GEMİ KAZASININ ARDINDAN

Abone Ol

​29 Ağustos günü şiddetli fırtına ve yağış, Kıbrıs'ta deniz ulaşımını da etkilemişti.
​30 Ağustos günü bütün deniz seferleri iptal edilmişti. Sadece Filo Jet Denizcilik sefer izni almıştı. Bu izni kim, kimlerin aracılığıyla kimden aldı?
​Yolcular gemiye bindiklerinde geminin su aldığını görüyor, kaptana söylüyor; kaptan ise "Sorun yok, bizim otobüs suyun üzerinde uçuyor, bir şey olmaz, biz buna alışığız." diyerek durumu umursamıyor.
​90'lı yıllarda deniz otobüsüyle iki kez yolculuk yaptığım için geminin hızını ve rotasını biliyorum. İki buçuk saatte Girne'den Mersin Taşucu'na gelmek, zaman kazanmak açısından avantajlıdır. Yolcular; hem kısa mesafe hem de bagaj sınırı olmadığı için deniz otobüsünü tercih ediyorlar.
​30 Ağustos günü gemi seferleri iptal edilmişken bu geminin sefere çıkıyor olması zaten sakıncalıydı. Bir de geminin su alıyor olması ve mürettebatın bunu dikkate almaması başlı başına bir riskti.
​Beni en çok şaşırtan; diğer denizcilik firmaları bilet satmazken, bir gün önceki fırtınanın etkisi hâlâ devam ederken, üstelik geminin su aldığı ortadayken yolcuların o gemiyle yolculuğa nasıl cesaret ettikleri oldu. "Bir şey olmaz, biz neler gördük; o su yukarıdan geliyor, aşağıdan da gelebilir, önemli değil." diyen kaptanın sözüne mi güvendiler? Eğer öyleyse bu, bile bile lades demek değil de nedir?
​Burada bir parantez açıyorum. Geçen mart ayında uçakla KKTC'ye gidiyordum. Uçak havalanmak için pistte tur atmaya başlayınca motor gürültüsünden, tam hızlanacakken yavaşlamasından bir anormallik olduğunu hissettim. Uçağın pistteki turu bir türlü bitmiyor, uçak havalanmıyordu. 18.45'te kalkması gereken uçak yarım saattir pistte dolanıyor, hostesler telaşla kokpite girip çıkıyordu. Yolcular cep telefonlarıyla meşguldüler. Ben ise tedirgin bir şekilde açıklama beklerken bir yandan da "Allah'ım, eğer bu uçak havada arızalanacaksa bu yolculuk iptal olsun." diye dua ediyordum.
​Sonunda uçakta teknik bir arıza olduğu ve giderilmeye çalışıldığı duyuruldu. Bir yarım saat de öyle geçti. Kimsede ses yoktu. Dayanamadım, hostese "Hanımefendi; madem arıza var, giderilse bile havada tekrarlamayacağı ne malum? Hepimiz can taşıyoruz, gerekirse yolculuk iptal edilsin." dedim. Hostes telaşlı bir şekilde "Biz de can taşıyoruz, bir tehlike olsa yola çıkmayız. Teknik ekip arızanın giderilmesine çalışıyor." diye cevap verdi. Ben de yine aynı duayı ettim: "Allah'ım, eğer bu uçak havada arızalanacaksa tamir edilmesin." Derken bizi uçaktan tahliye ettiler, arıza giderilince bineceğimizi söylediler. Uçaktan inerken ayrıntılara dikkat etmiştim; eğer aynı uçak yola çıkarsa yolculuğu iptal edip eve dönecektim.
​Havalimanı salonunda hostes açıklama yapınca aynı uçak olursa yolculuk yapmayacağımı söyledim. Beş altı kişi de aynı şeyi söyleyince hostes "Kendi imkânlarınızla dönersiniz." dedi. Kararımı vermiştim; arızalı uçağa binmektense Manisa'ya, eve dönecektim. Derken saat 22.00'ye doğru Ankara'ya giden boş uçağı yönlendirdiklerini, onunla yolculuk yapacağımızı bildirdiler. Gerçekten başka uçak gelmişti. Sağ salim KKTC'ye ulaştık.
​Burada beni şaşırtan, insanların duyarsızlığı, umursamazlığı ve hiçbir şeyi ciddiye almamaları.
​Kaza yapan gemide de geminin su aldığını herkes görüyor, o gün sefer olmadığını herkes biliyor; buna rağmen kimsenin sesi çıkmıyor. Oysa gemi limana henüz iki kilometre uzaktayken yola devam etmek yerine olduğu yerde dursaydı, can yelekleri dağıtılıp filikalar gerektiği gibi hazırlansaydı kimsenin burnu kanamadan herkes kurtulacaktı.
​Bir de karayollarında en ufak bir ihlalde ceza kesilirken hava ve deniz yolları gibi toplu taşıma yapan araçların, özellikle gemilerin bakım ve kontrollerinin titizlikle yapılması şarttır.
​Gemi faciası KKTC'de derin bir acıya ve infiale sebep oldu. Ulaştırma Bakanı görevden alındı; gemiyi ilk önce terk eden kaptan, mürettebat ve şirket yetkililerinden 14 kişi tutuklandı. Geçen pazar gününden bu cumartesi gününe kadar müzik ve eğlence programları iptal edildi.
​Bu faciadan geriye öyle acı hikâyeler kaldı ki... Ellerin arasından kayıp giden kızını, körpe oğlunu, anasını, babasını, kardeşini, yakınlarını denizin beş yüz metre derinliğine kurban veren yüreği yanık kazazedeler; yarım kalan hikâyeler, yok olan hayatlar, hayaller ve kanayan yürekler...
​Artık "Bize bir şey olmaz." umursamazlığından kurtulmamız, insan hayatının güvenliğini her şeyin üstünde tutmamız lazım. Acilen...
​Kazada hayatını kaybedenlere rahmet diliyorum.

{ "vars": { "account": "G-VRBJNBGKJB" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }