Ulusal bir gazetede köşe yazarı olmaktan farkı yoktur Manisa’da yazmanın.
Önce safını belirleyeceksin, kimlere mavi boncuk dağıtacağın baştan belli olacak!
Seni okuyanlar, fikirlerinden dolayı değil, isminden dolayı okuyacaklar!
**
Spordan yazıyorsan örneğin, Manisaspor yönetimine yakın mısın değil misin, bilinecek önceden, okuyanlar bilecek ne okuyacaklarını daha satırlara başlamadan…
Siyaset yazıyorsan, dikkatli olmana gerek yok, övülecek ve yerilecek kişiler belli, sözcükleri yer değiştirerek aynı cümleleri kuracaksın, aynı kişilerden alkış, aynı kişilerden yergi alacaksın!
Ne tarihsel bakış açısına ihtiyacın var, ne analitik düşünme yeteneğine…
Ne okuman gerekir sayfa sayfa gazeteleri, ne evinde her kitabını okuduğun bir kütüphane gereklidir.
İsmin yeterlidir!
**
Oturduysan bir cemiyetin ya da derneğin afili unvanlı koltuğuna, tamamdır işin, dayarsın fotoğrafları sayfa boyunca, araya iki satır yazı sıkıştırırsın adın ‘gündemin nabzını tutan’ duayen gazeteciye çıkar!
Ya da işlenmiş bir mücevher gibi hissedersin zaten kendini, bütün terminolojilere hakim olduğunu hissettirmek için neredeyse Türkçe konuşmazsın, panel panel gezersin!
**
İktidara yakın bir yayın organında mı yazıyorsun, mesele yok, bir gün Tanrıverdi rüzgar gibi geçer Manisa’dan, başka bir gün Arınç fırtınası estirirsin!
Muhalefete mi yakınsın?
İktidara salla sallayabildiğin kadar!
Ya belediye ne olacak?
Olaylara bir kentli olarak yaklaşmana gerek yok, belediyenin yaptıklarını ya da yapmadıklarını, yapamadıklarını, yanlış yaptıklarını, bir vatandaş olarak değerlendirmeye çabalaman nafile, bak gazetenin künyesine, ya salla alabildiğine belediyeye spilin zirvesi kadar yüksek perdeden, ya da alkışla avuçların kızarıncaya ve klavyen paralanıncaya kadar!
**
Eğer bunları yapmazsan, Manisa’nın Emin Çölaşan’ı olursun, Bekir Coşkun’u…
Ece Temelkuran gibi işsiz kalırsın…
Özdemir İnce gibi ince ince doğranırsın…
Cüneyt Ülsever gibi, Nuray Mert gibi, Latif Demirci gibi kendine başka kapılar ararsın!
Özkök gibi alınıverir altından koltuğun…
Mustafa Balbay ve Soner Yalçın gibiler çıkmaz zaten Manisa’dan onları saymayalım!
**
Yüzbinlerce okunan gazetelerde yazanların başına gelenler, ‘yüzlerce’ okunan yerel yazarlara ders olmalıdır!
Bugün varız, yarın yokuz!
**
İsme rağbet edenler, ulusal stratejiyle yazan yerel yazarlara alışık olanlar bilsinler ki, aslolan yazanlar değil, yazılanlardır!
İsimler unutulur, fikirler baki kalır…
150’ye yakın yazı yazmış biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu site var olduğu günden bu yana en geniş özgürlüğü yazarlarına tanımıştır.
Bu yüzdendir ki, beni bazı yazılarıma dayanarak kendi safında sananlar, kendilerine ters bir şey yazdığımda “bak bu olmadı!” diyebilmişlerdir!
Saf olmadan, taraf olmadan da yazılabileceğini bu site okurları görmüşlerdir, görmelidirler...
Hiçbir yazarın ne yazdığı konulara karışılmış, ne yazdıklarına dokunulmuştur. Benden tiksinen okurlara, bir daha yazmamı istemeyen okurlara rağmen, yazmaya devam edeceğim!
Çünkü bizim amacımız herkesi veya yalnızca bir kesimi memnun etmek değildir.
Bizim amacımız haberi doğru ve tarafsız vermek, yorumu alabildiğine özgür kılabilmektir!
**
Açın bir ulusal gazeteyi, haberden çok yorum, röportaj, yazı dizisi, köşe yazısı görürsünüz, neden?
Çünkü insanlar artık haberi gerçekleştiği an öğrenebilmektedirler.
Okuyucuyu çekmek için haberin yanında, yemekte olduğu gibi spesiyallere ihtiyacınız var!
Ve bunların hazırlanışına, yapılışına, sunuşuna dokunursanız okuyucunun midesini bozarsınız!
Aşçı yemeklerini sadece restoran sahibinin damak tadına göre yaparsa o restorana yalnızca patronun arkadaşları gelir!
**
Manisa’da köşe yazarı olmak hem kolaydır, hem zordur!
Safınız isminizin önündeyse kolaydır…
Fikirleriniz isminizin önündeyse zor!..