Naime SİMSAROĞLU - Benim İdeal Kent'İM

Hani biyolojide bir kavram vardır. Her türden canlıya yaşam alanı sunan sistemlere verilen ad. HABİTAT. Benim ideal kentim böyle bir habitat olmalı işte. Yaşamın tüm renkleri ve çeşitliliği görülebilmeli sokaklarında. Sonra yaşamalı o sokaklar. Yaşa

Abone Ol

Hani biyolojide bir kavram vardır.

Her türden canlıya yaşam alanı sunan sistemlere verilen ad. HABİTAT. Benim ideal kentim böyle bir habitat olmalı işte. Yaşamın tüm renkleri ve çeşitliliği görülebilmeli sokaklarında. Sonra yaşamalı o sokaklar. Yaşadıkları hissedilebilmeli. İnsanlarıyla, havası suyuyla, kendine has renkleri, gelenek göreneğiyle, çocuğu, ağacı, çiçeği ve evet düşündüm böceğiyle. Birbirlerinin yaşam alanına zarar vermeyecek şekilde her türden canlı yaşayabilmeli bu sokaklarda.   Caddelere gelince, onlar da yaşamalı hem de 7/24. Gece acıktığımda, çorba içmek dışında seçeneğim olabilmeli. Tiyatro, sinema, opera ve bale için en yakındaki büyük kente gitmek zorunda kalmamalıyım. ‘Burada kaç kişi operaya gider ki?’ diyenlere cevabımsa ‘1 kişi bile olsa.’dır. Demokrasi tarifi gibi yani. Çoğunluğun isteği değil aslolan, bir kişi bile olsa onun haklarının korunmasıdır ya aslında demokrasi dediğimiz. Ha işte böylesi bir demokratik kenttir benim ideal kentim. Herkes yaşama alanı bulur kendine. Hiçbir özelliğinden dolayı hiçbir kimse dışlanmaz bu kentte. Osmanlı’nın mirası o zaman onurla taşınır, engin hoşgörüsü yaşatılır işte. Tek bir ölçü vardır; istediğin gibi özgürce hayatı yaşamanın önünde, diğerlerine zarar verme, incitme. Hoşgörü başkenti olmasının yanında, bir de çağın bütün paranoya ve gerçek korkularından mümkün mertebe arınmış olsun isterim ideal kentim. Mevcut gelişmiş teknolojik imkanlar, iyi yetişmiş doğru insanların eline verilirse inanırım ki; sağlanır güvenlik ve asayiş de.   O zaman, çocuğumu mümkün olan en az endişeyle büyütebilirim bu kentte. Kaygı düzeyi en düşük annelerin yaşadığı yer olabilir burası. Ve mutlu çocukların. Tehlikelerin farkında olan, ama onlarla yüz yüze gelme travmasını yaşamadıkları için geleceğe umutla bakan mutlu çocukların.   ‘Bir kent, bir çocuğu tehlike ve travmadan nasıl korur?’ derseniz, %100 elbette koruyamaz ama ailenin işini kolaylaştıracak önlemler alır derim. Örneğin her sokağa, güvenli oyun alanları yaratır, mümkün olan her yere spor tesisi açar, her aile hekiminin yanına bir de pedagog ekler, her kaldırımda basit bir yükseltiyle sahne oluşturur, her aileye flüt, mandolin ne olursa bir enstrüman hediye eder, her sokakta bir duvarı çocuklara tahsis eder, her mahallede bir çocuk kütüphanesi oluşturur, kendilerini ifade edebilecekleri, yaratıcılıklarını ortaya koyabilecekleri her türlü zemini hazırlar, onları zararlı her şeyden uzak tutacak, bin türlü uğraş icat eder. Günün çocuklara uyan belli saatlerinde trafik tedbirlerini alır, ve evet hiç abartmıyorum, gerekiyorsa her sokağa bir güvenlik görevlisi tahsis eder, (ki her