Bir Manisalı darbe yapmış diğeri ise yapmamış!
Dersim olaylarıyla ilgili tartışmalar, 12 Eylül ve ardından 28 Şubat davaları… Türkiye günlerdir bu gelişmeleri konuşuyor. Ülkemiz tarihi bir süreç yaşıyor. Kimlerine göre Cumhuriyetin genleriyle oynanıyor kimilerine göre ise Türkiye bağırsaklarını temizliyor.
Tartışmaların içinde boğulmadan bir başka pencere açalım. Bu süreçte Manisa’nın rolü neydi, biraz da onu konuşalım. Hakikaten ülkemiz büyük acılar yaşadı. Darbeler, suikastlar, çatışmalar, ekonomik buhranlar, enflasyonlar, devalüasyonlar derken ciddi badireler atlatmışız. Büyük kayıplar vermişiz. Manisa da bundan nasibini fazlasıyla almış. Manisa ülkenin son 30 yılında yetiştirdiği askerler ve siyasetçilerle adeta “karar veren” il olmuş.
Örnekler çok net…
Manisa son 30 yılda iki genelkurmay başkanı yetiştirdi. 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştiren Kenan Evren Manisa Şehitler İlköğretim Okulu’nda okumuş bir Manisalı. Kenan Evren bugün yargılanıyor.
Darbenin ardından tam 24 yıl geçiyor. Genelkurmay başkanlığı koltuğunda bir başka Manisalı Hilmi Özkök. İddiaya göre 2004 yılında bir gurup rütbelinin darbe girişimlerini Özkök önlüyor. Özkök Paşa 24 yıl önce darbe yapan hemşerisi Kenan Evren’in aksine darbeyi yapan değil, darbeyi önleyen paşa olarak tarihe geçiyor. Özkök bugün memleketi Turgutlu’da emekliliğin tadını çıkarıyor.
Bir Manisalı darbe yapmış diğeri ise yapmamış!
Ne garip değil mi?
DERSİM’DEN MANİSA’YA UZANAN YÜREK BURKAN BİR HİKAYE
Dersim olaylarıyla ilgili malum tartışmalar sürerken çok da bilinen bir hikaye yine dikkatimi çekti. Hikayenin en can alıcı noktası Manisa’ya kadar uzanması. Manisa nere, Dersim nere demeyin! Manisa o dönemde sürgün yeri olarak kullanılmış!
Nasıl mı?
Hikaye şöyle;
1938 Dersim isyanı sırasında Ovacık’ın Kozluca Köyü’nde yaşayan Koç ailesi, Hozat’a gitmek için Munzur Dağı’na doğru yola çıkarlar. Zifiri karanlıkta yollarını kaybederek, ayaklanmayı bastırmak için gelen askerlerin kurduğu karargâhın ortasına düşerler. Farkedilince askerler ateş açar. Herkes panik halinde kaçışırken, 4 yaşındaki kız çocuğu Sekine ve 6 yaşındaki kuzeni Semşi kaybolur. Kız çocuklarını askerler bulur ve ertesi gün kayıp ailelerini bulmak için Ovacı ilçe merkezine götürürler ancak sonuç alamazlar. Bunun üzerine Kürtçe tercüman aracılığıyla çocuklara babalarının ismi sorulur. Kız çocukları, babalarının öldürüleceğini düşünerek Koç Aşireti’nin, isyana karışan reisi Sethan Ağa’nın ismini verir. Köylüler, çocukları tanıdıklarını korkularından söyleyemez.
MANİSA’YA SÜRGÜN
Askerler 20 kadar kadına da çocukları gösterir ama yine tanıdıkları halde çocukların kimin çocuğu olduğunu söylemeye cesaret edemezler. Söylerlerse isyancı Sethan Ağa’yı tanıdıkları ortaya çıkacak ve asker tarafından derhal kurşuna dizilecekler. Askerler, çocukları köylülere bırakmak istese de kimse kabul etmez. Ve askerler iki kız çocuğu beraberlerinde götürür.
Baba İsmail Koç, bir süre sonra Ovacık’a dönüp kızlarının izini aramaya başlar. Köylülerden “askerler götürdü” yanıtını alır. Koç ailesi de Dersim’den Manisa’nın Tatarislam köyüne sürgüne gönderilir. Sürüldükleri köyden çıkma yasağı bulunduğu için kayıpları arama olanağı kalmamıştır. Baba İsmail Koç, askeri birliğe başvurur ve dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’a telgraf çekerek kaybolma hikayelerini anlattığı kızlarını bulmak için yardım ister.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Çakmak çocukların bulunması talimatını verir. İçişleri Bakanlığı 1941’de çocukların yerini bulur. İsmail Koç’a verilen izin belgesinde, kızı Sekine’nin İstanbul’da yaşayan Yarbay Münip Yılmaz Türk’ün himayesinde, diğerinin ise Zonguldak’ta olduğu bilgisine yer verilir. Ancak 15 gün köyden çıkış izni alan İsmail Koç gittiği adreslerde kızları bulamaz. Ölünceye dek arayışını sürdüren Koç, 1994’te ölürken oğlu Erdal Karakoç’a bir miras bırakır:
Kızları bul!...