Asayiş

İmamoğlu'na bayram öncesi tahliye çıkmadı

İBB davasının yedinci gününde söz alan Ekrem İmamoğlu, mahkemeye, "tutuksuz yargılanma" çağrısı yaptı, güvenlik önlemlerine dikkat çekerek, "Naklen yayından buralara geldik" dedi. Murat Or, savunmasında, "ifadelerinin iddianameye yanlış geçirildiğini" öne sürdü. Bayram öncesi tahliye kararı çıkmadı.

Abone Ol

CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 107’si tutuklu, beşi müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB davasının yedinci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda devam etti.

Duruşmanın yedinci gününde, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu 107 tutuklu sanık katıldı.

Ekrem İmamoğlu'nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları da duruşmaya geldi. Bazı tutuklu sanıklar ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile hazır edildi. İzleyici bölümünde boş koltuk kalmadığı görüldü.

Duruşma öncesi çevrede jandarma ekiplerince geniş güvenlik önlemleri alındı. Sanık avukatları, bugünkü duruşmanın sonunda mahkeme başkanından tahliye değerlendirmesi yaparak ara karar kurmasını istedi. Hakim, tutukluluk değerlendirmesini nisan ayında yapacağını tekrar etti. Bayram öncesi İBB davasında tahliye kararı çıkmadı. Tutuklular, Ramazan Bayramı'na hapiste girecek.

İBB davasında altıncı gün sona erdi: İtirafçıdan itiraf: Psikolojim bozukİBB davasında altıncı gün sona erdi: İtirafçıdan itiraf: Psikolojim bozuk
***


DURUŞMADA BUGÜN NELER YAŞANDI

EKREM İMAMOĞLU GELİNCE TÜM TUTUKLU SANIKLAR AYAĞA KALKTI

Tutuklu sanıklar saat 10.22 itibarıyla jandarma eşliğinde salona getirilmeye başlandı. İzleyici kısmından ise sanık yakınları, tutukluların isimlerini söyleyerek selamlamaya çalıştı. Ekrem İmamoğlu saat 10.28’de salona getirildiğinde ise tüm tutuklu sanıklar ayağa kalktı. Avukatların olduğu bölüme el sallayan İmamoğlu, bazı tutuklu sanıklarla tokalaşıp, sarıldı, bu sırada izleyiciler yine alkışlarla "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganı attı.

İMAMOĞLU, ÜÇ DAKİKALIK SÖZ İSTEDİ: "BAYRAM ÖNCESİ SÜRPİZ YAPIN"

Mahkeme heyeti, saat 10.30’da salona giriş yaptı ve duruşma başladı. Duruşmada ilk olarak Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas'ın özel kalem müdürü Murat Or'un savunması alınıyor. Öncesinde ise Ekrem İmamoğlu üç dakikalık söz hakkı almak istedi. Mahkeme başkanı onayladı ve İmamoğlu sanık kürsüsünde kısa bir konuşma yaptı. İmamoğlu, herkesin Kadir Gecesi’ni kutlayarak söze başladı. İmamoğlu, gazetecilerin ve kameraların “En köşeden, 50-60 metre kuş bakışı ile izlemeye mecbur bırakılmasının doğru olmadığını” söyledi. Mahkeme heyetine çağrıda bulunan İmamoğlu, Ramazan Bayramı'na çok az bir vakit kaldığını belirterek mahkemenin bir sürpriz yapıp tutukluları tahliye etmesini talep etti.

"NAKLEN YAYINDAN BURALARA GELDİK

İmamoğlu'nun konuşması şöyle:

"Ramazan ayındayız... Ramazan Bayramı geliyor. İnşallah herkesin ettiği dualar -eminim ki huzur, barış, adalet, mutluluk ve geçim içindir- kabul olur. Hepsinin kabulünü diliyorum.

Ramazan Bayramı’na gireceğiz ve bugün bayramdan önceki son gün. Dolayısıyla tabii ki bir olgunlaşma, bir takım süreçlerin işlediği; karşılıklı müzakere ve diyalog süreçlerinin yaşandığı bir dönem oldu. İstenmeyen şeyler oldu ya da insanların kendi sıkıntılarından ve yaşadıklarından kaynaklanan talepleri oldu. Bu çerçevede, benim gözlemlediğim kadarıyla burada gerçekten asimetrik bir durum, yaşanan bir sıkıntı var.

Örneğin ailelerden bir kişi alınıyor. Ben sabah telefon hakkım kapsamında, haftada 10 dakika eşimle konuştum. Aileden bir kişi… Zaten bu insanların aileleriyle görüşmeleri çok sıkıntılı. Buraya gelip gördükleri anda mutlu olanlar var, umudu büyüyenler var. Bu insanların 'bir kişi' diye bir kısıtlamayla buraya gelmelerinin doğru olmadığını düşünüyorum.

"ÜÇ AVUKATLA SINIRLAMA'NIN DA DOĞRU OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUM"

İkinci asimetrik durum: 107 tutuklu burada öncelikli yargılanıyor ve bu 107 tutuklunun 3 avukatı gelebilir deniyor. Bu şöyle eksik kalıyor: Zaten insanların haftada bir gün görüşme günleri var ve o görüşme günlerini değiştirmediler. Ben mesela kendi adıma, her gün katılmak zorundayım dediğim için beni izinli olduğumuz güne, buranın olmadığı güne kaydırıyorlar. Dolayısıyla bu '3 avukatla sınırlama'nın da doğru olmadığını düşünüyorum.

Yani bu kapsamda artık bu, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın takip ettiği bir duruşma. Buradan umut eder ve dileriz ki yüzde 15’lere kadar düşen adalete inanç, bu mahkemede büyüsün; yani bir geri dönüş başlasın. Bu çerçevede meslektaşlarımızın, avukatların buraya gelip duruşmayı dinlemek ve takip etmek istemesi; barolar başta olmak üzere farklı meslektaşların oluşturduğu destek grupları var. Bu bakımdan bunun da çok asimetrik bir kısıtlama şekline dönüştüğünü düşünüyorum.

"BASININ DURUŞMAYI 50-60 METRE GERİDEN İZLEMEK ZORUNDA BIRAKILMASI, MAHKEMENİN İTİBARINI ZEDELEYEN BİR DURUM"

Çok önemli bir konu da medya. Buradan gerçekten kuş bakışı, 50–60 metre geriden izlemek zorunda bırakılmaları; bu mahkemenin itibarını zedeleyen bir durum. Görüyorsunuz ki boşluklar var ve bu boşlukların öncelikli sebebi kısıtlamalar. Basın mensuplarının burayı izlemesi ve takip etmesi, hem kamuoyunun hem de heyetin daha iyi tanınması açısından daha doğru bir çerçeve sunar. Buna rağmen konunun bu şekilde ele alınması sorunlu.

Sonrasında siyasetçiler veya belediyemiz… İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili giremedi. Evet, sonradan birtakım müzakereler olmuş ama yine de giremedi. Bu durum nereye kadar varıyor? Düşünün ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yöneticileri burada, belediye başkanı burada. Burayı izlemeye gelmek isteyen sadece başkanvekili değil; aynı zamanda genel sekreter yardımcıları da gelmek isteyebilir. Çünkü konuşulan her meselenin muhatabı bu yöneticiler.

Bakın, ben senede bir kez yöneticileri davet ediyorum. Müdür ve üstü kaç kişi biliyor musunuz? Bin üç yüz kişi. Bu bin üç yüz kişiyle senede bir kez, tam gün süren bir toplantı yapıyoruz. Kocaman bir oditoryumu ayırıyoruz ve orada çalışıyoruz. Burada konuşulan her konu, Büyükşehir Belediyesi’nin yöneticilerini doğrudan ilgilendiriyor ve bilgilendiriyor.

"BUNLAR BİR ÇETE DEĞİL; AYIPLI BİR SUÇUN PEŞİNDE KOŞAN İNSANLAR DA DEĞİL"

Bunlar -çok affedersiniz- bir çete değil; ayıplı bir suçun peşinde koşan insanlar da değil. Bunlar itibarlı, liyakatli; burada olan ve olmayan, geçmişi güçlü insanlardır.

Bunların buraya gelme arzuları var. İddianamede de biliyorsunuz ki CHP, ilk başından itibaren suçlu ve kapatmaya gidecek kadar suçlu konumda gösteriliyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin il başkanlığının bile buraya girişi sanki bir lütufmuş gibi ikram ediliyor. Bu doğru değil. Bu bağlamda, bakınız; ben biliyorum, derinlemesine müzakereler de yapılıyor. İl başkanımızdan notlar alıyorum, avukatım aracılığıyla bana bilgiler iletiliyor. Yani büyük çaba şu: Jandarmamızla karşı karşıya gelmeyelim, dışarıda en ufak bir müdahaleye asla sebebiyet vermeyelim. Özenli çalışalım ve herkes buraya medeni bir şekilde girebilsin. Taahhüt ediyoruz ki sizin de işinizi kolaylaştırmak adına üzerimize düşeni yapalım.

"BU TÜR ASİMETRİK SINIRLAMALAR..."

Bakın, bu kadar zor durumdaki yargı müessesesinin hak ettiği değeri elde edebilmesi adına herkes sorumluluk almaya hazır. Bunun adı Cumhuriyet Halk Partisi olur, muhalefet partileri olur, İstanbul Büyükşehir Belediyesi olur ya da diğer kurum ve kuruluşlar olur; inanınız ki herkes sorumluluk almaya hazır. Bu çerçevede bütünüyle taahhüt ediyoruz ki lütfen bunu bayramda iyi değerlendiriniz. İstirham ediyorum, bir bayram havasında değerlendiriniz. Ailenizle otururken bile lütfen zihninizde olsun.

Bu tür asimetrik sınırlamaların ve kısıtlamaların ne size ne heyetinize ne de burada yargılanan insanların adil yargılanma süreçlerine en ufak bir katkısı vardır. Bunun tersine çevrilebileceğini umut ediyorum. Gerçekten insanların buna ihtiyacı var.

Son olarak, tarihte bazen öyle ilginç çıkışlar olmuştur ki unutulmaz. Ben de bunu söyleyerek sözlerimi toparlamak istiyorum. Bütün bunları revize ederseniz, müzakere kapınızı açık tutarsanız kimse sizin makamınıza saygısızlık yapmaz. Bakın, yapmaz. 'Yapamaz' demiyorum, 'yapmaz' diyorum. Onun için müzakere kapısını açık tutarsanız; bu ister benim avukatlarım olur, ister başka temsilciler olur, isterse siyasî aktörler olur, hiçbir şeffaflık kaybınız olmaz. Aksine, burada çok daha makul, çok daha itibarlı ve çok daha medeni bir çizgi oluşturursunuz. Ve gerçekten kazanan, yüce Türk yargısı ve yüce Türk milleti olur. Ben bunu istirham ediyorum. En azından burada haklıyız. Naklen yayınların konuşulduğu bir noktadan bu kısıtlamalara gelmek doğru bir evrilme değil. Bunu da istirham ediyorum.

"SORUMLULUĞUNUZ ÇOK BÜYÜK"

Son olarak, 'sürpriz' dediğim çıkışların bu ülkeye çok şey kazandıracağını düşünüyorum. Bu ülke bir yılda 150 milyar dolar kaybetti. Bu dava öyle sıradan bir dava değil; çok büyük bir dava. Bu mahkeme, bu duruşma çok önemli. Sorumluluğunuz çok büyük. Lütfen bu söylediklerimi dikkate almanızı rica ediyorum.

O 'sürpriz' dediğim çıkışın altında da şu var: Bayrama giriyoruz. Herkes ailesiyle güzel günler geçirsin; bu milletin her evladının en güzel günleri olsun. Ama bazen öyle bir karar verirsiniz ki, buradan bazı insanları serbest bırakır, evlerine gönderir, tutuksuz yargılanma hakkını tanırsınız; işte o zaman tarih değişir."

Bunu sadece size emanet ediyorum. Bu duygularımı sizinle paylaşmak istedim. Söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

***

"İFADELERİM İDDİANAMEYE YANLIŞ GEÇİRİLDİ" İDDİASI: "AK PARTİ DÖNEMİNDE ÖZEL KALEM GÖREVİNE GETİRİLDİM"

Saat 10:34’te Ekrem İmamoğlu’nun konuşmasıyla başlayan duruşma, İmamoğlu'nun ardından İBB Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas'ın özel kalem müdürü Murat Or'un savunmasıyla devam etti.

Or, savunmasında şunları söyledi:

“Ben 30 yaşındayım. İlkokul çağında iki evlat sahibi bir babayım. Şanslıydım ki şafak baskını sırasında çocuklarım evde değildi. Babalarının cezaevinde olduğunu bilmesinler, bu durumdan etkilenmesinler diye görüşüme gelmelerine razı olamadım. Haftada yalnızca bir kez, 10 dakika sesli görüşme hakkım olduğu için 9 aydır yavrularımın yüzünü dahi göremedim. Uzun süredir çocuklarının yüzünü göremeyen bir baba olarak huzurunuzdayım.

Yaşadığım bu ağır süreç; beni, ailemi, kalp hastası babamı ve annemi derinden etkilemiştir, halen de etkilemeye devam etmektedir.

Ben kimya mühendisiyim. 2012 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirakinde, araç ve tesislere ilişkin Ar-Ge laboratuvarında çalışmaya başladım. 2017 yılında, dönemin belediye başkanı rahmetli Kadir Topbaş kurumumuzu ziyaret etti. O dönemde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin canlı yayınlanan bu ziyaretinde laboratuvarın tanıtımını kendisine ben yaptım. Bu sunumum çok beğenildi. Sonrasında dönemin genel müdürü tarafından, 2017 yılında, AK Parti döneminde özel kalem görevine getirildim. Kendisini daha önce isminden dahi tanımıyordum. Muhtemelen o zamanki yöneticimden hakkımda bilgi alındı; sonrasında beni çağırıp konuştular ve göreve başladım.

2019 seçimlerinden sonra ise Sayın Ali Sukas genel müdür olarak atandı. Kendisini de önceki yöneticim gibi daha önceden ne görmüşlüğüm ne de tanışıklığım vardı.

“HAYATIM BOYUNCA NE KENDİM HARAM LOKMA YEDİM, NE ÇOCUKLARIMA NE DE EŞİME YEDİRDİM”

Ben teşkilatçı bir aile yapısından gelen biriyim. Vakıflarda görev almış bir insan olarak sınırlarımı bilirim. Müslüman hassasiyetleriyle yaşamam gerektiğini bilirim. Kendi alanım dışındaki hiçbir konuya burnumu sokmam. Sınırlarımı aşmam. Görevim dahilinde olmayan meseleleri merak dahi etmem. Disiplinli ve dürüst çalışmam nedeniyle Ali Bey de 2019 sonrasında benimle çalışmaya devam etmiştir.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, rüşvet gibi bir konuda adımın geçmesinden gerçekten büyük üzüntü duyuyorum. Hayatım boyunca ne kendim haram lokma yedim, ne çocuklarıma ne de eşime yedirdim. Eşimle birlikte dini ve vicdani hassasiyetlerimiz gereği bir lira faizli ya da haram paraya dahi bulaşmamış insanlarız. Böyleyken, hak etmediğim bir paraya, hele ki devletin malına asla el uzatmam. Hiçbir kimseden, şahsım, kurumum veya Ali Bey adına para talep etmedim; böyle bir para da hiçbir zaman almadım. Beni tanıyan herkese sorulsa, böyle işlere bulaşmayacağımı rahatlıkla söyler.

Görev yaptığım süre boyunca kurum kaynaklarının gereksiz yere israf edilmemesi için elimden geleni yaptım. İddianamede adımın geçtiği iddialara bakıldığında, gizli tanık ve bazı sanıkların üzerime atfettiği isnatlar dışında, iddia makamının da belirttiği üzere, somut bir delil bulunmamaktadır. MASAK kayıtlarından da görüleceği üzere, benim ya da ailemin mal varlığında olağan dışı bir artış söz konusu değildir.

“EŞİM BENİM YOKLUĞUMDA BÜYÜK BİR MÜCADELE VERMEKTEDİR”

Hatta belirtmek isterim ki, yine hassasiyetlerim nedeniyle araştırıp bulduğumuz bir katılım finans sistemi üzerinden, bu olaylardan önce dâhil olduğumuz ve eşimin aylık 65 bin TL ödeme yapmak zorunda olduğu ciddi bir borç yükümüz bulunmaktadır. Eşim şu anda hem bu borcu ödemek hem de çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için benim yokluğumda büyük bir mücadele vermektedir. Ailelerimizin desteğiyle ayakta kalmaya çalışmaktadır. Kendime hiçbir menfaat sağlamadığım ortadayken, böyle bir süreçte bu kadar ağır bedeller ödüyor olmamın takdirini mahkemenize bırakıyorum. Haksız bir kazancım olsa, neden böyle bir borcun altına gireyim?

“ÖZEL KALEM MÜDÜRÜ OLARAK ALİ BEY’E YAKIN ÇALIŞIYOR OLMAM, CEZAEVİNDEN ÇIKMAK İSTEYENLER AÇISINDAN ADIMI İŞLEVSEL HALE GETİRMİŞTİR”

Gözaltına alındıktan ve savcılıkta ifade verdikten sonra dosyanın içeriğine daha vakıf olabildim. Görev yaptığım süre boyunca firmalar zaman zaman ürün, broşür ya da tanıtım materyalleri getirirdi. Genel Müdür Ali Bey müsait olmadığında firmaları ben karşılar, kendisine bilgi verirdim. Eğer görüşme gerçekleşmeyecekse de yine bilgisi dahilinde, getirilen materyaller herkesin görebileceği açık alanlara bırakılırdı. Bunun dışında getirilen bir şeyi açmak, incelemek, içeriği hakkında değerlendirme yapmak ya da bu konuda karar vermek benim görev ve yetki alanımda değildir.

Kaldı ki çalıştığım oda sürekli açık bir yerdi. Bizim kattaki çalışma düzeninde odamız, daha ilk bakışta görülen, herkesin önünden geçtiği bir konumdaydı. Tanık beyanlarında anlatıldığı gibi, firmaların Ali Bey müsait olmadığında masaya bir şey bırakıp gitmeleri mümkündür. Ancak iddia edilen gibi haram bir iş yapılıyor olsaydı, bunun herkes tarafından görülebilecek bir makam odasının girişindeki açık bir alanda yapılmasının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığını da takdirinize sunuyorum.

Sanıkların ve gizli tanıkların, kendi beyanlarını makul bir zemine oturtabilmek, cezaevinden çıkmak ya da hiç girmemek saikiyle, Ali Bey’e yakın pozisyonda çalıştığım için benim adımı da beyanlarına kattıklarını düşünüyorum. Özel kalem müdürü olarak Ali Bey’e yakın çalışıyor olmam, adımın kullanılmasını onlar açısından işlevsel hale getirmiştir.

Nitekim, cezaevinden çıkabilmek için bazı kişilerin bana para getirdiklerini söyleyeceklerinin kulağına geldiğini bana aktarılmıştı. Ben de kendilerine, yaşamadığım hiçbir şeyi kabul etmeyeceğimi açıkça ifade ettim. Yine bunun bir iki gün öncesinde de, bir gizli tanığın ifadesinde adımın geçtiğinden haberdar olmuştum.

“BEN, ETKİN PİŞMANLIK KAPSAMINDA BEYANDA BULUNAN BİRİ DEĞİLİM”

Gizli tanık beyanlarına bakıldığında, bu kişilerin dosya süreci başladıktan sonra ifade verdikleri görülmektedir. Bu durum, sanık olma ihtimallerinden kurtulmak, cezaevine girmemek ya da mevcut durumlarını lehlerine çevirmek amacıyla olabildiğince fazla isim vererek kendi anlatımlarını destekleme çabasında olduklarını düşündürmektedir. Benim ismimin de bu amaçla kullanıldığını değerlendiriyorum.

İlk beyanımda da, ikinci beyanımda da özellikle belirtmek istediğim husus şudur: Ben, etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan biri değilim. Çünkü ben bir suça tanık olmadığım gibi, bu dosyada sanık olarak bulunmamam gerektiğini düşünüyorum. Ben yalnızca gördüğüm, duyduğum ve yaşadığım hususları anlattım. İfademde de belirttiğim üzere, Ali Bey’in herhangi birine para verdiğini kendi gözümle görmüş değilim.

Tutanaklarda yer alan bazı ifadelerim, kesin bilgiye dayalı beyanlar değil; o an tarafıma sorulan sorular çerçevesinde olaylara ilişkin yaptığım değerlendirmelerdir. Takdir edersiniz ki savcılık ifadesi, burada dosyada birkaç sayfa olarak görünse de, o şekilde tek seferde ve kesintisiz anlatılmış bir metin değildir. Diyalog halinde sorular sorulmuş, ben de o anda düşündüğüm çerçevede cevaplar vermiş bulunmaktayım. O nedenle bazı kısımlar değerlendirme niteliğindedir.

İkinci savcılık ifadem bakımından da şunu belirtmek isterim: O ifadeyi verdikten sonra, uzun süren süreç nedeniyle metni o anda ayrıntılı inceleme imkânım olmadı. Hatta bir süre dosyada da bulamadık. Sonradan esaslı biçimde inceleme fırsatı bulduğumda, bazı hususların birbiriyle çeliştiğini fark ettim. Burada kimseyi haksız yere itham etmek istemem. Fakat maddi hata niteliğinde bazı hususlar bulunduğunu, bunların da dosyanın bütününü değiştirmese bile açıklanması gerektiğini düşünüyorum. Müsaadenizle bu çelişkili noktaları da arz etmek isterim.

“BENİM KASTIM; KESİN BİR TESPİT YAPMAK DEĞİL, SADECE O ANKİ İHTİMALLER ÜZERİNDEN DEĞERLENDİRME YAPMAKTIR”

Dosyada yer alan beyanlarımın bazı kısımlarında, özellikle son karar ve tutuklama sürecine ilişkin ifadelerimde çelişki olduğu görülmektedir. Bu hususu açıklığa kavuşturmak isterim.

İkinci sayfanın sonunda yer alan ifadede, 'bu şahısların erken alınmasının usulsüz işlemlerden kaynaklandığını düşünmekteyim' şeklinde bir değerlendirme yer almaktadır. Ancak burada kullandığım ifade kesin bir bilgiye değil, tamamen o anki değerlendirmeye dayalıdır. Nitekim başka bir kısımda 'böyle düşünmüyorum, düşünülebilir' şeklinde daha temkinli bir ifade kullandığım da görülmektedir.

Dolayısıyla burada bir kanaat farklılığı değil, ifade sırasında kullanılan dil nedeniyle oluşmuş bir anlatım farklılığı söz konusudur. Benim kastım; kesin bir tespit yapmak değil, sadece o anki ihtimaller üzerinden değerlendirme yapmaktır.

Ayrıca ilk beyanımda da açıkça ifade ettiğim üzere; ben 2019 yılından itibaren Ali Bey ile çalıştım ve bu süreçte herhangi bir usulsüzlüğe, rüşvet ilişkisine ya da hukuka aykırı bir duruma bizzat şahit olmadım. Böyle bir durumu görmediğim halde, kesin bir bilgi varmış gibi konuşmam zaten mümkün değildir.

Tutuklama sürecimize gelince; bizler hiçbir somut bilgimiz olmadan, sabah saatlerinde evlerimizden alınarak gözaltına götürüldük. O ana kadar dosyanın kapsamına ilişkin detaylı bir bilgimiz yoktu. Sadece basına yansıyan bazı haberlerden ve Sayın Genel Müdür’ün gözaltına alındığından haberdardık. Bunun dışında, dosyanın içeriğine ilişkin herhangi bir bilgimiz bulunmamaktaydı.

“HAKKIMIZDA İLERİ SÜRÜLEN İDDİALARI İLK KEZ DUYMAYA BAŞLADIK”

Savcılık ifadesi sırasında ise tarafımıza yöneltilen sorular ve isnatlar üzerinden, hakkımızda ileri sürülen iddiaları ilk kez duymaya başladık. Bu nedenle bazı beyanlarım, olaylara dair doğrudan bilgiye değil, o an tarafıma yöneltilen iddialar çerçevesinde yaptığım değerlendirmelere dayanmaktadır.

Özellikle ‘cezaevine alındıktan sonra bu kişilerin burada olduğunu duymuştum, burada olabileceğini düşündüm’ şeklindeki ifademde de bir maddi hata oluşmuştur. Burada ‘bulunduğunu biliyorum’ anlamı çıkabilecek bir ifade yer almakla birlikte, benim kastım kesin bir bilgi değil, sadece duyuma dayalı bir ihtimaldir.

Bu nedenle söz konusu ifade, kesinlik içeren bir beyan olarak değil; ‘duyduğum kadarıyla böyle olabileceğini düşündüm’ şeklinde değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak; beyanlarım arasında görülen farklılıklar, olaylara ilişkin kesin bilgiye sahip olmamamdan ve ifadelerin diyalog halinde, anlık değerlendirmelerle verilmiş olmasından kaynaklanan maddi anlatım farklılıklarıdır. Bu hususların, aleyhime kesin ve bağlayıcı beyanlar olarak değerlendirilmemesini saygıyla arz ederim.

İDDİANAMEDEKİ “500 BİN TL” İDDİASINA YANIT VERDİ

İddianamede yer alan ve 500 bin TL’ye ilişkin iddialar tamamen çelişkili ve somut delilden yoksundur. Bu hususu açıkça izah etmek isterim.

İddia sahibi kişi; 500 bin TL’yi Ali Bey’e getirdiğini, benimle görüştüğünü, parayı benim masama bıraktığını, ertesi gün de bu paranın hesaplara yatırıldığını söylemektedir. Ancak bu anlatım, kendi içinde ciddi çelişkiler barındırmaktadır.

Öncelikle tarihler uyuşmamaktadır. Kendi beyanında ‘2022 yılı sonu’ derken, MASAK kayıtlarında bahsedilen para hareketlerinin 15.08.2022 ve devamındaki tarihlerde olduğu görülmektedir. Yani iddia ettiği zaman dilimi ile resmi kayıtlar birbiriyle örtüşmemektedir.

Ayrıca ‘parayı çektim, ertesi gün götürdüm’ demesine rağmen HTS kayıtlarıyla bu anlatımın örtüşmediği de açıktır. Kendi iddiasını destekleyecek net bir zaman-mekân uyumu bulunmamaktadır. Daha da önemlisi, anlatılan olay hayatın olağan akışına tamamen aykırıdır.

İddia sahibi diyor ki: 'Parayı Murat’ın masasına bıraktım ve çıktım.' Şimdi bu durumu takdirinize sunuyorum: Eğer ortada gerçekten bir para varsa ve benim bunu bildiğim iddia ediliyorsa; Böyle bir para herkesin girip çıktığı, kapısı sürekli açık bir odada, herkesin görebileceği bir masaya bırakılır mı?

Benim çalışma düzenim herkes tarafından bilinmektedir. Odam açık, girişe yakın ve sürekli insan trafiğinin olduğu bir yerdir. Böyle bir durumda, iddia edildiği gibi bir paranın ortada bırakılması hayatın olağan akışına açıkça aykırıdır. Eğer iddia doğru olsaydı, böyle bir paranın açıkta bırakılması değil, gizlenmesi, korunması gerekirdi. Bu bile tek başına anlatımın gerçek dışı olduğunu göstermektedir.

Benim görevim özel kalem müdürlüğüdür. Bu görev kapsamında: Kuruma gelen kişileri karşılarım, randevu ve görüşmeleri organize ederim, gelen kişilerin ne getirdiği, ne amaçla geldiği, ne teslim ettiği benim görev alanımda değildir. Bu nedenle bana atfedilen ‘parayı biliyordu’ şeklindeki iddia, görev tanımımla da bağdaşmamaktadır.

“YAKLAŞIK DOKUZ AYDIR HAKSIZ YERE ÖZGÜRLÜĞÜMDEN VE EVLATLARIMDAN AYRI BIRAKILDIM”

HTS kayıtları açısından da durum aynıdır. Kurumumuzun bulunduğu alan; birden fazla binanın yer aldığı, yoğun giriş-çıkış olan bir bölgedir. Aynı bölgede bulunmak ya da sinyal çakışması yaşanması son derece olağandır. Ayrıca özel kalem pozisyonu gereği, yıl içinde aynı kişiyle onlarca kez görüşme yapılması da normaldir. Bir kişinin beni 30-40 kez araması veya bölgede bulunması, suç isnadı için delil olamaz. İddia sahibinin beyanları yalnızca çelişkili değil, aynı zamanda menfaat temelli ve husumet içeren beyanlardır. Bu kişi; kurumla sürekli temas kurmaya çalışan, talepleri karşılanmadığında ise tavır geliştiren bir profildir. Bu nedenle beyanlarının objektif olmadığı açıktır.

Kendi beyanlarını dahi tutarlı şekilde ortaya koyamayan bir kişinin, başkalarını suçlayarak kendisini kurtarma çabasında olduğu anlaşılmaktadır.

500 bin TL’ye ilişkin iddia somut delille desteklenmemektedir. Tanık beyanı kendi içinde çelişkilidir. MASAK ve HTS kayıtları iddiaları doğrulamamaktadır. Anlatılan olay hayatın olağan akışına aykırıdır. Benim görev tanımım, iddia edilen fiille örtüşmemektedir Bu nedenle üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum.

Yaklaşık dokuz aydır özgürlüğümden ve evlatlarımdan ayrı bırakıldım. Haksız yere maruz kaldığım bu durumun son bulmasını, öncelikle tahliyeme, yargılama sonunda ise beraatıma karar verilmesini saygılarımla arz ederim.”

MURAT OR: “SAVCILIK İFADELERİ TUTANAĞA YANLIŞ GEÇİRDİ”

Öğle arasından önce Murat Or’un savunmasının ardından mahkeme başkanı ile Or arasında geçen diyalog ise şu şekilde:

Mahkeme başkanı: "Öncelikle ifadenin belli kısımlarında 29 Eylül 2025 tarihli savcılık ifadenden bahsettin değil mi? Bu tutanağa geçmiş."

Murat Or: "Evet."

Mahkeme başkanı: "Maddi hataların olduğunu belirttin. Bu ifadeyi okumadın mı? Avukatınız, o günkü avukatın Abdullah Üresin'in huzurunda alınmış bu ifade. İki sayfa zaten hani böyle çok uzun bir ifade değil. Hani bu ifadeyi net okumadın mı? Okuma imkânı sağlanmadı mı sana ifadenin?"

Murat Or: "Şöyle ifade edebilirim; gene ben tabii o an yani çok da hayatımda ifade... İlk defa böyle bir olay yaşıyorum, karakola bile gitmişliğim yok işin esası."

Mahkeme başkanı: "Sen hani eğitimsiz bir insan değilsin, kimya mühendisisin. Şimdi orada avukatın var, iki sayfa bir ifade ne yazmış diye bir göz atar insan yani. İfadede bir hata varsa söylersin orada; 'Savcı bey burada ben böyle demedim, böyle yazmışsınız' dersin."

Taboola'danSponsorlu Içerikler
Bunlar Ilgini Cekebilir
Koton Kadın Pamuklu Pile Detaylı Kareli Midi Etek
Koton
Güncelleme, Yedekleme Maliyetlerinden Kurtulun
DİA ile iş süreçlerinize özgürlük ve verimlilik katın!
DİA Yazılım
Murat Or: "Muhakkak. Şimdi uzunca bir süre ifade verdim. Bu hani iki sayfa gibi duruyor ama dediğim gibi diyalog şeklinde yani tek benim konuşmamla geçmedi. Uzunca bir süre ifade verdim ve nihayetinde de bazı kısımlarda zaten göreceksiniz; ben hani 'Hepsi o değişir, bu değişir' diye bir iddiam yok. 'Düşünüyorum' diye kullandığım kısımlar muhakkak var. Ama bazı kısımda... Şimdi bu 'düşünüyorum', her yerde 'düşünüyorum' demişim gibi burada da 'düşünüyo"rum...' Şimdi o olayın gelişimini de isterseniz..."

***

MAHKEME BAŞKANINDAN EKREM İMAMOĞLU’NUN TALEPLERİNE OLUMLU YANIT...

Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas'ın özel kalem müdürü Murat Or'un savunması, avukat sorgusu ve avukatının savunmasından sonra ara verilirken Mahkeme başkanı ve İmamoğlu arasında da bir diyalog gerçekleşti.

Mahkeme başkanı, Ekrem İmamoğlu’nun söz alarak tutuklu yakınlarının salona alınması konusundaki kısıtlamaya yönelik itirazına ilişkin değerlendirme yaptı. Mahkeme Başkanı, “Ekrem Bey söz almadan önce biz de bu konuda değerlendirme yapmıştık. Jandarma ile de konuştuk” diyerek, salonda boş kalan yerlerle ilgili daha çok aile üyesinin içeri alınması yönünde bir düzenleme yapılacağını söyledi.

Mahkeme Başkanı ayrıca, İmamoğlu’nun üç avukat sınırlaması talebine karşın da, “Üç avukatın alınması konusu CMK’da var. Gerekli görüşmeyi yaparım” açıklamasında bulundu.

Medya ile ilgili de, “Arkadaşların görüşme talebi oluyor. Priz olmadığını, masa olmadığını söylediler. Elektrik sağladık. Hoparlör de sağlanacak” dedi.

İmamoğlu da teşekkür ederek karşılık verdi. İmamoğlu, salondan ayrılırken, “Ekrem Başkan” sloganı atıldı.

Mahkeme başkanı, Murat Or’un savunması, avukat sorgusu ve avukatının savunmasından sonra duruşmaya saat 13.30’a kadar ara verdi. Aranın ardından Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas’ın savunmasına geçildi.

***

"HAYATIMIN EN BÜYÜK ONURU, GENÇLİK YILLARIMDA ALPARSLAN TÜRKEŞ’İN EN YAKININDA YER ALMAK VE ONUN TECRÜBESİNDEN GEÇMEKTİR"

Sukas, Rizeli olduğunu, 37 yıldır orman yüksek mühendisi olduğunu, kamuda ve özel sektörde farklı işler ve görevler yaptığını belirterek, 12 Eylül döneminde İstanbul Ülkü Ocakları Başkanlığı görevinde bulunduğunu, gençlik yıllarında Alparslan Türkeş'in en yakınında yer aldığını belirterek, bunu "hayatının en büyük onuru olarak nitelendirdi.

Sukas, "Devletin varlığını sürdürebilmesinin tek sebebi, hukuktan aldığı meşruiyet ve bu meşruiyetin sağladığı güçtür. Devlet, gücünü, kadrolarını, imkanlarını ve yetkilerini kural dışı, hukuk dışı, mevzuat dışı, teamül dışı ve hiyerarşi dışı bir yapıyla paylaşamaz; böyle bir ihtimalden dahi söz edilemez. Devleti bu şekilde yönetmeye çalışan her yapı, er ya da geç bizzat devlet tarafından tasfiye edilir. Aksi halde ortada bir devletten söz edilemez ve bu devletin kalıcılığı da mümkün olmaz" diye konuştu.

Sukas, Türk milliyetçisi ve Müslüman olduğunu, örf, din, millet ve vatan kavramlarının kutsal ve kıymetli olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Devletimizin başına 15 Temmuz darbe girişimini örmeye çalışan paralel yapı ve benzerleriyle ömrü boyunca mücadele etmiş, bu uğurda bedeller ödemiş bizlerin; 'sistem' olarak adlandırılan hukuk dışı bir yapı içerisinde yer almamız, böyle bir yapının varlığını kabul etmemiz ya da buna hizmet etmemiz asla mümkün değildir.

Ömrü boyunca devlete kutsiyet atfeden, haram-helal gözeten, tarihin bizi nasıl anacağını düşünen ve ahirette hesap vereceğine inanan bir kişi olarak; tarafıma yöneltilen suçlamalarla yargılanmanın, şu ana kadar özgürlüğümün kısıtlanmasından daha ağır bir bedel olduğunu ifade etmek isterim.

“KİM BİLİR YÜZLERCE SANIKTAN KAÇI BU DAVANIN NİHAİ KARARINI GÖREMEDEN VEFAT EDECEK”

Elbette mahkemeniz beni ideolojik kimliğimle değil somut delillerle yargılayacak. Ancak bazı hususları dile getirmek isterim. 12 bahar geçecek… Kim bilir kaç hâkim bu dosyanın sonucunu görmeden emekli olacak, kim bilir yüzlerce sanıktan kaçı bu davanın nihai kararını göremeden vefat edecek. İşte bu nedenle, fırsatım varken sabırları zorlamadan, kısa şekilde kayıtlara geçmek istedim. Aylardır ilk defa kendimi ifade edebilme imkânı bulmuşken; masum olduğumu, büyük bir iç huzur ve gönül rahatlığıyla beyan ederek kayıtlara geçirmek istiyorum.

Kişi, işlediği iddia edilen suç, kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanıncaya ve hakkında verilen hüküm kesinleşinceye kadar masumdur. Masumiyet karinesi olarak adlandırılan bu evrensel ilke, Anayasamızın 38. maddesiyle güvence altına alınmıştır. Aynı ilke, İslam hukukunda da 'beraat-ı zimmet asıldır' şeklinde ifade edilmekte ve uygulanmaktadır.

Ömrüm boyunca farklı alanlarda çalıştım. Fırıncılık yaptım, Orman Bölge Şefliği’nde görev aldım, özel sektörde kendi işimi yürüttüm. Nihayetinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki olan Ağaç AŞ’de yönetici olarak İstanbul’a hizmet etme imkânı buldum.

“BAZI ALIMLARDA DOĞRUDAN TEMİN YÖNTEMİ BİR TERCİH DEĞİL, İŞİN NİTELİĞİ GEREĞİ ZORUNLULUKTUR”

2019 yılı son çeyreğinde göreve başladığım dönemde şirketin temel hedefleri; kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi, mali disiplinin sağlanması, operasyonel etkinliğin artırılması ve kamu kaynaklarının etkin kullanılması olmuştur. Yönetim anlayışımız bu dört temel ilke üzerine kurulmuştur.

Bu süreçte şirket; yalnızca uygulayıcı bir yapı olmaktan çıkmış, kurumsallaşma, operasyonel kapasite, bilgi üretimi ve sektörel gelişim alanlarında ilerleme kaydetmiştir. Şirket cirosu 2019 yılında yaklaşık 412 milyon TL seviyesindeyken, 2024 yılı itibarıyla yaklaşık 9,7 milyar TL seviyesine ulaşmıştır. Bu artış, faaliyet hacminin ciddi şekilde büyüdüğünü göstermektedir.

Öz kaynaklar da önemli ölçüde artmış, bu artış herhangi bir sermaye artırımı olmaksızın faaliyet kârlılığı ve mali disiplin sayesinde sağlanmıştır. İstanbul genelinde Tuzla’dan Silivri’ye kadar yaklaşık 70 milyon metrekare yeşil alanın bakımı yürütülmüş; 800 park, 506 yol ve refüj ile 48 koru ve mesire alanına hizmet verilmiştir. Bu faaliyetler doğrudan ve dolaylı olarak 5 binden fazla kişiye istihdam sağlamıştır.

Tedarikçi yapısı genişletilmiş, rekabetçi satın alma sistemi güçlendirilmiş, üretici kooperatiflerle yapılan alımlarla yerel üreticiler desteklenmiştir. Canlı bitki sektöründe kabul edilen fire oranı yüzde 3-5 seviyesindeyken, şirketimizde bu oran çok daha düşük seviyelerde tutulmuş; bu durum etkin stok yönetimi ve bakım süreçlerinin bir göstergesi olmuştur. 2021, 2023 ve 2025 yıllarında yapılan Sayıştay denetimleri ile diğer kamu denetimlerinde şirket faaliyetlerine ilişkin herhangi bir yolsuzluk, kamu zararı veya ağır nitelikli bulgu tespit edilmemiştir. Tüm bu çalışmalar sonucunda şirket, 2020, 2022, 2023 ve 2024 yıllarında Fortune 500 Türkiye listesine girmeyi başarmıştır. Bu durum, kurumsal kapasitenin ve ekonomik büyüklüğün açık bir göstergesidir.

Ortaya çıkan tablo; görev yaptığım dönemde şirketin finansal büyüklük, kurumsal yapı ve sektörel konum açısından güçlü bir gelişim gösterdiğini açıkça ortaya koymaktadır. İddianamede, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 3/G maddesi kapsamında yapılan alımlar suç olarak değerlendirilmiştir. Oysa bu yöntemler, mevzuatın açıkça izin verdiği ve birçok kamu idaresi tarafından kullanılan yöntemlerdir.

Bazı alımlarda doğrudan temin yöntemi bir tercih değil, işin niteliği gereği zorunluluktur. Peyzaj uygulamalarında kullanılan bitkiler canlı varlıklardır ve standart ölçülebilir kalemler değildir. Bu nedenle fiyatlandırma ve temin süreçleri teknik zorunluluklar çerçevesinde yürütülmektedir. Bu süreçlerde piyasa araştırması yapılmakta, farklı üreticilerden teklifler alınmakta ve fiyat-kalite dengesi gözetilmektedir.

Kaldı ki bu uygulamalar yeni değildir. 2003, 2004, 2005 ve 2018 yıllarında da aynı kapsamda istisna kararları alınmış olup, bizim dönemimizde yalnızca bu uygulamalar mevzuata uygun şekilde devam ettirilmiştir.

"SOMUT BİR BULGU YOK”

Herhalde bu kadar uzun süre çalışan ve bu kadar yolsuzluk yaptığı iddia edilen bir kişinin, bu kadar geniş bir dosya içerisinde mutlaka bir açık vermiş olması gerekirdi. Bin 200 dosyanın içerisinde mutlaka rüşvet ya da yolsuzluğa ilişkin somut bir tespit ortaya çıkardı.

Ancak dosyada böyle bir bulgu yoktur. İddianamede Ağaç AŞ ile ilgili yer alan 12 eyleme konu firmalar incelendiğinde, bu firmaların büyük bölümünün kurumla yeni çalışmaya başlayan firmalar olmadığı açıkça görülecektir. 12 firmadan 9 tanesi, 2019 yılından önce de Ağaç AŞ ile çalışan firmalardır. Bu firmalar veya sahipleri; Kadir Gümüş, Tamer Gümüş, Bünyamin Durukan, Alaattin Vardar, Adem Yavuz, Savaş Bayraklar, Ensar Güney, Fikret Paydemir ve Sarılar Grup’tur.

Yani bu firmalar benim dönemimde özellikle seçilmiş firmalar değildir. Kurumun daha önceden çalıştığı, sektörde bilinen ve faaliyet gösteren tedarikçilerdir.

"SİSTEMATİK BİR RÜŞVET DÜZENİ KURULDUĞU İDDİASI, SOMUT VERİLERLE ÇÜRÜTÜLMEKTEDİR"

2019 yılından sonra sisteme dahil olan yaklaşık 165 yeni tedarikçi firma bulunmaktadır. 2025 itibarıyla aktif tedarikçi sayımız 251’dir. Bu tedarikçilerin 86’sı 2019 öncesinde de Ağaç AŞ ile çalışan firmalardır.

Eyleme konu edilen 12 firmanın; 9’u bu 86 firma içerisinde, yalnızca 3’ü ise 2019 sonrası sisteme dahil olan firmalar arasındadır. Yani iddia edildiği gibi benim dönemimde özel olarak oluşturulmuş bir firma havuzu ya da sistematik bir yapı söz konusu değildir.

Aksi iddia, hem rakamsal olarak hem mantıksal olarak çelişkilidir. Çünkü bu durumda, göreve gelmeden önce hazırlanmış bir yapıdan söz etmek gerekecektir ki bu hayatın olağan akışına aykırıdır. Dolayısıyla savcılığın ileri sürdüğü; belirli firmaların özellikle seçildiği ve bu firmalar üzerinden sistematik bir rüşvet düzeni kurulduğu iddiası, somut verilerle çürütülmektedir.

GİZLİ TANIK GÜRGEN’E: "ŞİMDİ BU MAHLUKAT NASIL BİR CANLIYSA, YAZICI MELEKLERİ GİBİ BENİM OMUZUMA OTURMUŞ, BENİ 24 SAAT İZLEMİŞ"

Ağaç AŞ ile ilgili oluşturulan iddianamenin iki temel dayanağı olduğunu belirtmek isterim. Bunlardan biri gizli tanık Gürgen, diğeri ise etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen eski çalışma arkadaşımız Ümit Polat’tır.

İBB operasyonundan önce başlayan bir süreç vardı. Sosyal medyada trol hesaplar, anonim hesaplar, bazı basın yayın kuruluşlarında görev yapan kişiler, bazı televizyon kanallarında yorumcu kisvesi altında, akşam sabah siyasi motivasyonla, siyasi aidiyetlerle veya başka sebeplerle sürekli ailemize, çocuğumuza, şahsımıza, oğlumuza, her şeyimize küfreden, hakaret eden bir organizasyon vardı. Kaç kez tekzip gönderdik, yayınlamadılar. Savcılığa suç duyurusunda bulunduk, netice alamadık. Şimdi Gürgen’den biraz bahsetmek istiyorum. Mesleğim ormancı olduğu için, aslında gürgen ağacını da çok severim ama burada durum biraz farklı oluyor. Şimdi bu mahlukat (Gizli tanık Gürgen) nasıl bir canlıysa, yazıcı melekleri gibi omzuma oturmuş, beni 24 saat izlemiş, şoförümü izlemiş, Ertan Yıldız'ı izlemiş, Ertan Yıldız'ın şoförünü izlemiş, Yönetici konumunda yaklaşık 50 kişi var, 50 kişiyi izlemiş. İş yapan firmaları izlemiş, İş yapan firmalarla iş yapanları da izlemiş. Türkiye ile yetinmemiş, Bunu düşündüm yani 'Böyle bir canlı var mıdır' diye. Yani 'Evliya olabilir mi' dedim. Yani 'in midir, cin midir' derken şeytanda karar kıldım. Çünkü fitne ve dedikoduyu yayan şeytandır. Yani başka hiçbir yaratılmış böyle bir görevi üstlenmemiştir."

SUKAS’TAN “YENİ AKİT” TEPKİSİ

Sukas, Yeni Akit gazetesinde yayınlanan haberlerin gerçeği yansıtmadığını belirterek, "Açık ihale usulünde dışarıdan müdahale etme imkânı yoktur. Kimlerin katılacağı, hangi tekliflerin verileceği, hangi belgelerin sunulacağı önceden bilinemez ve müdahale edilemez. Sistem bu süreci kendiliğinden yürütür ve denetler. Kaldı ki, ihale süreci mevzuata uygunsa Kamu İhale Kurumu tarafından geçerli kabul edilir. Bu durumda iddia edildiği gibi herhangi bir manipülasyon yapılması teknik olarak mümkün değildir. Ancak buna rağmen, bu haberlerde tarafıma yönelik sistematik bir karalama ve hedef gösterme dili kullanılmıştır" dedi.

"GÜRGEN'İN BEYANLARI KARŞILAŞTIRILDIĞINDA, DİKKAT ÇEKİCİ BİR BENZERLİK ORTAYA ÇIKMAKTADIR"

Sukas, şunları kaydetti:

"Basında yer alan bu haberler ile gizli tanık Gürgen'in dosyaya giren beyanları karşılaştırıldığında, dikkat çekici bir benzerlik ortaya çıkmaktadır. Söz konusu haberlerin, adeta gizli tanık beyanlarının parçalı ve farklı başlıklar altında kamuoyuna servis edilmiş hali olduğu görülmektedir. Örneğin 4 Şubat 2025 tarihli bir haberde; Tamer Gümüş ve kardeşleriyle ilgili kullanılan ifadeler ile Gürgen'in 16 Mayıs 2025 tarihli beyanları neredeyse birebir örtüşmektedir.

Haberlerde yer alan; firma isimleri, tarihler, kişiler ve iddialar, daha sonra gizli tanık ifadesinde tekrar edilmiştir. Benzer şekilde; manolya ağaçlarıyla ilgili fiyat iddiaları da hem basın haberlerinde hem de gizli tanık beyanlarında aynı kurgu içerisinde yer almaktadır.

Bu durum, gizli tanık anlatımının bağımsız bir gözlemden ziyade, daha önce kamuoyuna servis edilmiş içeriklerin tekrarı niteliğinde olduğunu göstermektedir. Aynı paralellik, etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen Ümit Polat’ın beyanlarında ve bazı diğer ifadelerde de görülmektedir.

"GÜRGEN’İN TEK BİR KİŞİ OLMASI HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRIDIR"

Gizli tanık Gürgen'in tek bir kişi olması hayatın olağan akışına aykırıdır. Çünkü bu anlatımda; şirket içindeki tüm birimlere, üst ve orta düzey yöneticilere, tedarikçi firmalara, bu firmaların ilişkilerine, hatta yurt dışı bağlantılarına kadar uzanan bir bilgi ağı söz konusudur.

Bu kadar geniş ve detaylı bilginin tek bir kişi tarafından toplanması ve doğru şekilde aktarılması mümkün değildir. Gizli tanık, bazı firma isimlerini, personel bilgilerini ve görev dağılımlarını kısmen doğru ifade etmiştir. Ancak bu doğru bilgiler, anlatıya bir gerçeklik izlenimi kazandırmak amacıyla kullanılmıştır. Bunun dışında tarafıma yöneltilen tüm suçlamalar soyut, dayanaksız ve gerçek dışıdır.

Ayrıca gizli tanık beyanları kendi içinde de çelişkilidir. Bir yandan bazı firmalarla aramda gizli ortaklık ilişkisi olduğu iddia edilirken, diğer yandan aynı firmalardan rüşvet talep ettiğim ileri sürülmektedir. Bu iki iddianın aynı anda doğru olması mümkün değildir. Gürgen'in beyanları; somut delillerle desteklenmeyen, kendi içinde çelişkiler barındıran, basın kaynaklı içeriklerle örtüşen bir anlatımdan ibarettir. Bu nedenle söz konusu beyanların hükme esas alınması hukuken mümkün değildir."

"ÜMİT POLAT'A HERHANGİ BİR TALİMATIM OLMADI"

Sukas, rüşvete aracılık ettiği suçlamasına ilişkin olarak, "Benim Ümit Polat'a herhangi bir talimatım olmadı. 'Git Tamer Gümüş'e, şu kadar para verecek, şurada teslim edecek' gibi bir talebim, bir talimatım olmadı. Yani ben kimseden para istemedim. Daha sonraki bazı iddialarda veya bunun içerisinde de var; Tamer ile ben zaten ortakmışım. Yani ortak olduğum bir insana müdürümü gönderiyorum, rüşvet alıyorum ayrıca... Bu kadar ahlaksız birisiyim... Yani onların ikisinin arasında bir para alışverişi olduysa da ben bunu bilmiyorum. Şahit olmadım, duymadım, görmedim de" ifadesini kullandı.

“TAMER GÜMÜŞ İLE BİR TİCARİ ALIŞVERİŞİMİZ OLMADI”

Sukas, şunları kaydetti:

"Boyner ve A101 market kartları temini ve bunların talep edilmesi. Yine bu taleplerin karşılanmadığı takdirde yine Ağaç AŞ çerçevesinde çalışamaz hale getireceğiz, para alamayacak vesaire gibi bir iddia. Burada da her ne kadar şahsıma yönelik bir iddia olmasa da Sayın Heyet; hepiniz, hepimiz Türkiye'de yaşıyoruz. Ramazan aylarında kurumlar, şirketler hayır için yardım yaparlar. Belediye ilişkilerinde bizden öncekilere bunu sordum; yani bu ilk bize bu tür market kartları Ramazan'da birtakım firmalar tarafından geldiğinde bunu arkadaşlarımıza da sordum. 'Ya bu bundan önce de var mıydı? Böyle şey oluyor mu?' Bunlar kart getirdiler, market kartları filan.

O arada Ertan Yıldız, iştiraklerden sorumlu başkan danışmanımız, grup başkanı üzerinden Ramazan'da bu tür market kartlarıyla ilgili duyuru yapılmasını firmalardan gönüllü olarak bu duyuruya cevap verecek olanların getirdikleri kartların toplanıp Ziya Gökmen Togay üzerinden yani o da bizim grup başkanımız kendisine ulaştırılması noktasında duyuru yapmıştı. O duyuru kapsamında bir iki Ramazan bu işlem yürüdü. Zaten biri deprem dönemiydi, o çok farklı bir dönemdi. O dönem olmadı. Deprem döneminde İstanbul, Hatay ile eşleşmişti. Deprem döneminde çok ciddi şekilde yardım topladık. Bu topladığımız yardımların bir kısmını İBB'nin Yenikapı'daki toplama merkezine, bir kısmını Ağaç A.Ş olarak depremin olduğu günün ertesi günü ekiplerimiz, Ağaç AŞ ekipleriyle Hatay'a ulaştırmıştık, ilk teknik ekipleri. Arkasından ilgili personele araç gereçle arama kurtarma faaliyetlerine katkılarımız oldu. O kapsamda depremle alakalı ayni yardım topladık. Kadınlar için tırnak makasına varıncaya kadar aynadır, taraktır, kıyafettir, gıdadır... Japonya'dan beton kesme makinesi dahi bir tedarikçimiz sağ olsun buldu, getirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanlığı üzerinden, yanlış hatırlamıyorsam Hatay'a gönderdik.

Gürgen'in Tamer Gümüş'e ilişkin iddialarına değineceğim. Gürgen diyor ki; 'Tamer Gümüş ve ona ait firmaların batık durumundayken ben göreve geldikten sonra zenginleştiğini' biraz önce gazete haberinde de okumuştum. 2023- 2024 yıllarında yaklaşık bir milyar TL civarında ihale aldığını iddia ediyor. Tamer Gümüş'ü ben 2020’den sonra tanıdım. Tanıdığım dönemde Büyük Çamlıca fidanlığı var, Kadir Gümüş; onunla akrabalar zaten. Onların ikinci bir firması, aile firması; sanırım bitki... Onun ortağıydı. Ve yurt dışına sanırım Almanya veya Hollanda'daki bir fuara katılmıştık, orada Tamer'i tanıdım. Ondan sonra yavaş yavaş irtibatımız devam etti. Fakat aile hemşerim, Çayeliliyim. Aile yerleşik bir aile, bu sektörde de çok eski, şu an üçüncü, dördüncü kuşağın olduğu bir aile. Ve aynı mahallede oturuyoruz.

Daha önce ben göreve gelmeden önce benim Ümraniye'de ofisim vardı. Onların da Ümraniye'nin girişinde fidanlıkları var. Yani birbirimizi tanırız. Ben orman mühendisiyim, dışarıda peyzaj işleri yaptım. Onlar da sektörde, sektörden tanışırız. Dolayısıyla çok özel hukukumuz olmamasına rağmen aynı sektörde olmak, hemşehri olmak vesilesiyle ben o aileyi tanırım. Bunu ilk emniyetteki ifademde de aynı şeyi söyledim zaten. Ama yani bu kadar eski tanışıyor olmamıza rağmen bizim herhangi bir ticari faaliyetimiz, ticari ilişkimiz olmadı. Yani sadece Ağaç AŞ döneminde değil, ondan önce de bir ticari alışverişimiz olmadı."

“TAMER GÜMÜŞ’E AYRICALIK SAĞLANDIĞI,İDDİALARI DOĞRU DEĞİLDİR”

Sukas, 3 saat süren savunmasının devamında şöyle konuştu:

"Tamer Gümüş, benim göreve gelmemden önce de sektörde faaliyet gösteren bir isimdir. Bitki Dünyası bünyesinde çalışmış, sonrasında hisse devri yaparak yeni bir şirket kurmuştur. Tedarikçi seçiminde bizim için esas olan; kişinin birikimi, finansal gücü ve organizasyon kabiliyetidir. Tamer Gümüş de yaklaşık 20 yıldır bu işin içindedir ve özellikle yurt dışı operasyonlarda deneyimlidir. Bizimle olan çalışmaları ağırlıklı olarak yurt dışı tedarikine yöneliktir ve en büyük iş hacmini lale alımları oluşturur.

2023-2024 döneminde Umut Fidancılık’ın Ağaç AŞ’den aldığı işlerin toplamı KDV dahil 188,9 milyon TL’dir. Bu alımlar 3/a ve 3/g kapsamında, mevzuata uygun şekilde yapılmıştır. Sayının fazla görünmesi, işlerin küçük parçalar halinde yapılmasından kaynaklanmaktadır.

Geçmiş dönemle kıyaslandığında; Bitki Dünyası 2015-2018 arasında 26,3 milyon TL iş almış ve toplam hacim içinde yüzde 1,32 paya sahip olmuştur. Bizim dönemimizde ise 2021-2025 arasında 294 milyon TL iş almış ve bu oran yüzde 2,10 olmuştur. Bu da önceki döneme benzer bir çalışma düzeninin sürdüğünü göstermektedir.

Tedarikçiler, yıl içinde performanslarına göre puanlanır; 73 puanın üzerindeki firmalarla çalışmaya devam edilir. Yeni firmalar ise yerinde incelenir, uygun bulunursa sisteme dahil edilir. Hiçbir firmaya ayrıcalık tanınmaz.

Tamer Gümüş’e ayrıcalık sağlandığı, piyasa dışı fiyatlarla alım yapıldığı ve menfaat sağlandığı iddiaları doğru değildir. Aynı ürünler aynı dönemlerde birçok firmadan alınmıştır ve tüm alımlar belgelerle kayıt altındadır. Satın alma süreçlerinde herhangi bir firmaya yönelik özel talimatım olmamıştır.

Ağaç AŞ, Türkiye’nin en büyük bitki tedarik organizasyonlarından biridir. Yaklaşık 65 bin adetlik depolama kapasitesiyle aynı zamanda bir üretim ve değer artırma sistemi yürütülmektedir. Ürünler büyüdükçe değer kazanır ve bu da önemli bir gelir kalemi oluşturur.

Ödemeler konusunda da tüm firmalar için aynı sistem uygulanmıştır. Ortalama ödeme vadeleri benzer olup, Tamer Gümüş’e ayrıcalıklı bir ödeme yapılmamıştır. Ödeme planlaması; personel maaşları, kamu borçları ve üretim zincirinin devamlılığı gözetilerek yapılır. Gelen kaynaklar sınırlı olduğu için ödemeler önceliklendirilir ve oransal dağıtılır.

“YÜZDE 10 KOMİSYON ALINDIĞI’ İDDİASI TAMAMEN ASILSIZDIR"

“Yüzde 10 komisyon alındığı' iddiası tamamen asılsızdır. Böyle bir sistem ne vardır ne de olmuştur. Ne şahsım adına ne de kurum adına herhangi bir para talebinde bulunmadım. Yapılan bağış çağrıları ise yalnızca gönüllülük esasına dayanan sosyal sorumluluk projeleri kapsamındadır. Yurt dışı seyahatlerim kurum kararıyla ve teknik inceleme amacıyla yapılmıştır. Bu gezilerde üretim süreçleri incelenmiş, herhangi bir kişisel menfaat söz konusu olmamıştır.

Seçim döneminde firmalardan para talep edildiği iddiası da gerçeği yansıtmamaktadır. Böyle bir talebim olmamıştır. İddialarda yer alan rakamlar ve tarihler de kendi içinde çelişmektedir. Torf ihalesiyle ilgili iddialar da gerçek dışıdır. 25 Haziran 2024’te yapılan ihalede DY Grup’un teklifi iddia edildiği gibi yükseltilmemiş, aksine tekliften daha düşük bedelle ihale sonuçlanmıştır. Ayrıca aynı gün yapılan ikinci ihale bilinçli şekilde görmezden gelinmiştir. Bu durum, iddiaların kurgusal olduğunu açıkça göstermektedir.

Banka hareketleri de normal ticari işlemlerdir. Ödeme tarihleri ile ihale tarihleri örtüşmemekte, bu da rüşvet iddiasını geçersiz kılmaktadır. Kadir Gümüş’ün iddiaları da çelişkilidir. Ödemelerini alamadığını söylemesine rağmen iş yapmaya devam etmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Ayrıca iddia ettiği rüşvet tutarları, kendi beyanlarıyla dahi uyumsuzdur. Şirket kayıtları incelendiğinde tüm ödemelerin normal vadelerde yapıldığı açıkça görülecektir.

Tüm satın alma ve ödeme süreçleri mevzuata uygun şekilde yürütülmüş; Sayıştay, müfettiş ve iç denetimlerden geçmiştir. Kurumda tüm işlemler kayıt altındadır ve şeffaf bir şekilde raporlanmaktadır.

Özetle; iddialar somut delillere dayanmamakta, çelişkili beyanlara ve yorumlara dayanmaktadır. Gerçek olan, tüm süreçlerin hukuka uygun ve kurumsal sistem içinde yürütülmüş olmasıdır.

“Ben aptal mıyım? Böyle işlerin içine gireceğim, bu kadar riskli işlerin içerisinde para ilişkilerini, ahlaksızlıkların içerisinde ama o kadroyu orada tutacağım”

Ben Özel Kalem Müdürümün siyasi ideolojik kimliğini biliyorum. Asistanım aynı. 20 yıldır, 15 yıldır şirkette çalışıyor. Çaycım öyle, hatta en son ben emekli ettim onu. Yani 11-12 genel müdürle çalışmış bir çaycımız vardı. Emekli oldu geçen sene. Çaycılarımı değiştirmedim, şoförümü değiştirmedim. Yani ben geri zekalı mıyım, ben aptal mıyım? Böyle işlerin içine gireceğim, bu kadar riskli işlerin içerisinde para ilişkilerini, ahlaksızlıkların içerisinde ama o kadroyu orada tutacağım. Kendime göre bir kadro kurardım. Hani çok zor bir şey değildi."

BAYRAM ÖNCESİ İBB DAVASINDA TAHLİYE KARARI ÇIKMADI

Mahkeme Başkanı, Sukas’ın savunmasının uzun olması gerekçesiyle duruşmayı bugünlük sonlandırdı. Sukas, bugün üç saat süren savunmasına 23 Mart Pazartesi günü devam edecek.

Ali Sukas 69 sayfalık savunmasının 45 sayfalık kısmını tamamlayabildi. Kalan 24 sayfası bayramdan sonra görülecek duruşmada devam edecek.

Avukatlar, mahkeme başkanından tahliye değerlendirmesi yaparak ara karar kurmasını istedi. Hakim, tutukluluk değerlendirmesini nisan ayında yapacağını tekrar etti. Bayram öncesi İBB davasında tahliye kararı çıkmadı.

***

DÜN (17 MART) NE OLDU

16 Mart'taki duruşmada CHP’li milletvekilleri ile mahkeme başkanı arasında yaşanan tartışma nedeniyle jandarma tarafından alınan önlemler sıklaştırıldı. İsmi listede olmadığı gerekçesiyle bazı milletvekillerinin duruşma salonu kampüsüne girişine izin verilmedi.

İBB Başkanvekili Nuri Aslan da izleyici olarak girmeye çalıştığı salona alınmadı. Jandarma, Aslan’ın girişine izin vermeyerek salondan çıkardı. Aslan, “Ben bu devletin görevlisi değil miyim? Siz İBB’ye sahip çıkmak zorunda değil misiniz? Ben müşteki değil miyim şu an? Ben İBB’yi temsil etmiyor muyum? Tamam, almayın” tepkisini göstererek baro odasına geçti.

Pek çok tutuklu yakınının da alınmadığı duruşma salonunda, izleyici koltuklarının çoğunun boş olduğu gözlemlendi. Basın kartı olmayan gazeteciler, kurum kartlarıyla binaya girdi ancak duruşma salonuna alınmadı. Kurum kartı olan gazeteciler duruşmayı basın odasından takip edebildi.

Mahkeme heyetinin kısıtlama kararı nedeniyle önceki günlere kıyasla dünkü duruşma sakin geçti. Ekrem İmamoğlu ile birçok tutuklu da salonda hazır bulundu. Duruşmada ilk olarak itirafçı olan Ağaç A.Ş Satın Alma Müdürü Ümit Polat’ın avukatının ve kendisinin beyanları tamamlandı. Ağaç. A.Ş Satın Alma Şefi Fatih Yağcı’nın ardından öğleden sonra ise iş insanı Ali Üner, Evren Şirolu ile Hüsnü Yüksel Tunar savunma yaptı.

{ "vars": { "account": "G-VRBJNBGKJB" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }