'Ölü Deniz' adlı stand-up gösterisindeki ifadeleri nedeniyle 88 gündür tutuklu bulunan komedyen Deniz Göktaş bugün ilk kez hakim karşısına çıkacak. İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmanın saat 10.00'da Çağlayan Adliyesi'nde görülmeye başlandı.
32 yaşındaki Göktaş hakkında 'cumhurbaşkanına hakaret', 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama' ve 'suçu ve suçluyu övme' suçlamalarıyla 2 yıl 2 aydan 9 yıl 8 aya kadar hapis cezası isteniyordu.
Savcı esas hakkında mütalaasında, Deniz Göktaş’ın Cumhurbaşkanı’na Hakaret ile Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik, Suçu ve Suçluyu Övme, yani tüm suçlardan hapisle cezalandırılmasını istedi. Hükümle birlikte tahliye de istedi.
Mahkeme, Deniz Göktaş'ın tahliyesine karar verdi.
Bununla birlikte Göktaş'a suç ve suçluyu övmekten beraat, dini değerleri aşağılamak iddiasından 7 ay 15 gün, cumhurbaşkanına hakaret iddiasından 11 ay 20 gün hapis cezası verildi.
Göktaş'ın savunmasından öne çıkanlar şöyle:
3 Temmuzdan beri kuyu tipi bir cezaevinde güneş görmeden, diğer tutukluların aksine sadece haftada 1 telefonla görüşerek başka hiçbir insan temasım olmadan hücredeyim. Harbiyede kurduğum 4 cümle ile suçlanıyorum ve kurduğum cümle başına tam 22 gündür hücredeyim. Yazan çizen insanlara bir otosansür sebebi olduysam tek endişem budur. Lütfen öyle olmasın bilin ki sözlerimiz tahminimizden çok daha etkilidir. Suçlandığım toplam 4 cümle var. Ben bu cümleleri Harbiye’de beş bin kişiye ondan önce de 197 kez Türkiye’nin her yerinde 100 binden fazla seyirciye söyledim. Hepsinde de kahkahadan ve alkıştan başka tek bir tepki almadım.
Ben yurt dışına taşınan arkadaşlarımı ülkeye dönmeye ikna etmeye çalışan biriyim ama benim hakkımda yurt dışına kaçtı diye haber yaptılar. Ben beyin göçünü engellemeye çalıştıkça Türkiye bana engel oluyor. Bütün polis memurları, "Deniz sen salak mısın, niye Türkiye döndün" dedi. Ben görüntü alınacağını anladım. Buna rızam olmadığını söyledim. Bana ters kelepçe yaptılar. Başımı kaldırıp güldüm. Buradan emniyet teşkilatını beni yakaladıkları için tebrik ediyorum.
3 defa sert şekilde Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istemediğimi söyledim. Bir polis beni zorla görüştürdü. Kendisiyle de sert konuştum. Benim üzerimden reklam yapmasını istemedim. Ben neden Kılıçdaroğlu ile zorla görüştürüldüğümü bilmiyorum.
Halkı kin ve nefrete teşvik suçlamasına dâhil 3 cümle, beni siyasi sebeplerle sevmeyen ve itibarsızlaştırıp ceza almamı isteyen sosyal medya trollerinin yapay bir şekilde hedef göstermesinden ibarettir. Oruç tutmada açlık sinirine atıf vardır, 4. kitapta saygısızlık yoktur ve dalgıç şakası bu düşmanca yaklaşan hesapların aceleyle yaptıkları bir hatadır. Halk, 500 CİMER şikâyetinden ibaret değildir. Bir kampanya ile hedef gösterilmemin önünün açılmaması gerektiğini düşünüyorum. Cümlelerimin arkasındayım, beraatimi talep ediyorum.
Bunların hiçbiri sanat eseri övmüş veya eleştiri yapmış insanlar değil, sadece yasak çağrısı yapmış kişiler. Halkı temsil ettiklerini düşünmüyorum. Beni hedef gösteren gazetelerden en ünlüsü karma eğitim kaldırılsın diye kampanya yaptı.
Şu ana kadar kendimi savunduğum 4 cümle, hem tutuklanmama sebep olan hem de 61. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 30 gün önce hakkımda tahliye kararı verilen suçlamalardır. Tutuklanmamdan 57 gün sonra, tam tahliye edildiğim gün, aynı gösteriden 3. suçlama olarak Daltonlar çetesini övdüğüm gerekçesiyle tutuklandım.
İçinde bulunduğum toplumun önemli ve güncel bir problemini mesleğim çerçevesinde, mizahi ve kinayeli bir üslupla dile getirdim. Bu suç şebekelerinin nasıl çalıştığını anlatan bir gazeteci ya da hakkında bir iddianame düzenleyen bir savcı işini ne kadar doğru yapıyorsa, bir komedyen olarak bu şaka ile benim yapmak istediğim de budur.
“Utangaç bir diktatör” tanımlaması cumhurbaşkanına hakaret sayılmış. Diktatör ifadesi hakaret değil siyasi bir nitelemedir. Başka bir komedyen demokrat diyebilir ve benim şakamdan daha da komik olabilir. Bugün Nasreddin Hoca yaşasa ve gösteri yapsa tamamen Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili olurdu. Erdoğan bu ülkedeki her şeyden sorumludur. Hakkında yapılan şakalara ve eleştirilere olgunlukla katlanmak zorundadır. Ben çıkınca eleştirilerimi aynı dille anlatmaya devam edeceğim. “Utangaç diktatör” sözüyle ilgili suçlamadan beraatimi istiyorum.
Sahneye çıkan biri yasaklanmamalı. Bu tüm vatandaşlar için endişe vericidir. Siyasiler bu eleştirilere göğüs germelidir. İddianamede Anayasa Mahkemesi'nin ifade özgürlüğüyle ilgili kararlarından bahsedilmiş, buna göre benim sözlerim suç değil. Ben çocukken Levent Kırca ve Ferhan Şensoy izlerdim. Onlar beni izlese yumuşak bulurdu sözlerimi. Tutuklu yargılama gibi bir şey mümkün değildi. Levent Kırca televizyonda yapıp herkesin evine giriyordu. O yıllarda ifade özgürlüğünü koruyan yasalar değişmedi, ama şu an bir komedyen hapis yatıyor. Değişen şaka kaldıramayan, kırılgan siyasetçiler.
Kar elde ettiği için ve fon vurgununun içinde dahil olduğu iddiaları sebebiyle görevden affını istedi. Şimdi, emekli polis memurunun intihar etmesi de bu ülkenin yöneticilerine sorumluluktur ve ben bugün ilk yapacağım şaka tırnak içinde tabii ki kara mizah bunun hakkında olacaktır. Diğer taraftan burada otoriter olduğu için utangaç bir diktatör diyorum Recep Tayyip Erdoğan'a. Recep Tayyip Erdoğan'ın en yakın ekibine seçtiği, genel başkan yardımcısı, güvenilir olarak tuttuğu kişi bugün sıradan vatandaşların hakkına girdiği iddiası sebebiyle görevden affını istiyor. Şimdi buraya bakalım. İstifa etmiyor, özeleştiri vermiyor, görevden affını istiyor. Halk onu seçti, halkın parası oraya gitti iddiası var ama kendisi üst taraftan affını istiyor. Yani bu ancak otoriter eğilimleri olan bir liderin ülkesinde olabilecek bir şeydir. Yani affını istemeye geliyor ve ben burada utangaç bir diktatörün hala geçerli şaka olduğunu düşünüyorum.
Göktaş devamla, "Kaçma şüphem yok, yurt dışından kendim geldim. Delilleri karartamam gösteri zaten ortada. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum" diyerek savunmasını bitirdi. Duruşma, avukatların savunmasıyla devam ediyor.