verecek. Delegenin seçtiklerine karşı sarayın yetkilendirdikleri karar verecek. Sonra diyor ki ‘Arkadaşlar gitmeyin partiden. Durun burada, oturun burada. Bakın yakında, eylülün sonunda kurultay başlatacağım. Seneye nisana doğru sonlandıracağım. Yedi ay boyunca bizim birbirimizi yememizi, mahallelerde kavga etmemizi, bilmem neyi izlemek istiyor saray. Ben teşneyim bana verilen role. Gel sen de geç karşıma, tutuşalım parti içi güreşe. AK Parti bir dönem daha seçtirmek için Erdoğan’ı, baksın kendi işine.’ Yok öyle yağma, yok öyle yağma.

"ATEŞTEN GÖMLEK GİYİYORUZ"

Bugün gelinen nokta, sarayla uzlaşmanın ya da uzlaşanlarla uzlaşmanın, teslim olmanın noktası değildir. Sinmek, susmak, durmak asla değildir. İşgal altındaki İstanbul’da saray kuklası bir paşa olmak yerine; ölümü göze alıp Anadolu’ya geçip kurtuluş mücadelesini veren Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yol, bizim yolumuzdur.

Bugün geride bıraktığımız şey ne Cumhuriyettir, ne demokrasi mücadelesidir, ne de bu büyük tarihi mirastır. Biz oradan buraya yaptığımız yürüyüşte, o günden bugüne yaptığımız yürüyüşte ve bugünden sonra yapacağımız yürüyüşte her adımda; eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış siyaseti geride bırakıyoruz. Eski nesil siyaseti geride bırakıyoruz. Yeni nesil siyaseti, yeni bir rekabet ahlakını, özgür ve onurlu insanların ülkesini kurmak için yola çıkan ve bu konuda kararlılıkla yürüyen bir anlayışı hayata geçiriyoruz. Kontrollü muhalefet olmayı asla kabul etmiyoruz. Kısır tartışmaları, bitmeyen kutuplaşmaları, insanları birbirine düşüren dili, devleti partiye dönüştüren anlayışı, siyaseti hukuk eliyle dizayn etme girişimlerini ve bunun yarattığı korkuyu, sessizliği ve umutsuzluğu geride bırakıyor, bunları yapanları cesaretle karşımıza alıyoruz. Bu bir ayrılık değil, bu bir vazgeçiş değil. Bu Türkiye’de daha güçlü şekilde değişimi sürdürme ve iktidara yürüyüşün kararlı adımlarıdır. Hiçbir siyasi parti milletten büyük değildir. Hiçbir siyasi parti kurucusunun gösterdiği hedefe ulaşma azmini terk edemez. Hiçbir makam demokrasiden ileride, hiçbir yapı Cumhuriyet ideallerinden daha büyük önemde değildir. Biz dün olduğu gibi bugün de milletin emrindeyiz. Herkesin haberi olsun, buradan ilan ederiz. Dosta, olmayana, yanımızda olanlara, düne kadar karşımızda olanlara ilan ederiz ki; biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Biz bu ülkenin yarınları için siyasette ateşten bir gömleği hep beraber giyiyoruz. Korkanlar, çekinenler, üç günlük dünyada şerefini değil de rahat koltuklarını düşünenler varsınlar geride kalsınlar. Biz demokrasiyi milletin gerçek gücü, adaleti devletin temel vasfı ve umudu bu milletin evlatlarının en büyük hakkı olarak görüyoruz. Bugün seçilmiş il başkanlarımızla, yarın seçilmiş Parti Meclisimiz MYK’mızla, ardından milletvekillerimizle bir araya geliyoruz.

Yeni partimizi milletimizin seçtiği, ona yetkisini emanet ettiği milletvekillerimizle ilk adımını atarak kuruyoruz. Teknik işlemlerin ardından milletvekillerimizle birlikte yeni kuracağımız partimizle de hiç şüpheniz olmasın ki açık ara farkla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ana muhalefet partisi oluyoruz. Bugün bu kürsüye Cumhuriyet Halk Partisi’nin grup kürsüsüne veda ederken, ana muhalefet partisi grup kürsüsünü asla bırakmıyoruz. Ancak artık ana muhalefet partisi grup kürsüsüne veda etmenin, iktidar partisi grup kürsüsüne kavuşmanın da gününü sayıyoruz.

Elbette bizler sosyal demokratız, Altı Ok’a sonuna kadar bağlıyız. Ülkenin kurucularına, kuruluş kodlarına, ülkenin kuruluşundan beri benimsediğimiz partimizin ideallerine elbette sahibiz. Ancak bununla birlikte biz bir büyük çağrının da sahibiyiz. 10 ay önce beş parti, yüzde 25 oy aldığımız yerden, yüzde 38 oya giderken nasıl aslan sosyal demokratlarla, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, sosyalist demokratları, liberal demokratları kucaklamışsak, onlarla birlikte Türkiye İttifakı’nı kurmuşsak, Atatürk’le sorun olmayan, Misak-ı Milli sınırlarıyla sorunu olmayan, Cumhuriyet’le sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye İttifakı’nda kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum. Bu davetin sahibiyiz.

Kimse şundan şüphe etmesin. Bu iktidar yürüyüşünde, bizler, sizler, biz, hepimiz. Ne Ekrem İmamoğlu’nu geride bırakırız, ne Mansur Yavaş’ı. Ne Zeydan Karalar kalır Adana’da, ne Vahap Seçer Mersin’de. Selam olsun Edirne’den Iğdır’a, Trabzon’dan Antalya’ya. Bir daha söylüyorum. ‘Ben onlarla değilim’ diyen diyebilir. Tarihin önünde, milletin gönlünde ayrışabilir. Bu lafı duymadığımız herkes bizimle birliktedir, iktidar yürüşündedir. Sahipsiz vatanın, batması haktır. Sen, siz böyle sahip çıktıktan sonra bu vatan batmayacaktır. Bu büyük yürüyüşe, bu yeni yürüyüşe hazır mısınız? Yolları kapattılar, yeni bir yol açmaya var mısınız? Yeni yolu açıyoruz. İktidara yürümeye var mısınız? Haydi bakalım yolunuz açık olsun. Yeni yolda hep birlikte yürüyeceğiz. İktidara yürüyeceğiz. Yürüyelim arkadaşlar."

{ "vars": { "account": "G-VRBJNBGKJB" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }