Arınç ile AK Parti’nin yolları ayrılıyor mu?

Abone Ol

Bülent Arınç’ı Manisalılar çok iyi tanır. Biz de mesleğimiz gereği kendisiyle sayısız defa, gerek haber amaçlı gerekse çeşitli vesilelerle bir araya geldik, konuştuk, kendisine sorular yönelttik. Her açıklaması, her ifadesi haber niteliği taşır.
AK Parti kurulmadan önce de Türkiye siyasetinde oldukça etkin olan bir isimdi Arınç. Siyaset yapma tarzını zaman içinde ismiyle özdeşleştirdi. Kamuoyu, toplum, o bir şey diyorsa kulak kabarttı.
Ve ilginçtir…
Aktif siyasi görevleri bıraktıktan sonra da özgül ağırlığından neredeyse hiçbir şey kaybetmedi. Bu durum belki de Arınç’ın özgüven duygusunu taşırmış olabilir. Ya da belki de o da artık bir Erdoğan muhalifidir.
Hangisi acaba?
Bu, bir psikolojik durumun dışa yansıması da olabilir. Birlikte yola çıktıkları Erdoğan’ın yanındaki isimlerin zamanla değişmesi, bugün farklı olması, Arınç’ı gereksiz yere biraz kapris yapma durumuna da itmiş olabilir.
Olasılıklar tartışılabilir.
Söylediklerimin tamamında da yanılmış olabilirim. Belki hiç bilmediğimiz sebepler vardır.
Ancak ben bugün nedenlerle değil, sonuçla ilgileneceğim.
Ya da Davutoğlu’nun düğünündeki açıklamasıyla ya da belki de bardağı taşıran son damlayla…
Öncelikle, “Sana mı kalmış bunun analizini yapmak?” diyenler olabilir. Ama şunu bilin: Arınç’ı en iyi tanıyan gazeteciler Manisa’dadır. Onunla taa ilk siyasete atıldığı günden bu yana haşır neşir olmuşuz. Hangi düğünde neyi konuşacağını, kime hangi espriyi yapacağını, kime nasıl laf geçireceğini artık ezberledik neredeyse.
Arınç tam bir sözün sultanıdır. Hatta birçok etkinlikte, ondan önce konuşan kişi Arınç’ı davet ederken “Mikrofonu sözün sultanına bırakayım” veya benzeri ifadeler kullanır.
Arınç mikrofonu eline almadan önce şöyle bir kalabalığı süzer. Ya bir espriyle konuya giriş yapar ya da çok dikkat çekici bir cümleyle… Öyle klasik “Sayın valim, sayın belediye başkanım” falan demez. O, söyleyeceklerini herkesten farklı dile getirdiği için sözün sultanıdır.
Bunlar övgü değil, tespittir.
Yazının bir önsözü diyelim.
Ahmet Davutoğlu’nun oğlunun nikâh töreninde söylediklerini anlayabilmek için bu ön bilgiye ihtiyaç var.
Şimdi Ahmet Davutoğlu’nun durumu belli. Erdoğan’a muhalif olduğu için parti kurdu, Millet İttifakı’nda yer aldı. Söylemleri ortada.
Erdoğan’a ve yakın çevresine yönelik yaptığı o sert eleştiri malumunuz.
Acaba diyorum, Davutoğlu’nun başbakanlık veya bakanlık görevi devam etseydi bu eleştirileri yapar mıydı?
Hiç sanmıyorum.
Partiyi de gaza gelip kurdu ve geçtiğimiz ay kapattı.
Çünkü Davutoğlu tek başına bir şey ifade edemedi. Kitleleri etkileyemedi. Başbakanlık görevi ona nasip oldu. Ancak alınan oylar ona değil, partisineydi.
Sonra parti kurup kapatmak zorunda kalması, bu görüşün matematiksel olarak bir sağlamasıdır.
Bunlar siyasette olağan şeyler. Çok şaşırılacak bir durum değil.
Asıl mesele nikahta söylenenler.
“Arınç bu nikâh töreninde neden siyaset yaptı?” diyenler için şunu söyleyeyim: Arınç, bilinçli bir şekilde, bile isteye o konuşmayı yaptı.
O, yapacağı konuşmanın ne kadar ses getireceğini çok iyi biliyor. Tüm sonuçlarını öngördü ve konuştu.
Arınç’ın Davutoğlu için söylediklerini hatırlayalım:
“Türkiye'nin Başbakanı Sayın Davutoğlu, bir savcının davetiyle gitti, ifade verdi. 5 yıl evvel halkla buluşması sırasında birilerinin sorusuna karşılık kararlılıkla bir cevap vermiş. 5 yıl hiç üzerinde durulmayan konu bir savcımızın önüne gelmiş, o da işgüzarlık yapmış. Gitti, soruları cevapladı. Ben her zaman ifade ettiğim fikirlerin arkasındayım, ben siyasetçiyim, eleştiri hakkımı her yerde kullanırım, dedi. Bu asil bir davranış…”
Bu konuşmanın öncesinde ve sonrasında Melih Gökçek’e göndermelerde bulunup Davutoğlu için “İkisi arasında büyük fark var. Biz siyasi hayatımızda çizdiğimiz yol itibarıyla Ahmet Davutoğlu’nun yanındayız, onu takdir ediyoruz” ifadelerini kullanıyor Arınç…
Arınç’ın bu sözleri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ne kadar etkiledi, ne kadar incitti bilmiyoruz. Ancak Erdoğan’ın başdanışmanı Oktay Saral’dan gelen cevap, bence bize bir ipucu veriyor.
Saral diyor ki:
“Bülent Arınç bir meydana kürsü kursa, etrafında birkaç şuursuzdan başka kimseyi bulamaz. Düğünde binlerce insanı bir arada görünce eline sazı alıp genç çiftin en mutlu gününü siyasi hesaplaşmalarına malzeme etmiş.
Bir nikâh törenini siyaset kürsüsüne çevirmek ne nezaketle bağdaşır ne de devlet adamlığıyla. Üstelik bir Cumhuriyet savcısını hadsizce küçümseyen ifadeler kullanması, içinde bulunduğu acınası hâli de açıkça ortaya koymaktadır.
‘Güzel günler göreceğiz çocuklar’ sözüne verilen, ‘Güzel günler gördüğümüz kanaatindeyim’ cevabı ise gereken ölçüyü ortaya koymuştur.
Sayın Arınç; nikâh kürsüsü siyaset meydanı değildir. Devlet adamlığı, her bulduğu kürsüde konuşmak değil; nerede, ne zaman ve ne kadar konuşacağını bilmektir.”
Çok manidar… Ve çok net…
Cumhurbaşkanı başdanışmanının, Erdoğan’ın geçmişte en yakın yol arkadaşlarından biri hakkında bu ifadeleri kullanması çok sıradan bir durum değil. Buradan bir kanaat, bir sonuç çıkıyor. Tabii yazıdan da…
O da şudur:
Bülent Arınç’ın AK Parti ile bağları tamamen kopmuştur. İşin ilginç yanı da şu: Erdoğan böyle istediği için değil, Arınç böyle istediği için bu kopma gerçekleşti.
Çünkü geçmişte de benzer durumlar yaşandı. Erdoğan, Arınç’ın yaptığı çıkışlara, eleştirilere rağmen ona sabırlı, hatta hoşgörülü davrandı. Ancak bu kez durum farklı.
Bu saatten sonra Bülent Arınç’ın AK Parti adına siyaset yapması samimi olmaz, inandırıcı olmaz.
Çok da zorlamanın anlamı yok.
Çünkü Arınç’ın bu çıkışları, Manisa’da onu seven, sayan AK Partilileri de zaman zaman ikilemde bırakıyor. Partililer ona saygı duyuyor; ancak Erdoğan’ı zor durumda bırakan tutum ve davranışlar da kimsenin içine sinmiyor.
Hal böyle olunca kimse samimi davranamıyor.
Bundan böyle herkes kendi yolunda yürümeli.
Her iki taraf için de hayırlısı bu sanki…
Aynı çatı altında bu kadar eleştiriyi siyaset kaldırmaz çünkü.

{ "vars": { "account": "G-VRBJNBGKJB" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }