Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu şu sözlerle meydan okudu: “Manisa'da haksız zenginleşmeyi imar ve tapu üzerinden yapan siyasetçiler var. Tüm belediye başkanlarının milletvekillerinin ve meclis üyelerinin son 10 seneki hesap ve tapu hareketlerini MASAK incelemelidir.”
Açıklama zamanlama açısından o kadar yankı uyandırdı ki...
Malumunuz fon vurgunu ile ilgili yaşanan gelişmeler oldukça can sıkıcı. Özellikle AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, eşiyle birlikte fona yatırdığı milyonların milyar olduğu ortaya çıkınca görevinden istifa etmişti.
Dün gün gün boyunca AK Parti'ye yakın ya da muhafazakar kanattaki medya hatta çevremdeki özellikle sağ görüşlü insanların büyük tepki gösterdiğine şahit oldum.
Ben "Bu bizdendir" deyip, Fatma Betül Sayan Kaya'yı savunan birine rastlamadım.
Bu toplumsal tepki hayati önem taşıyor.
Eğer bir siyasetçi yanlış yapıyorsa önce kendi kitlesi tarafından tepki görmeli ki anlamı olsun, ibreti alem olsun.
Bu işin sonu nereye varır, kimlerin kellesi gider bilmiyorum.
Ama herkes "kimin giderse gitsin" noktasında... Çünkü piyasalardaki daralma, 10 yıl önceyi aratan ekonomi ve nakit sıkıntısı herkesi köşeye sıkıştırmış durumda. Yani tahammül sınırları zorlanıyor.
Mutlaka piyasaların rahatlaması için adımların atılması gerekiyor.
Yani toplumsal psikoloji bu durumdayken, birilerinin milyon verip milyar alması tepki çekmesin de ne olsun?
Tam da bu konu tartışılırken gün içinde Besim Dutlulu'nun yaptığı çağrı fazlasıyla dikkat çekti.
Bu çok net bir meydan okuma...
Belki de kuyuya taş atma...
Dutlulu ortaya bir iddia koydu. Kendisini de dahil etti buna. MASAK son 10 yılda Manisa'da görev yapmış tüm siyasetçilerin hesaplarını incelesin diyor. Tapular, edinilen mal varlıkları vs hepsi dahil buna.
Aslında bu çağrıyı görevdeki bir belediye başkanının yapması çok anlamlı. Risk alıyor çünkü. MASAK'ı göreve davet ediyor. Ve bunu yapan kişi muhalefet partisi adına seçilmiş bir belediye başkanı.
Bakalım bu meydan okumaya karşın Manisa'da son 10 yıl içinde görev almış siyasiler nasıl bir cevap verecek?
Ben bu işin asıl hangi tarafı ile ilgileniyorum biliyor musunuz? Fon vurgunundan sonra siyaset kurumuna, siyasilere olan güven daha da azaldı, neredeyse dip yaptı.
Sadece siyasilere değil toplumda da hiç kimsenin kimseye güveni yok ya da çok az.
Ticari yaşamın içinde hele... Eskiden senet vardı, çek vardı. Söz vardı her şeyden önce. Söz senettir ifadesini hatırlarsınız. Şimdi bunu kaç kişi kullanabiliyor?
Hani birbirine güvenememek çok büyük bir problem değil de güvenebileceğiniz bir siyasi kurumun kalmaması toplumsal buhran demektir.
Toplum psikolojisinin bozulması çok ağır sonuçlar doğurabilir.
Hangi parti olursa olsun, toplum vicdanını rahatlatacak, tekrar siyasilere olan güveni artıracak radikal karar almalıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dün akşam yapmış olduğu "hak yiyenleri savunmayız" açıklaması net.
Hukuken de zaten süreç başladı. Bu saatten sonra hiç kimseye iltimas sağlanamaz. Sağlayan yanar, yanmalı.
Varsa ihmali, suçu olan bedel ödemelidir.
Ödemiyorsa ödetilmelidir.