sokakta bir gönüllü bulmak mümkündür) çocukların sokakta oynamasına imkan yaratır benim ideal kentim. Farkındadır çünkü; çocukları sokakta oynamayan bir kent yaşamıyordur aslında. Çocuk neşesinden nasibini almamış sokaklar da kimsesiz ve kimliksizdir. Farkında değil misiniz çocuklarımız, duvarlarımızın içine hapsolduğundan beri kaçtı bütün hayat neşemiz. Üstelik, Onlar dut yapraklarıyla hiç tanışmadı, ayakkabı kutusunda ipek böceği beslemedi. Sadece basit beş tane taş ya da 5-10 bilyeyle ne muhteşem yenme yenilme oyunları oynayabileceklerini hiç bilmiyorlar. O nedenle Metin2’deler. Yan komşunun çocuğuyla facebook’ta tanıştıkları için ve biz onlara güvenli bir toprak zemin vermediğimizden, ütmek ütülmeyi sanal alemden öğrenmeye mahkumlar. Benim ideal kentim, tüm bunları düşünür, hesaplar ve tüm yapılaşmasını çocuklara göre planlar. Evleri, okulları, kreşleri, sokak, cadde ve meydanları geleceğin yöneticilerini sağlıklı mutlu yetiştirmek üzere yapılandırır. Tüm bunları yaparken, bir tek kayın ağacının 72 insanın günlük oksijen ihtiyacını karşıladığını bilir. Bu bilinçle yeşillendirir. Ve evet işte o zaman Ahmet Bedevi’yi hakkıyla yüceltir.   Benim ideal kentim, var olan değerlerinin farkındadır. O değerlere sahip çıkar. Ovasının bereketine layık olabilmek için, daha akıllıca ve planlı üretir. Ürettiklerinin pazar payını arttırabilmek için bilimsel yollara başvurur. Ürettiklerine artı değer katmanın yollarını arar. Ekolojik tarıma yönelir. Benim ideal kentimde insanlar hormonsuz ve doğal gıdalarla beslenir. Sanayileşmede aldığı mesafenin farkındadır. Bilimsel yöntemlerle hareket edildiği sürece sanayileşme ile ekolojik dengenin birbirlerini yok etmek üzere kurulu birbirine düşman iki ayrı mekanizma olmadığını bilir. Sanayileşmesini ona göre planlar. Hemen yanı başındaki Spil’inden örnek alır. Spil, birbirinden farklı 7000 çeşit bitkiyi nasıl yüzyıllardır, barış içinde bir arada yaşatıyorsa, benim ideal kentim de tıpkı O’nun gibi farklılıkları yaşatmasını bilir.   İşte aklıma ilk anda geliveren ideal kent tanımlarım. Bir: Rahat nefes alabilmek. Her anlamda. Fiziksel ve sosyal. İki: Öncelikle çocuklar ve sonra herkes için güvenlik ve güven duygusu. Üç: Hayatın her rengine saygılı bir ortam. Dört: Her beklentiye cevap verebilecek sosyo - kültürel şartlar ve imkanlar. Beş: Doğal ve sağlıklı beslenebilmek. Altı: Kafamı çevirdiğim her yerde görebileceğim yeşil. Yedi: Sahip olduklarının farkında olan ve onları daha da yüceltebilmek için bilimsel yollara başvuran, aydınlık düşünceli, insancıl, hoşgörülü komşular, hemşehriler. Hele bu komşu ve hemşehriler bir de, biraz yükseleni aşağı çekmeye değil de yukarı itmeye uğraşan, birbirlerinin başarısından haz alıp mutluluk duyan insanlar olursa ne ala.   Bir insan bir kentten başka ne ister?  

* MTSO tarafından yayınlanan İDEAL KENT dergisinden alıntıdır.

{ "vars": { "account": "G-VRBJNBGKJB" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }