İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, "resmi belgede sahtecilik" iddiasıyla hakkında açılan diploma davasında 4'üncü kez hakim karşısına çıktı.
İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi'nin göreceği duruşma, Silivri'deki Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde gerçekleştirildi.
Duruşmada, mütalaa açıklanması bekleniyordu ancak 6 Temmuz'a ertelendi.
İmamoğlu saat 11:06’da yoğun alkışlar eşliğinde duruşma salonuna geldi ve duruşma başladı.
Mahkeme başkanı, İmamoğlu’na “Önceki celseyi, idare mahkemesindeki davanın beklenmesi için ertelemiştik. Bir karar çıktı ama kesinleşmedi. Önceki savunmanıza ekleyeceğiniz bir şey var mı?” diye sordu. İmamoğlu, savunmasına ek yapmak istediğini söyledi.
halktv.com.tr'nin aktardığına göre, İmamoğlu, şunları söyledi:
"Teşekkürler hakim bey. Bu hafta Ramazan ayına giriyoruz. Ne yazık ki böyle talihsiz durumlarla yorulduğumuz durumları yaşıyoruz. Halbuki Ramazan berekettir, vicdanı harekete geçirir. Makam mevki varlık yokluk gözden geçirmesine razı olur ve yaradana sığınır. İnsanların eşitlendiğini hissetmesi adına bir fırsat ayıdır. Ama üzücüdür ki 2019’daki Ramazan’da seçimi iptal eden zihniyet 2025 yılında yine Ramazan’da diplomamı iptal eden zihniyet, bunu yine Ramazan’a denk düşürerek içi yalan ve iftirayla doldurulmuş şekilde yargılanacağımız bir süreci yaşayacağız. Ümidim çok değil ama dilerim ve isterim ki ülkemiz ve yargı düzeni açısından bu dava sağlıklı bir sürece evrilir. Ramazan’da bir kez daha ‘çirkin davasında’ buluşacağız. Ne kadar olmaz denilen şey varsa yargı düzeni içerisinde bize bu dönemde yaşatılıyor.
İnancı kullanarak kendine bir yol çizenlerin utanç verici şeyler yapan insanlara haddini bildirme yolu olarak ben Ramazan’ı karşılıyorum ve dua ediyorum. Allah bu insanlara akıl versin. İnşallah bu şekilde üst makamlara gelmiş insanların diline terbiye gelir bu vesileyle. Yargı adına görev yapan insanların da arkadan iş çevirmenin, tuzak kurmanın, kumpas kurmanın, insanların ailesine göz dikmenin ne kadar ahlaksız bir tutum olduğunun hissettirilmesini diliyorum. İnanç akılda ve beyinde yaşar, göstermeye hiç gerek yoktur. Ancak insanların gözüne sokularak gösterilmeye yaşayan zihniyete yönelik bu bizim inancımız değildir diye düşünüyorum.
Aziz milletimiz siyasi tarihi ne yazık ki demokrasiyi, insanların iradesini ve umudunu hapsetmeye çalışan yüz karası davalarla doludur. Bugün öyle skandal bir iddianameyle buradayız ki yüce Türk yargısının düşürüldüğü durumdan hicap duyuyorum. Planlanan ne var onu bilmiyorum ama oluşan davalar zinciri tarihte görülmemiş davaları milletimize yaşatmıştır. Böyle bir dönemin çöp bir iddianameyle oluşan sürecinde, hakimlerin değişerek adil yargılanma hakkımın ihlal edildiği bir dönemden geçiyoruz.
Bu utanç verici iddianameyi yazan savcı amacına ulaşarak İstanbul’da bir ilçenin başsavcı vekili olarak görevine getirilmiştir. Bütün bunların ana sebebi çok net, korkudur. Sadece iktidarın başındaki zihniyete karşı 4 seçim kazandığım için ve önümüzdeki seçimleri kazanacağım için kurulan kirli tezgahlardan buradayım. Milletimizin gönlündeki temizliğimi gördükleri için buradayım ama milletimizle bağım sahte değil, temiz ve samimidir. Milletimizin yüzde 70’i yanımdadır, yurttaşlarımın verdiği güçle alnım ak başım dik bir şekilde buradayım ama olan milletimize ve geleceğimize oluyor. Adalete olan güvenci yerle bir ettiniz, insanların yüzde 80’inden fazlası adalete inanmıyor.
Ucube, ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ dedikleri yapı iki kişinin dudağının arasında çalışıyor. Devletimizin bütün kurumları dağıtıldı. Asırlık devlet ve devlet geleneğimizin geleceği tek bir adama mahkum edilmek isteniyor. Mevzu çok ciddidir. Bu kesinlikle beka sorunudur. Demokrasiyi yok etmeye çalışan zihniyet yüzünden aylardır Silivri’deyim.
Bu iktidar zihniyeti 2024 yılı yazından itibaren düğmeye bastı. Yerel seçimlerden 4 ay sonra İstanbul’a atanan başsavcı başarılı olursa, getirileceği makam çoktan belirlenmiştir. Sürecin savcılığına soyunan da iktidarın başındaki kişi olmuştur. Esenyurt’la birlikte yalanlarla operasyonlarla sürece başlanmıştır. 65 yaşındaki saygın bir belediye başkanını (Ahmet Özer) almak nasıl bir vicdan çöküşüyse tüm belediye başkanlarımızın yaşadığı da o’dur. Hapiste yatan bütün arkadaşlarım aynı şekilde masumdur.
Bu sahte sürecin içindeki tüm uygulamalar siyasidir ve hedefi bellidir. 19 Mart süreci öncesi ve sonrasıyla çöptür. Hukuksuzdur ve geçersizdir. Bu süreçte makam menfaat elde edenlerin makamları liyakatle elde edilmiş yerler değildir. O insanlara ifade ediyorum ki, siz kaçacaksınız ama bu fetret devri sona erecek ve 86 milyon yurttaşımız kazanacak. Zaman o kadar kısa değildir, yakındır ve kapının eşiğindedir. Tüm bunların hesabını adil mahkemelerde veriyor olacaksınız. Yaşattıklarınız sahtedir ve sahteciliktir.
Asıl makam milletin gönlündedir. Benim tek derdim de o olmuştur. İktidar bu makamı unutmuştur, bir kişinin gönlünün makamına dönmüştür. O makam da sahtedir ve aldatmacadır. Vakti dolduğunda anlayacaksınız. Güç, kendinden emin olana değil korkana sertleşir. Koltuk kaybetmekten korkanların yolu hep sahtecilik ve ahlak dışı yöntemler olmuştur. Dosya üretenler, manşet üretenler, TRT, Anadolu Ajansı; bir ıslık çalındığında sıçan gibi kaçtıklarını göreceksiniz. Sıçan gibi kaçacaklar. Ben hakikat tarafındayım ve o taraftaki konumumu hiç değiştirmeyeceğim. Yer yüzünde benimki gibi, bu kadar didik didik edilen bir insan yaşamı yoktur. Buraya 12 metrekare hücreden geliyorum. Tarihte böyle bir tecrit yaşanmamıştır. Ne yapmışsak bu tecritin içerisindeyiz. Maşallah aramıza mikrop gelemiyor ama şunu söyleyeyim, mikrop aranızda. Bunu net olarak ifade ediyorum.”
"Öyle bir tecrit ki vallahi billahi hastalık değmedi bize, yani birbirimize merhaba bile diyemiyoruz. Çünkü hastalık bile değmedi bize. Öyle bir tecrit… Ne yapmışsak, bizi öyle bir tehdit içinde tuttukları bir hapishanedeyiz. Ama ben onlara söyleyeyim: Mikrop aranızda, hapishanede değil. Siz dikkat edin, mikrop aranızda. Dosya üretenlere bunu hedef olarak ifade edin. Ben aslanlar gibi buradayım.
Ben Trabzon’un Akçaabat ilçesinin Sidika Köyü’nden selamlar alıyorum. Anlayana, ağlayan annelerin teyzeleri mektuplarını alıyorum. Dilini tam anlamasam da çalışıyorum. Adıyaman’da annem benim için Kürtçe ağıtlar söylüyor; o yürek bana yetiyor. Çankırı’da, Konya’dan, Van’dan, Edirne’den, Manisa’dan, yaylalardan, bağlardan, tarlalardan, İstanbul’un her semtinde sevgi ve umut yağıyor bana.
Ne sarayından, bana ne senin sarayından… İktidar zihniyeti öyle bir duruma gelmiştir ki, değil 1, 10 tane saray yapsa içine sığmaz. Benim yerim ise milletin gönlündeki o sıcacık, o mini minnacık yer. O mini minnacık yer dediğin içinde zannetmeyin siz. Yetişkinler varsınız; inanın, 4-5 yaşındaki çocukların televizyonda mikrofon uzatıldığında, çat diye ağzından dökülen kelimeleri duyduğunda tüylerim diken diken oluyor. Allah’ım, bana nasıl bir güç bahsetti, nasıl bir sevgi verdin diye yaradana sığınıp dua ediyorum. Ya Rabbi, şükür diyorum. Onun için on tane saraya da sığmayacaksınız; o sıcacık yeri tadamayacaksınız.
İşte ben böyle hissederim. Ama sahtecilikler, sahtecilik hayatı, sahtecilik olan insanlar sahteciliklerine devam ederler ve benim bu hissettiklerimi anlayamazlar, anlayamayacaklar. Onun için ben buradayım; ben gerçeğim. Ben doğduğum günde, gerçekten doğum belgeme ne zaman dava açacaklar diye merak ediyorum, ne zaman dava açacaklar diye…
Kişilik olarak hayatımı gerçek bir şekilde yaşadım. Siyasette ise, belediye başkanlığında milletine hizmet etme prensibi ile hareket eden yine gerçek İmamoğlu oldu. Benim ölçüm nettir: dürüst olmak, açık olmak, aleniyet; hiçbir hesabı milletten saklamamak. Hayatımın her anını böyle yaşadım. Kapalı kapılar ardında pazarlık yapmak hiç olmadı; her zaman milletimin huzurunda oldu. Karanlık ilişkilerim olmadı; karanlık ilişki yanıma yaklaşanlardan uzaklaştırdı, uzak durduk. Benim çünkü yüzümü dönmem gereken milletim olduğunu bilen bir insanım. Her adamın amının önünde olmuştur.
Beni gidin, İstanbul’un her semtinde kurulan pazarlardaki pazarcılara sorun. Beni gidin esnaf lokantalarına girin, şu komilere sorun, garsonlarına sorun. Beni İstanbul’un sokaklarına sorun, caddelerine sorun, meydanlarına sorun, evlerine sorun. Beni ilkokul, lise, ortaokul, üniversite arkadaşlarıma sorun; iş dünyasındaki arkadaşlarıma sorun. Allah’ıma şükür, referanslarım çok kuvvetli.
Ben gerçeğim. Şu anda, gerçek olduğu şekliyle yanıltmaya çalıştığı topluma kendini gösteren insanlar gibi ne sahteyim ne sahteciyim. Defalarca “Hakkımı yemem, hakkımı da yedirmem” diye haykırdım. Hırsızlara, seçimi çalanlara, özgürlüğümü çalanlara karşı mücadele ettim. Kazandım, mücadele ediyorum, yine kazanacağım. Çünkü esasen baktığın pencerenin milletime kazandırmak olmasıdır.
Siyaset gerçekliğinde tereddüdü olanlara, Beylikdüzü’nde nasıl %50 birle kazandığıma baksınlar. İstanbul’da, 2019’da cumhurbaşkanından, bütün bakanlarına karşı dizilmiş olmalarına rağmen, kıyıda köşede bir ilçenin belediye başkanı olduğumu kendi diliyle ifade etmiş olmama rağmen, 13.600 Euro nasıl kazandığımı, seçimi iptal ettikten sonra 23 Haziran’da 806 bin oyla nasıl kazandığımı, 2024’ün 31 Mart’ında da 1.100.000 farkla nasıl kazandığımı oradan görsünler."
"Her gün televizyona çıkıp, kürsüden eğilerek söylüyorsun: O kızgın yüzlerin, ülkeyi ifade ettiği biçimde milleti aldatan cümleler kurmamak, amaca ulaşmak için her yolu mübah görmem, çatır çatır millete kendimi emanet eder; milletim ne derse onu yapar. Yalan konuşmam, insan kandırmam.
Niyet okumak… 35 sene öncesi niyetini okuyan iddia makamı… Allah size akıl versin, Allah size akıl bağış etsin. Yani ben niyet okumaya ihtiyaç duymam, algı kurmam, dosya üretmem. Ben işimi açık yaparım, hesabımı milletin önünde yaparım. Kazanırsam çalışırım, kaybedersem kazananı tebrik eder, ceketimi alır giderim. Allah’a şükür, bugüne kadar da kaybetmedim.
Benim siyasetimde hile yoktur. Benim yolumda pusu yoktur. Benim dilimde iftira yoktur. Benim yolumda sahtecilik yoktur. Ama bunu bir tek sahtekarlar anlayamaz. Bu söylediklerimi bir tek sahtekarlar anlayamaz; dinler ama anlamaz. Ruhunda sahtekarlık olan beni dinler ama anlamaz. Bu kadar nettir. Söz, sahtekarlar anlamaz, anlayamaz.
Ve şunu çok net söylüyorum: Ekrem İmamoğlu dürüsttür. Ekrem İmamoğlu ahlaklıdır, namusludur.
Belediye başkanı seçildiğimde “Allah’ım, inşallah gelmiş geçmiş en demokrat belediye başkanı olurum” dedim. Açın, bakın arşivlere, gazetelere. Beylikdüzü’nde seçildiğimde de aynı şeyi söyledim. İstanbul seçildiğimde de… Tarihte gelmiş demokrat belediye başkanı olmak… Şunu söylemek gerekiyor: Ben hayatımı şeffaflıkla anlatırken, bazıları siyasette nasıl yapmış, dün dediğini bugün nasıl çevirmiş; onlarca ne istediğimizi de vermedik. Allah bizi affetsin.
Neler neler… Seçimden önce herkes terörist, seçimden önce… Öyle, seçimden sonra ya olur, öyle şeyler… Canım, montaj falan, neler neler… Kıvır da kıvır, omurga… Detaylara girsem 1,5 saat anlatırım, bir gün yetmez. Bunlara girmeyeceğim. Tutarsızlık, sahteciliği, aldatmanın zirvesi yaşatıldı. Bu milletimize hâlâ yaşatılıyor ve milletimize tarihinde verilen en büyük zarar veriliyor.
Ona karşı olan, o zihniyete karşı olanlara değil, onun yüzünden aldanarak o zihniyete masum bir biçimde inanan insanlara zarar… Onların evlatlarına zarar veriliyor. Mesela milletin iradesini çalmak, bir vaktin hâline getirmek… Mesela gidip bir insanı zorla koltuğundan indirip yerine başkasını oturtmak… Ne kadar güzel! Hani bizim devletimizin, bizim ahlakımız böyle bir şey olur mu ya? Böyle bir şey olur mu ya? Hakkın olmayan şeyi almak… Böyle bir şey olur mu ya? Ne inancımız da var, ne terbiyemiz de var, ne bu topraklardaki medeniyetlerin bir kelimesi var.
Şimdi mübah, bir de sırıtıyoruz, rozetler takıyoruz, falan filan… Utanır, ben utanırım. Ne söyleyeyim?"
"Milletimizi uyandıracağız. Kimin kime oy verdiğinin bir önemi yok, kimin hangi inançlı olduğu, kimin hangi fikirde olduğunu hiç mi önemi yok? Milletimizi uyandıracağız, bir uyanışa ihtiyaç var. Bu memleket uyanmazsa, Allah bizi muhafaza eylesin. Bu tür insanlardan uçurumun kenarında bizi gezdiriyor; kendini düşünüyor, şürekasını düşünüyor, bir avuç insanı düşünüyor, ne burada.
Beni bir tek sahtekarlar anlayamaz.
Hangi belgeyle, hangi fiillerle, hangi vicdanla bana sahte diyeceksin? Soruyorum; hangi belge bu? Beyannameyi yazana soruyorum, beni hangi belgeyle sahte diyeceksiniz? 19 yaşındaki Ekrem‘e nasıl sahte diyeceksiniz? Hepsi dosyada, atalarımın mezar taşlarından bugüne didik didik kazıdılar; oralara bile gitti, baktılar. Oralara bile gidip baktılar, Atamın mezar taşlarına bile köyümde gidip baktılar, videolarını çektiler. Evlerimizin, arsalarımızın, babamızın, eşimin, ailemin, herkesin tarlalarını kazıdılar. Tarlalar utanç verici, evlerde aranmadık yer bırakmadılar. Yazıklar olsun size, bunu yapan sahtecilere, sahtekarlara. Bu ülkenin siyasi tarihi, bu tür kötülüklerle doludur.
Bugün yaşadıklarımız, uzak ara seviyesiz bir durumdur.
Salonda savunma kendim için devam ediyorum; mesela artık benimle ilgili değil. Nasıl üretildiğini, dosyaların değil, dosyaların değil manşetlerin nasıl yazıldığını ve yargının adım adım bu sahteleştirmenin bir parçası haline nasıl getirilmeye çalışıldığını… Hakimler geleni de gideni de ayıklamıyorum, gelene gidene farklı bir gözle de bakmıyorum; hiçbir önyargım yok. Böyle bir şey olur mu ya? Maçın devre arasında hakem çık, sen gel… Böyle bir şey olur mu ya?
Beni boş verin, sizin için… Mesleğiniz için adalet, mülkün temelidir; vardır geçmişten bugüne, bundan sonra var olacaktır. Siz de detaysınız, ben de detayıyım. Buna rağmen doğru karar vermiş; yani buna rağmen doğru kararı vermekte yükünüz. Onun için, nasıl sahte eleştirmeye çalıştıklarını çok net yaşıyorum ve görüyorum. Bakın, birlikte bakalım: Hakikat nasıl bükülüyor, parçalanıyor, nasıl vurgulanıyor; dönüp insanlara “Gerçek budur” ha deniyor.
İBB operasyonu üzerinden kurulan anlatı dondurucu. Başladığımız günden bugüne gelelim, aradık, yaşadıklarımızı görelim. 20 defa “son dakika” izini gördüm; televizyonları günde 20 defa “son dakika”. Şu yaşadığımız bir yıla, 1 buçuk yıla bir dönüp bakın. Buradan herkese sesleniyorum: Dönüp bir bakın, bir insana yapılan bu zulüm, bu işkence normal mi diye düşünün.
Bir tek şunu tahmin edemezler: Benim ne kadar dirençli olduğumu tahmin edemediler, edemeyecekler. Bunu edemeyecek de, ben o kadar dirençliyim; yani o kadar, o kadar sapa sağlamım. Hiç merak etme, millet adına.
İmamoğlu’nun jeti var dediler. Benim çocukken oyuncağım bile olmadı, ya! Köy çocuğum, çocukken oyuncağım bile olmadı. Benim ya… Benim jetim varmış, benim varsa jetim binerim, yani gösteririm. Yok, arabamı gizlemedim, bir şeyimi gizlemedim. Benim hayatımda her şey gerçek. “Jeti varmış” yalan; bu yalanlar nerede? TRT’de yayınlandı ya! Sizin, benim vergilerim de, milletin, milletimin huzurunu ayrı mı aşılandı? Çocuklarımız, gençlerimiz aşılandı; evlatlarımız aşılandı; kadınlar aşılandı, erkekler aşılandı; akrabalarım aşı aldı. TRT’de, TRT’de benim paramla, senin, öbürünün parasıyla orada iş yapan onursuz, haysiyetsiz, şerefsiz insanların imza attığı haberlerle ben bunları televizyondan izledim. Sayın hakim."
Ajan suçlaması hakkında da konuşan İmamoğlu, "Yargıyı da alet etmek için yaptıkları en absürt operasyonlardan biridir. 24 Ekim sabahı CHP’ye yönelik mutlak butlan davası ile ilgili nihai kararın beklendiği gün, henüz gün ışığı düşmeden, Hüseyin Gün isimli ajan olduğu iddia edilen bir şahsın tartışmalı, çelişkilerle dolu ifadesi üzerinden bir operasyon duyuruldu. Kararı bekliyorum; karar beklerken o ara bir Son dakika: Casusluk, ajan, Ekrem İmamoğlu. Allah’ım dedim, herhalde rüya görüyorum. Yani nereden çıktı bu? O ara bir son dakikada 'bulanla ilgili işte karar lehte çıktı.' Çat, casus Ekrem İmamoğlu! Şaka gibi. İfadeye davet edilmiştim.
Ve yani, karanlık bir akıl ya… Böyle bir şey olamaz. Yani milletle dalga geçiyorlar. Ahlaksız bir dosyada, hiçbir mantığa sığmayan bir şekilde casusluk suçlaması, ifadeye çağrıldı. Yetmedi; savcılıktaki sorgu öncesi, yaklaşık sabah onda oraya vardık, akşam 4:30’da ifadem alındı. Buz gibi-yedinci katta. Nedir, Ekrem yoğun olma, zalimlik yapalım, Ekrem İmamoğlu’na zülüm ya, çektirelim! 6,5 saat yedinci katta bekletildi. Çıktım, gayet gergin bir savcı var karşımızda; gergin, gerilmiş. Yani niye geriliyorsun sanki o bekledi 6,5 saat? Aşağıda dedim, niye gergin? 'Ve gergin değilim' ya, cevap böyle: 'Ben gergin değilim.' 'Nasıl gergin değilsin?' dedim. 'Ya sakin ol” dedim. Yani bekleyen alındımışım; ben benden çıkaracaksınız, veya asker, avukat, Türkiye’nin en değerli iletişim uzmanlarından Necati Özkan’dan casusu çıkaracaksınız, veya gazeteci, fikir özgürlüğünü savunan Merdan Yanardağ’dan casus çıkaracaksınız. Adam daha gözaltına alındı... El konuldu. Bir cesaret olur mu ya? Bu nasıl bir düşmanlık…" değerlendirmesinde bulundu.
MÜTALAA AÇIKLANMASI BEKLENİYORDU
Bugünkü duruşmada savcının mütalaasını sunması bekleniyordu. Duruşma 6 Temmuz'a ertelendi.
Son duruşmada mahkeme heyeti, İdare Mahkemesi'nin kararının beklenmesine hükmederek duruşmayı 16 Şubat'a ertelemişti.
Kararın ardından İmamoğlu, "Yargılamaya niyetiniz yok sayın hakim. Çok yazık çok" diyerek tepki göstermişti. İmamoğlu hakkında 2 yıl 6 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası talep ediliyor. Davada ceza alırsa, İmamoğlu siyasi yasaklı hale gelebilir.
si yasak) talep ediliyor.