Dürüstlüğe şaşırıyoruz, dolandırılmadığımıza seviniyoruz

Abone Ol

​Geçtiğimiz günlerde hepimizi umutlandıran bir olay yaşandı. 13 yaşındaki Samir Hasanova ve 12 yaşındaki Selim Bayhan, buldukları altın dolu çantayı kuyumcuya teslim ederek sahibine ulaştırılmasını sağladılar.

Çocukların bu davranışı tüm Türkiye'de büyük yankı uyandırdı. Çünkü bu devirde "normal" olan, altın çantayı alıp kayıplara karışmaktı(!). Hırsızlık ve dolandırıcılık o kadar normalleşmiş ki eline fırsat geçmiş bu iki çocuğun altınları sahibine ulaştırmayı tercih etmesi, eminim birçok kişi tarafından "kerizlik" veya "enayilik" gibi algılanmıştır.

​Halbuki bu çocuklar doğru olanı yaptı. O çantayı elbette sahibine ulaştırmak zorundalar. Bu bir fedakârlık değil, bu bir kahramanlık değil; insani olan, doğru olan, normal olan bu. Bu normal davranışlara o kadar hasret kalmışız ki Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır bile işi gücü bırakıp iki çocuğu ziyaret edip ödüllendirdi.

​Bakan Kacır, çocuklara dizüstü bilgisayar ile TEKNOFEST montu hediye etti. Bakan Kacır'ın bu jesti, farkındalık oluşturması açısından değerliydi. Ancak bu sıradan davranışın yankılarını birçok açıdan değerlendirmek gerekiyor. Toplumsal yapımızın geldiği noktayı göstermesi açısından manidar bir sonuçla karşı karşıyayız.

​Zaman zaman buna benzer örnekler yaşanıyor ve şaşırıyoruz. Para dolu cüzdanı sahibine teslim eden temizlik görevlisi ya da yerde bulduğu parayı karakola götüren vatandaş örnekleri var. Bu davranış biçimlerinin abartılı övgüler almasının nedeni, toplumdaki dürüst insan sayısının hızla azalması ile açıklanabilir. Dürüstlük bize o kadar "anormal" geliyor ki sanki olağanüstü bir durumla karşı karşıyaymışız gibi algılıyoruz.

​Ne kadar acı!

​Borç verdiğimizde kişi zamanında ödediğinde "Vay be, ne dürüst adammış!" diyoruz. Bir usta işini söz verdiği sürede ve günde yaptığında, aldığımız bir ürün söylendiği gibi çıktığında, önceden rezervasyonunu yaptığımız otele gittiğimizde otel hâlâ yerindeyse, altın alıp "sende kalsın" dediğimiz kuyumcu bir gece ansızın kepenk kapatmadıysa, pazardan aldığımız sebzeler ve meyveler eve geldiğimizde tezgahta gördüğümüzün aynısıysa, acıyıp yardım ettiğiniz dilenci bizden zengin çıkmıyorsa; kısacası kazıklanmıyorsak, kandırılmıyorsak sevinçten havalara uçuyoruz.

​Dostluk, arkadaşlık ve akrabalık değerleri yerle bir olmuş. İşte tam da bu yüzden 13 yaşındaki Samir Hasanova ile 12 yaşındaki Selim Bayhan'ın davranışı bizi şaşırtıyor, sevindiriyor ve umutlandırıyor.

Dürüstlüğe şaşıracak kadar şaşkın bir toplum haline geldik.

Bu çocuklar kirlenmemişler. İnşallah bu düzen, bu toplumsal yapı onları ve çocuklarımızı hiçbir zaman kirletmez. Hep böyle saf, temiz ve dürüst kalmaları dileğiyle...