İran’ın yıllardır füzeleri niçin ürettiğini artık kimse sorgulama gereği duymuyor. Çünkü “vadedilmiş topraklar” safsatasıyla yıllardır yapmadığı katliam kalmayan İsrail’in, eninde sonunda İran’a saldıracağı belliydi.
Peki ya Türkiye!
İsrail’in, ağabeyi ABD’yi de yanına alarak saldıracağı ülkelerden biri de Türkiye olamaz mı? Böyle bir ihtimal var mı?
Bu soruyu 3 ay önce sorsam, eminim “Yok, daha neler!” tarzında bir cevap çıkardı.
Şimdi İsrail’in sadece Filistin, Gazze, Suriye, Lübnan ve çevredeki ülkeler için değil, bizim için de çok ciddi bir tehdit olduğu ortaya çıktı.
Buna inanmıyordu çoğumuz. Hatta bazılarımız Filistin ve Gazze’deki katliamları, “Zamanında İsrail’e topraklarını satmasalardı.” gibi saçma sapan bir gerekçeyle normal karşılıyor, İsrail’in kadın ve çocuk katliamlarını meşru görüyordu.
Ne kadar acı!
O tehdit, topraklarımıza gittikçe yaklaşınca söylemler de değişmeye başladı.
En son yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, Fatih Altaylı’nın programında S-400 sorusunu yanıtlayan dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Kim bize saldıracak?” sorusunu sorarak, S-400 savunma sisteminin boşuna alındığını kendinden emin bir tavırla dile getirmişti.
Aradan 2-3 yıl geçti.
Ben o gün de hayret etmiştim.
Bugün artık herkes hayret ediyordur.
CHP’nin mevcut Genel Başkanı Özgür Özel’in Sinop’taki füze denemeleri için “Balıklar ürküyor.” ifadesi, biraz da tam anlaşılamadığı için yoğun eleştiri aldı. Ama tam da bölgede savaş varken bu detaya dikkat çekmek tam bir talihsizlikti.
Çünkü Özgür Özel’in partisi adına yaptığı şu öz eleştiri bence çok değerliydi:
Özel, bir konuşmasında şunu söylüyor:
“En kolay alkışın Atatürk denilerek alındığı bir siyasi partinin siyaset üretme pratiğinde sorun var, kardeşim. Sorun var!
Şimdi bunu yalan ata ata, birbirimizi kandıra kandıra ilerleme şansımız yok. Sıkışınca millî mücadeleden, Atatürk’ten bahsederek ilerlenemez. Bambaşka bir şey konuşuyor olmak lazım. Bunu herkes eksik bıraktı. Bunda bir kolaycılık var, bunda birbirimizi kandırmak var.”
Kesinlikle başka şeyler söylemek lazım.
Vatan savunmasının siyaseti olmaz.
Asıl dikkati çekmek istediğim mesele bu…
Türkiye’nin etrafı adeta düşmanla sarılmış. Millî savunma projelerinin ne kadar değerli olduğunu anlamak zorundayız. Bu çok hayati bir mesele. Bunun hükümeti, muhalefeti, siyaseti yok. Olamaz. Olursa yanarız.
Çünkü düşman bombayı attığında, partisine, hangi görüşten olduğuna bakmıyor.
Bu iş şakaya, siyasete, atıp tutmaya gelecek bir mevzu olmaktan çoktan çıktı.
Düşman kapımıza dayanmış, sınırımızda. ABD’li gazeteciler söylüyor. Sözde İran halledildikten sonraki hedefin Türkiye olduğu aleni bir şekilde ifade ediliyor artık. Çünkü İsrail’in önündeki tek engel kalıyor.
O da biziz: Türkiye…
Diğer tarafta Yunanistan elini ovuşturuyor.
Adalar silahlandırılmış; kime karşı?
Tehdit giderek büyüyor.
Neyseki biz de büyüyoruz.
Türkiye son 20 yılda boş durmadı. Savunma sanayinde çok önemli işlere imza atıldı. Bir kişinin hakkını herkes teslim etmeli: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu iradenin ne kadar değerli olduğu, son günlerde çok daha iyi anlaşılıyor.
ASELSAN, TUSAŞ (TAI), ROKETSAN, BAYKAR, HAVELSAN ve MKE gibi millî savunmaya yönelik üretim yapan firma ve şirketler, hepimizin geleceği için sandığımızın çok ötesinde önemli. Ve bu şirketlerin bazıları çok eski, bazıları ise yeni kuruldu. Bu dönemde millî savunma için ses getiren, nokta atışı silahlar üretiyorlar.
Gelişmiş radar sistemleri, millî tanklar, helikopterler, İHA’lar, SİHA’lar, roketler ve şimdi de Kaan savaş uçağı…
En son hipersonik füze “Cenk” ile ilgili durum basına yansıdı. 2 bin kilometreyi aşkın menzil ve sesten 5 kat hızla hedefe kilitlenen Cenk, bölgedeki dengeleri Türkiye lehine çevirebilecek kadar etkileyici özelliklere ve hıza sahip.
Detayları okurken gururlandım. Umarım en kısa sürede proje başarıya ulaşır ve bu sistem TSK’nın envanterine girer.
Millî savunma alanında yerli ve yabancı birçok makale okudum. İnanın, Türkiye’de zaman zaman muhalif bakış açısıyla millî projelere yapılan eleştirilere hayretle bakıyorlar. Çünkü Türkiye’nin 20 yılda elde ettiği bu sonuca ancak hayran kalınır.
Yeterli mi peki?
Tabii ki değil.
Caydırıcı olabilmek için çok daha güçlü olmalısınız. Ve tehdit devam ettiği sürece güçlenmekten, daha iyisini üretmekten başka çareniz yok. Bu silahları üretmek, “savaş istediğiniz” anlamına gelmiyor. Aksine, barışı istemek için silahınız olmalı. Çünkü düşman savaş için kapınıza kadar gelmiş zaten. Barış istemediği aşikâr.
Sonuç itibarıyla doğruya doğru demeyi öğrenmeliyiz.
“Bir musibet, bin nasihatten iyidir.” derler.
Bugün tam da bunu yaşıyoruz.
Musibet ABD–İran savaşı.
Nasihat ise millî savunma alanında katettiğimiz mesafenin ve öneminin anlaşılamamasıydı. İHA’yı, SİHA’yı, millî savunma projelerini sırf muhalefet olsun diye eleştirenlerin, küçümseyenlerin bugün bazı gerçekleri görmesi gerektiğini düşünüyorum. Görenler var. En azından çevremde benimle tartışmıyorlar artık. “İHA mı, SİHA mı yiyeceğiz?” diyenlerin sayısı bir hayli azaldı.
Bizim iç siyasi çekişmelerimiz ayrı, ülkemizin savunması ayrı…
Olası bir saldırıda tek millet olmazsak parçalanırız.
Paramparça ederler.
Düşman saldırırken içerideki hainleri kullanarak işini kolaylaştırır.
Bugün beğenmediğimiz, “kartondan kaplan” diye dalga geçilen İran’da halk; muhalefetiyle, rejim yanlısıyla birlik oldu. Ve inanın, ABD ve İsrail’i en çok şaşırtan da bu oldu. Düşmana karşı tek vücutlar. Bekledikleri olsaydı, İsrail destekli Reza Pehlevi İran’ın başına getirilecek, İran’ın bütün petrolü Hürmüz’den ABD’ye akacaktı. Böylece hem İsrail’in önü açılacak hem de Çin’e giden petrol damarı kesilmiş olacaktı.
Ama şu ana kadar başaramadılar. Ve inanın, İran halkı düşmana karşı birlik ve beraberliğini koruduğu sürece istediklerini alamayacaklar. Belki de yenilip çekilecekler.
Hemen yanı başımızda yaşanan bu savaştan çıkaracağımız büyük dersler var:
Birinci ders: Silahımız olacak; güçlü olmak için bu şart.
İkinci ders: Millî savunma projelerine, amasız fakatsız herkes var gücüyle sahip çıkacak.
Ve en önemlisi: “Mesele vatansa gerisi teferruattır.” kuralına her vatansever harfiyen uyacak.
Yoksa açık veririz. Düşman açık arıyor.
O açığı veren haindir. Nokta.