Hani Osmanlı Dönemi Milli Eğitim Bakanı Emrullah Efendi demiş ya; “şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim” diye, neredeyse o noktaya gelmek üzereyiz.
Cumhuriyetin ilanından beri öğretmenlik mesleği, en itibarsız dönemini yaşamaktadır. “Kutsal” kavramıyla yan yana anıla gelen öğretmenlik, günümüzde bırakın kutsallığı maalesef hem yöneticilerin hem halkın gözünde neredeyse “bankamatik memuru” seviyesine indirgenmiştir.
Yüzde 3,5 mu versek yüzde 3,75 mi versek derken ocak ayından beri öğretmenler hala maaşlarına zam bekliyorlar ve haklarını arayıp meydanlara çıktıklarında da neredeyse suçlu ilan ediliyorlar.
Öğretmenlik yapmayı yalnızca 40 ya da 45 dakikalık ders saatinde sınıfa girip çıkmak sanıyoruz ve çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerden biz veliler eğitim-öğretimi, öğretmenliği maşallah çok daha iyi biliyoruz.
Yaşadıkları zihinsel yorgunluğu, sürekli bir denetim halini, okunan yüzlerce yazılı kağıdını, performans-proje görevlerini, toplantıları, seminerleri, adil ve şefkatli olma sorumluluğunu, eve iş getiren tek meslek grubu olma yükümlülüğünü unutuveriyoruz.
Biz ne zaman böyle olduk?
Ne zaman eğitimcileri hor görme hakkını kendimizde görmeye başladık?
**
Kurtuluş Savaşı’nın ta göbeğinde, cepheden Maarif Kongresi’ne gelip 250 kadın-erkek öğretmene hitabeden ve onların cephede savaşan ordu kadar bu ülke için bağımsızlık savaşı verdiğini anlatan bir önderin kurduğu ülkede yaşadığımızı ne çabuk unuttuk?
Hem “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” isteyeceğiz, hem de onların isteklerine, koşullarına kulak tıkayacağız?
Bursa’da, Kütahya’da, Ankara’da öğretmenlerle sürekli toplantılar yapan, tahta başında harf öğreten…
“Öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler gibi, aşama aşama ilerlemeye ve herhalde refah teminine elverişli bir meslek haline konulmalıdır. Dünyanın her tarafında öğretmenler, toplumun en özverili ve saygıdeğer unsurlarıdır.” diyen bir önderden, geldiğimiz nokta, “atanamayan öğretmenler kendilerine başka iş bulsunlar” noktasıdır!
“Öğretmenler az çalışıyor, çok tatil yapıyor” noktasıdır!
Geldiğimiz nokta,
“Bu dakika karşınızda duyduğum en samimî duyguyu izninizle söyleyeyim: İsterdim ki çocuk olayım ve sizin bilgi saçan öğretim alanınızda bulunayım, sizden yararlanayım, siz beni yetiştiresiniz! O zaman milletim için, daha yararlı olurdum; fakat ne yazık ki, yerine getirilmesi imkânsız bir arzu karşısında bulunuyoruz. Bu arzunun yerine başka bir istekte bulunacağım: Bugünün evlâtlarını yetiştiriniz! Onları memlekete, millete yararlı unsurlar yapınız! Bunu sizden istiyorum ve rica ediyorum.”
“Size güveniyor ve saygı ile selamlıyorum.” noktasından, ‘düz memur’la bir öğretmeni aynı kefeye koyma noktasıdır.
**
Acı olan toplumun bu konuda acımasızca ayrışması, öğretmenleri itibarsız, yan gelip yatan, sınıfa girip çıkan(o sınıfta kaçımız hem de bildiğimiz herhangi bir konuyu çocuklara aktarabiliriz acaba?) niteliksiz insanlar olarak görmeye başlamasıdır.
Çok değil daha 25-30 yıl öncesine kadar, öğretmene kız vermek, ev vermek, komşu olmak, akraba olmak bir statü göstergesiyken, bu duruma nasıl gelindiğini sorgulamak gerekmez mi?
**
Öğretmen yetiştirmek için açtığınız okullardan mezun olup öğretmen olmayı bekleyen 400 bin kişinin varlığını yadsımak, öğretmenleri sözleşmeli-ücretli-kadrolu diye sınıflara ayırmak, özel okul ve dershanelerde asgari ücretle çalıştırılan gencecik öğretmenlerin sorunlarına kulak tıkamak, maaş karşılığı dışında girdiği ek ders ücretini(ki sadece 7 liradır!), yaptığı tatili (tatil değil de dinlenme demek lazım, kaçı tatile gidebiliyor ki?) dillere pelesenk edip, diğer mesleği yapanlara neredeyse “düşman” yapmak ne kadar doğru bir yaklaşımdır?
**
Biz veliler, çocuklarımızın üstüne titriyoruz, her sabah okula götürüyor, çıkışlarda okul önünde nöbet bekliyoruz, bazı okullarda neredeyse sınıflara kadar girmeye çalışıyoruz, Okul Aile Birliği’ne üye olup eğitimde “söz sahibi” oluyoruz, iş öğretmenlerin 3,75 lik maaş zamlarına gelince, yani aslında bizim hayatımızı doğrudan etkileyen bir işi yapan kişiler hak talebinde bulununca kulak tıkıyor, yetmiyor eleştiriyoruz.
El insaf!
Maalesef tepeden tırnağa bir duyarsızlık denizinde yüzüyoruz.
Aslında şu öğretmenler olmasa ne güzel idare edilecek değil mi Milli Eğitim, ne güzel!