Bir Mesir Festivali daha yaklaşıyor. Hem yüzyıllardır sürmesi bakımından, hem de festivale adını veren Mesir’in özgünlüğü nedeniyle dünyada bir eşi daha olmayan bir festival bu…
Fakat ne yazık ki, böylesine benzersiz bir geleneğe sahip olan biz Manisalılar, hak ettiği değeri veremiyoruz Mesir’e…
Geçen sene Mesir Festivali’nden sonra bir yazı yazmış ve halkın katılımının eksik kaldığını düşündüğüm şenliklerde kurumları eleştirmiştim.
Bu kez meseleye tersten bakmak istiyorum.
**
Halk ne kadar bu organizasyonun içinde olmak istiyor?
Mesir kapmak ve dağda piknik yapmak dışında insanlar festivalin tüm aşamalarında ne kadar etkin olma hevesindeler?
Manisa’nın iş gücü ve doğal kaynaklarını kullanarak kazançlarını her yıl katlayan OSB şirketleri gerekli desteği veriyor mu?
**
Belediye Başkanı Sayın Cengiz Ergün, gerekli desteği göremediklerini söylüyor. Göreve geldiklerinden beri yalnızca bir-iki firmadan sponsorluk desteği aldıklarını belirtiyor.
On binlerce Manisalının çalıştığı “büyük büyük” şirketlerin Mesir’e yeterli desteği vermemesi en hafif tabiriyle ayıptır!
Esnaf bile bu yıl ilk kez geniş katılımlı bir destek verecekmiş.
Kültür Bakanlığı’nın da nedense ilgi alanına giremiyoruz! Oradan da destek yok!
**
Bunlar işin daha çok mali kısmıyla ilgili. Konunun diğer tarafı ise organizasyonun coşkulu, geniş katılımlı, halkın tüm kesimlerinin içinde olduğu bir konuma dönüştürülmesi…
İnsanlar mesir kapma yarışı kadar, festivalin birçok ayağında etkin rol alma yarışına da girmeliler.
Tüm kurumların kapıları vatandaşlara açık, etkin olmak isteyen kimseyi geri çevireceklerini sanmıyorum.
Manisa Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü orada duruyor, bir yere gittiği yok.
Katkı sağlamak isteyen herkesi dinleyeceklerinden eminim.
Sayın Valimiz, bu kente gelmiş valiler içerisinde halkla en çok ilişki kuranlarından biri, kentin kültürel hayatına son derece duyarlı, akılcı hiçbir projeye hayır demeyecek bir yapıya sahip.
Eğer amaç festivali coşkuyla kutlamak, hem yerel hem ulusal hem de uluslar arası ölçekte Manisa’nın tanıtımını üst düzeyde yapabilmek ise, herkes elini taşın altına koymalıdır.
Şimdi diyeceksiniz ki, “ne yapabiliriz, çözüm söyle, öneri getir!”
E onu da bir zahmet sen bul sevgili kentdaşım!
Oturduğumuz yerden ahkam kesmek güzel, ona buna sallamak, kılımızı kıpırdatmadan herkesi eleştirmek güzel, iş icraata gelince sönüveriyoruz balon gibi.
Ben kendi adıma yapacaklarımı biliyorum, bunu gerekli yerlere ileteceğim, kendimi festivalin ta göbeğinde hissetmek istiyorum çünkü.
**
Öğrencisinden patronuna herkesin bu eşsiz organizasyona katkı sağlaması gerekiyor.
Organize Sanayi Sitesi’ndeki “güzide” firmalar…
Celal Bayar Üniversitesi öğrencileri, öğrenci toplulukları…
Esnaf odaları, bizatihi esnafın kendisi…
Ev hanımları…
Tüm siyasi parti yerel teşkilatları…
Sendikalar…
Çiftçiler…
İlçelerden gelecek temsilciler…
Emin olun herkes ama herkese düşecek bir iş mutlaka bulunur. Yeter ki katılımcı olalım, iş birliği ve güç birliği yapalım.
Yoksa Samuell Beckett’in Godot’sunu bekler gibi her yıl gerçek anlamda uluslararası bir festivalin yapılmasını bekler dururuz…