Engin Topuz- Karne Devri Çocuklarıyız Biz

  Varlığımızın armağan sayıldığı yıllardı… Mendil arasına konmuş ilk gün harçlığıyla başlayan okul yılı, karne heyecanının doruk noktasında yaşandığı gün biterdi. Siyah önlüklerimiz vardı bizim, büyüdükçe gri-lacivert giysilere evrilen… Teknol

Abone Ol

 

Varlığımızın armağan sayıldığı yıllardı…

Mendil arasına konmuş ilk gün harçlığıyla başlayan okul yılı, karne heyecanının doruk noktasında yaşandığı gün biterdi.

Siyah önlüklerimiz vardı bizim, büyüdükçe gri-lacivert giysilere evrilen…

Teknolojinin tüplü televizyondan ibaret olduğu bir yüzyılda, karnemizde hangi notları göreceğimizi karneyi alana kadar kesin bir doğrulukla bilemezdik. O yüzden heyecanlı, o yüzden anlamlı, o yüzden buruk ya da mutluluk dolu günlerdi bizim karne günlerimiz.

Sınav notlarımızı bilirdik ama bizden önce velilerimizin ceplerine dıt dıt sesleriyle düşmezdi bu notlar. Bir tuş uzaklığında değildik notlarımıza. Üstelik bu notlar bile nasıl bir karneyle karşılaşacağımız konusunda net fikir vermezdi bize, çünkü performans ölçen ödevlerimiz, proje çalışmalarımız yoktu ama sözlüye kalkmalarımız vardı heyecan içinde ve kanaat notu diye bir gizem vardı karneyi alana kadar çözemediğimiz…

**

 Velilerimiz ellerinde kağıt ve kalemlerle gelirdi toplantılara ve her dersin öğretmenini dikkatle dinleyerek notlarımızı öğrenirlerdi.

Ya örnek öğrenciydik ya da zeki ama çalışmayan…

Kimimiz devamsızlık kağıdını posta kutusundan anne-babamızdan önce alabilme telaşındaydık,

Kimimiz gururla eve yetiştireceğimiz yüksek notların peşinde…

Notlarımız virgülüne kadar ondalık sayılarla hesaplanmıyor, katsayı ve ortaöğretim puanlarıyla kafamız karışmıyordu.

Okul kooperatifinden aldığımız, okulumuzun isminin tam tepesinde yazılı olduğu kağıtları sınavdan önce alır, soruları elle yazar, kutucuk doldurmazdık. Optik okuyucudan habersizdik henüz…

En önemli kaynaklarımız ansiklopedilerdi. Bir ödev verildiğinde, evimizde ansiklopedi ciltleriyle dolu bir köşe yoksa durağımız kütüphaneydi. Ya Kitapsaray, ya Muradiye Camii Kütüphanesi, ya da “Dış Mahalle” deki küçük kütüphane.

Powerpoint, flash bellek, wikipedisiz bir öğrencilikti yaşadığımız.

Tahtalarımız ne akıllı ne kalemliydi, kara tahtamız vardı ve tebeşirlerimiz…

**

Karne günleri bizim en özel günümüzdü. Sis perdesinin dağıldığı, bazen karşılaşacağımızı düşündüğümüz kötü rakamlar nedeniyle buruk, bazen karnenin yanında hangisini alacağımızdan emin olamadığımız teşekkür veya takdirnameyi beklemenin sabırsızlığı içinde geçen bir gün…

Ya başımız eğik, teselli ihtiyacı içinde, yavaş adımlarla eve döner, ya da karnemizi ve takdir-teşekkür belgemizi havada sallayarak koşar adım giderdik ailemizin yanına.

Karnemizi sallardık havada çünkü henüz havaya atılacak kepler bizim yaş grubuna kadar inmemişti…

**

Yeni yüzyıla yeni teknolojik dönüşümlerle girince, bu karne günleri de eski heyecanını yitirdi.

Sınav notlarını artık sisteme düştüğü gün görüyoruz. Karne bir sürpriz olmaktan çıktı.

Daha karnenin verileceği hafta başı tüm öğrenciler ve veliler nasıl bir tabloyla karşılaşacaklarını biliyorlar.

Böylesi birçok açıdan daha yararlı elbette… Her şeyin açıklıkla uygulanması ve teknolojinin hızından, kolaylaştırıcı özelliğinden sonuna kadar faydalanılması hem doğru hem kaçınılmaz bir gereklilik.

Ama işte hayatın her alanında olduğu gibi burada da teknoloji bazı heyecanları geride bırakıyor, üstüne bir örtü çekiyor gibime geliyor.

**

Biz karne devri çocuklarıydık.

Keplerden, optik okuyuculardan habersiz…

Bugünün teknoloji çocukları için ise karne bir tatil biletinden ibaret sadece…

Doğrusu onların yaşadıklarıdır belki…

Tüm öğrencilere ve öğretmenlere verimli, güzel bir “sömestr” tatili diliyorum…

{ "vars": { "account": "G-VRBJNBGKJB" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }