banner299

banner298

MANİSA MÜFTÜSÜ ZEKATLA İLGİLİ BİLİNMESİ GEREKENLERİ ANLATTI

banner297

İslam’ın sosyal dayanışmayı, birlik ve beraberliği, huzur ve barışı temin eden en önemli ibadetlerinden birisinin zekat ibadeti olduğunu kaydeden Manisa İl Müftüsü Mustafa Soykök, “İslam dini, servetin toplumun bir kesiminin elinde dolaşan bir saltanat olmasını istememektedir. Bu bağlamda zekat, serveti sadece zenginlerin ellerindeki bir güç olmaktan çıkarıp fakir ve muhtaçların da istifadesine sunmakta; zengin ile fakir arasında bir köprü oluşturmaktadır” dedi.

Manisa 28.04.2021, 15:34 28.04.2021, 16:22
MANİSA MÜFTÜSÜ ZEKATLA İLGİLİ BİLİNMESİ GEREKENLERİ ANLATTI
banner388

Manisa İl Müftüsü Mustafa Soykök, zekat konusunda açıklamada bulundu. Müftü Soykök, Zekatla Mükellef Olma Şartları, Zekat Oranları, Zekat Vermenin Zamanı Ve Şekli, Zekat Verilebilecek Yerler hakkında bilgi verdi.

Soykök'ün açıklaması şöyle:

"İslam’ın sosyal dayanışmayı, birlik ve beraberliği, huzur ve barışı temin eden en önemli ibadetlerinden birisi zekat ibadetidir. Gönüllere nezaket ve incelik kazandıran, insanları iyiliğe, erdeme ve güzel ahlaka yönelten bir mektep olarak Ramazan ayı, bizleri insafa, infaka, merhamete, adalete ve yardımlaşmaya davet eder. Bundan dolayıdır ki dinen Ramazan ile sınırlı olmasa da halkımız zekat ibadetini genellikle Ramazan ayında yerine getirmeyi tercih etmektedir. Halkımızın zekat duyarlılığını canlı tutmak ve İslam’ın bu önemli ibadetle ilgili temel ilkeleri hususunda insanımızı aydınlatmak amacıyla önemli gördüğüm birkaç hususu dile getirmek isterim. 

Fakirlik, bugün bütün dünya toplumlarının kurtulmaya çalıştığı sosyal bir problem hâline dönüşmüştür. Zekat İslam’ın zenginler ile fakirler arasında kurduğu bir kardeşlik köprüsüdür. 
Zekat’ın kelime anlamı; artma, çoğalma, temizlik, bereket gibi kavramları ifade eder. Dînî bir terim olarak, belirli bir servetin bir kısmının, zekat verilmesi dinen uygun görülen kişilere Allâh rızası için karşılıksız olarak verilmesi demektir. 
İslâm’ın beş temel esasından biri olan zekat, hicretin ikinci yılında Medîne’de farz kılınmıştır. Akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve hür Müslüman, temel ihtiyaçlarından fazla olarak nisap miktarı artma özelliği taşıyan mala sahip ve bu malını elde etmesinin üzerinden bir yıl geçmiş ise, zekat ile mükelleftir. Yüce Allah, “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin...” (Bakara, 2/43), Peygamberimiz (a.s.) ise, “İslâm beş esas üzerine kurulmuştur. Allâh’tan başka ilah bulunmadığına, Muhammed’in Allâh’ın Resulü olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak” buyurmuştur. (Buhari, İman,1.) 
Namaz, oruç gibi bedenî ibadetler, Allâh’ın ihsan ettiği hayat ve sıhhat gibi nimetlerin şükrü; zekat ve sadaka-i fıtır gibi mali ibadetler ise mal nimetinin şükrüdür. 
Zekat, Kur'ân ve hadislerde çok defa namazla birlikte zikredilmektedir. Bu da, zekatın dinimizdeki yerini ve namaz ile zekat arasındaki kuvvetli bağı göstermektedir. Kişinin Müslümanlığı ancak bu iki farzı yerine getirmekle olgunluğa erişir. Nitekim Yüce Allâh, hidayete ermenin ve ahirette müjdelenen mükafata nail olmanın namaz ve zekatla olacağına işaret etmiş, Kur'ân-ı Kerim’in, namazı kılan, zekatı veren ve ahirete kesin olarak inanan müminlere müjde ve hidayet rehberi olduğunu haber vererek bu ibadetin önemini ortaya koymuştur (Neml Suresi, 2-3). 
Zekat vermek, "muttakî" ve "muhsin" müminlerin vasıflarındandır. Kur'ân-ı Kerim’de kurtuluşa erecek müminlerin özellikleri sayılırken;
“Onlar zekat (verecek hale gelmek) için çalışan kimselerdir" buyurulmaktadır (Mü’minun Suresi, 1-4). 
Müminlerin vasıflarına işaret eden diğer bir ayette ise, “Sizin dostunuz ancak Allâh, Onun elçisi, namazını dosdoğru kılan, zekatını veren mümin kimselerdir...” buyurulmaktadır (Maide Suresi 55).
Buna karşılık Kur'ân’da müşriklerin vasıflarından birinin, zekat vermemek olduğu haber verilmektedir:
“Yazıklar olsun o müşriklere ki, onlar zekat vermezler ve ahireti de inkar ederler.” (Fussilet Suresi, 6-7).
Zekat, geçici olan malı, kalıcı yapmanın en güzel yoludur. Kişinin dünyada elde ettiği malların tamamı, ya harcanıp yok olacak veya mirasçılarına kalacaktır. Yalnız, Allâh yolunda harcadıkları zayi olmayacak; bu dünyada kalmayıp ebedî olacaktır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz, “İnsanoğlu ‘malım, malım’ der durur. Halbuki senin malın; sadece yiyip tükettiğin veya giyip eskittiğin, ya da sadaka olarak verip kalıcı yaptığındır” buyurmuştur. (Tirmizi, Tefsiru'l-Kur'an, 89. V, 447.)
Kur'ân-ı Kerim’de “Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, arıtıp yücelteceğin bir sadaka al ve onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah işitendir, bilendir” buyurulur (Tevbe Suresi, 103).
Bu ayeti kerimede zekâtın bir temizlenme, arınma ve yücelme aracı olarak ifade edilmesi iki boyutludur. 
    •    Öncelikle insanın, kendisine verilen rızkın/malın içerisinden, ihtiyaç sahiplerine verilmek üzere bulunan payı ayırarak hem malını temizleme ve arındırması hem de Allah’tan gelecek olan hayrı ve bereketi kendine doğru celp etmesidir. 
    •    İkincisi, vererek kendi benliğindeki cimrilik, bencillik gibi kötü hasletleri yok edip Yüce Allah’tan gelen hayır ve sevap cihetiyle manen olgunlaşmasıdır. Öyleyse Kur’ân-ı Kerim’de zekâta bu ismin verilmesi ondan umulan hayır, bereket, arınma, temizlenme ve manevi olgunlaşmadan dolayıdır. 
Zekat kişisel arınmaya vesile olmasının yanında, toplumsal arınmaya, sosyal bünyenin sağlıklı bir şekilde gelişmesine de hizmet eder. Toplum varlığının sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için, toplumsal denge ve barışın bir şekilde sağlanması; toplumu oluşturan bireyler arasında gerilime yol açabilecek etkenlerin giderilmesi gerekir. Bir toplumda zengin ve fakirlerin bulunması doğal olmakla birlikte, bunların birbirlerinin haklarını gözetmemesi ve bu durumun toplumda gerilim ve gerginlik sebebi olması doğal kabul edilemez. Bunun için, zengin ile fakir arasındaki ekonomik düzey farkının uçuruma dönüşmemesi, ayrıca gerilimin alınarak, kutuplaşma ve düşmanlık oluşmasının engellenmesi gerekir. Bu noktada zekatın son derece etkili olacağı açıktır.
Ancak ihtiyaçlar içinde kıvranan fakirin, ekonomik düzeyi yüksek kişileri, kendi dert ve sıkıntılarıyla ilgilenmeden refah içinde, zevk ve eğlenceyle hayatlarını geçirdiklerini görmesi, onları kıskanmasına yol açabilir. Bunun daha ileri boyutları ise, kin ve düşmanlığa kadar uzanabilir. 
Bu sebeple İslâm dini, servetin toplumun bir kesiminin elinde dolaşan bir saltanat olmasını istememektedir (Haşr Suresi, 9). Bu bağlamda zekat, serveti sadece zenginlerin ellerindeki bir güç olmaktan çıkarıp fakir ve muhtaçların da istifadesine sunmakta; zengin ile fakir arasında bir köprü oluşturmaktadır. Böyle olunca da, İslâm’daki sosyal dayanışmada önemli bir rol üstlenmektedir. İhtiyaç sahipleri, fakirler, miskinler, borçlular, yolda kalmışlar zekat vasıtasıyla gözetilmekte, adeta onlara sosyal güvenlik sağlanmaktadır. Bu ise, toplumun fakir kesimini kıskançlık ve kinden korumakta, sermaye düşmanlığını ortadan kaldırmaktadır. 
Diğer taraftan zekat, servetin atıl bekletilmeyip, iktisadî hayata katılmasını teşvik eder. Servetin iktisadî hayattan çekilip âtıl bekletilmesini hoş görmeyen yüce dinimiz, zekat vasıtasıyla bunun önüne geçmek, en azından bunun bir miktarıyla toplumu yararlandırmak istemiştir. Elde atıl tutulup yatırıma yönlendirilmeyen sermaye yıldan yıla zekat sebebiyle eriyecektir. Nitekim hadis kaynaklarımızda yer alan bir haber buna şöyle işaret etmektedir: “Yetimlerin mallarıyla ticaret yapınız ki, zekat onların malını yeyip bitirmesin” (Muvatta, Zekat, 6.)  
Bu nedenle, her yıl servetinin % 2,5 unu vermek zorunda olan zengin, malının eriyip yok olmasını engellemek için onu atıl olarak bekletmeyecek, iktisadi hayata katılacak ve servetini işletecektir. Bu da ekonomik hayata canlılık getirecek, toplumun refahına katkıda bulunacaktır.
Kur'ân-ı Kerim’de zenginin malında fakirin hakkının bulunduğu bildirilmektedir. “(Zenginlerin) mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı) mahrum olanlar için bir hak vardır” buyurulmaktadır (Zâriyât Suresi, 19).  Fakirler için ayrılan bu hakkın, malda kalması onu kirletmektedir.  Zenginin malındaki fakirin ve ihtiyaç sahiplerinin bu hakkı ayrılıp verilmedikçe mal temizlenmiş olmaz. 
Zekat malı başkasının hakkından temizlediği için onu bereketlendirir. Buna karşılık zekatının verilmemesi halinde, bereketi kaçar. 
Hz. Peygamber, bir hadislerinde, buna işaret ederek; “Her sabah iki melek yeryüzüne iner ve biri ‘Allah’ım, Senin yolunda harcayana, harcadığının yerine yenilerini ver!’, diğeri ise, ‘Allah’ım, cimrilik yapıp vermeyenlerin mallarını telef et’ diye dua eder” buyurmuştur. (Müslim, Zekat, 57.)
Kur'ân’da zekatın fakir ve muhtaçların bir hakkı olarak belirtilmesinin sonuçlarından biri de, zekat alanın rencide edilmesini, verenin de bundan dolayı övünme ve başa kakmasını engellemektir. Esasen Kur'ân, başa kakmanın yapılan hayrın boşa gitmesine sebep olacağını haber vermekte, güzel bir söz ve bağışlamanın, peşinden gönül kıran bir sadakadan daha hayırlı olduğunu bildirmektedir (Bakara Suresi, 263-4). 
 

Zekatla Mükellef Olma Şartları
Bir kişinin zekât vermekle mükellef olması için Müslüman, akıllı, ergenlik çağına erişmiş ve hür olması; borcundan ve temel ihtiyaçlarından fazla nisâp miktarı mala sahip olması gerekir. Buna göre, akıllı olmayan ve buluğ çağına erişmemiş olan kişiler, dinen mükellef olmadıklarından zekat ile sorumlu değillerdir. Fakat Şafii mezhebinde buluğa ermemiş olsa dahi zekat şartlarını taşıyan kişinin malından velisi zekat vermesi gerekir. 
Zekata Tabi Mallar ve Şartları
Zekâta tabî mallar Kur’ân-ı Kerim’de, altın ve gümüş, toprak mahsulleri, elde edilen kazançlar, madenler ve benzeri yer altı servetleri ve diğer mallar şeklinde belirlenmiştir (Tevbe Suresi, 34; En’am Suresi, 141; Bakara Suresi, 267; Tevbe Suresi 103; Zâriyât Suresi 19). 
Ancak diğer yükümlülüklerde olduğu gibi, zekatta da mükellefin durumu göz önünde bulundurularak, makul ve taşınabilir bir sorumluluk yüklendiği için, bu malların, temel ihtiyaçlarından fazla ve nisap miktarı olması gerekir. 
Kişinin normal bir şekilde yaşaması için zarûrî olan temel ihtiyaçları karşılayacak kadar mal, refah ve zenginlik meydana getirmez. Bu nedenle zekata tabi değildir. Nitekim Yüce Allâh, “Neyi infak edeceklerini sana soruyorlar, de ki, fazlayı, artanı...” buyurmaktadır (Bakara Suresi 219).
Zekattan muaf tutulan temel ihtiyaçlar (Havaic-i Asliye); insanın kendisinin ve bakmakla yükümlü bulunduğu kişilerin hayatını sağlıklı ve güvenli bir şekilde devam ettirebilmesi için vazgeçilmez olan şeylerdir. Genel olarak, barınma, ulaşım, ev eşyası, gıda, giysi, sanat ve mesleğe ait alet ve makineler, ilim için edinilen kitaplar, sağlık giderleri, elektrik, su, telefon gibi cari harcamalar ve benzeri şeyler, temel ihtiyaç içerisinde değerlendirilir. Esasen asli ihtiyaçlar, zaman, muhit ve durumun değişmesiyle değişir ve gelişir. Bu konuda, zekat mükellefinin temel ihtiyaçlarına itibar edilir. 
Bu ihtiyaçları karşılamak için ayrılan para da, temel ihtiyaç kapsamında değerlendirildiğinden, bu paralar zekata tabi değildir. Ancak barınma, işyeri ve ulaşım gibi temel ihtiyaçları karşılamak için gerek duyulan menkul veya gayrimenkulların mülkiyetine sahip olmak zorunlu değildir. Çünkü bu ihtiyaçlar, kira, iare veya başka bir yolla da karşılanabilir. Bu nedenle ev, araba, dükkan gibi menkul veya gayri menkulleri satın almak üzere biriktirilen paranın, bu şeyleri almak için kanalize edilmediği sürece zekatının verilmesi gerekir; buna karşılık sözlü yada yazılı taahhüde girilmiş ve başka bir şekilde bu ihtiyaçlar için kanalize edilmiş ise zekattan muaftır.  
Nisap ise, zekât, sadaka-i fıtır gibi ibadetlerle mükellef olmak için konulan asgarî zenginlik ölçüsüdür. Bu ölçü, Hz. Peygamber tarafından, o dönem İslâm toplumunun ortalama hayat standardı göz önünde bulundurularak belirlenmiştir. Hadislerde belirlenen nisap miktarları; 561 gr. Gümüş; 80,18 gr. altın; 40 koyun veya keçi, 30 sığır, 5 deve; 650 kg. tahıl şeklinde sıralanabilir.
Alacaklar da kişinin mal varlığından olduğu için, geri ödeneceği kesin olan alacakların, her yıl zekatının ödenmesi gerekir. Buna rağmen zekatı verilmemişse, tahsil edildikten sonra, geçmiş yıllara ait zekatları da ödenmelidir. Ancak inkar edilen veya geri alınma ihtimali olmayan alacakların her yıl zekatının verilmesi gerekmez. Şayet böyle bir alacak daha sonra ödenirse, alacaklı bu tarihten itibaren zekat mükellefi olur; geçmiş yıllar için zekat ödemez.
 

Zekat Oranları
Genel olarak malların zekâtı kırkta bir oranındadır. Ancak tarım ürünlerinde masraflı olup olmamasına göre yirmide bir veya onda bir oranındadır. Hayvanlarda ise özel olarak hayvanın cinsine göre ayrı ayrı belirlenmiştir.
Yüce Allâh, “O, çardaklı, çardaksız olarak bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı birbirine benzer ve birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşrünü) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez” buyurmaktadır (En'am Suresi, 141). Bu ayet, topraktan elde edilen her türlü ürünün zekatının verilmesi gerektiğini hükme bağlamaktadır.
Buna göre toprak mahsullerinin zekatının hesaplamasında, elde edilen hasılattan, sulama dışındaki ilaç, gübre, mazot gibi ürün için yapılan günümüz tarım şartlarının getirmiş olduğu ekstra masraflar çıkarılır. Geriye kalan ürün 650 kg.’dan fazla ise, tabiî yollarla sulanan arazîden elde edilen üründe 1/10; kova, tulumba, su motoru vb. usullerle masraf veya emekle sulanan arazîden elde edilen üründe ise 1/20 oranında zekat verilir.
 

Zekat Vermenin Zamanı Ve Şekli
Zekatın, farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Zekat vermenin belli bir ayı olmadığı gibi, Ramazanı beklemeye de gerek yoktur. Ancak, zekat vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekatlarını vermeleri uygun olur. Nitekim Kur'ân’da, “Herhangi birinize ölüm gelip de, ‘Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!’ demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allâh yolunda harcayın” buyurulmaktadır (Münâfikûn Suresi, 10). 
Ayrıca ibadetlerin hemen yerine getirilmesi, İslâm’da genel bir prensip ve tavsiye edilen bir husustur. Çünkü yüce Allâh, “hayırlı işlerde yarışınız” buyurmaktadır (Bakara Suresi, 148). 
Zekatın, kişinin kendinin beğenmediği veya eskiyip atılacak hale gelen eşyadan olmaması; kendisinin beğendiği, hoşlandığı şeylerden olması gerekir. Nitekim Kur'ân’da; “Ey İman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allâh yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, Allâh zengindir, övülmeye layık olandır” (Bakara Suresi, 267). “Sevdiğiniz şeylerden Allâh yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz” buyurulmaktadır (Al-i İmran Suresi, 92).
 

Zekat Verilebilecek Yerler
Zekatın kimlere verilebileceği Kur'ân-ı Kerim'in şu âyetinde bildirilmiştir: “Sadakalar (zekatlar), Allâh’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekat toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğe kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allâh yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allâh hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” buyurulmaktadır (Tevbe Suresi, 60). 
Zekatın, bu ayette sayılanlar dışında kalan kişi ve kuruluşlara verilmesi caiz değildir. Ancak aldıkları zekat ve fitreleri bir fonda toplayıp bunu, âyette belirtilen yerlere sarf ettikleri bilinen ve kendilerine her bakımdan güvenilen kimseler eliyle yönetilen Türkiye Diyanet Vakfı gibi, kurum ve yardımlaşma fonlarına zekat ve fitre verilmesinde dinen bir sakınca yoktur. 
Ayrıca, zekat alma şartlarını taşısa bile; a)ana, baba, büyük ana ve büyük babalara, b) Oğul, oğlun çocukları, kız, kızın çocukları ve bunlardan doğan çocuklara, c) Müslüman olmayanlara zekat verilmez, d) karı-koca da birbirlerine zekat veremez.

İl müftülüğümüz ve ilçe müftülüklerimiz olarak vatandaşlarımızın zekât ibadetlerini noksansız ve huzurlu bir şekilde ifa edebilmeleri için gerekli rehberliği sunmaya hazırız. Ayrıca Türkiye Diyanet Vakfı şubeleri olarak inancımızın ilkelerine ve zekât ibadetinin hükümlerine tam bir bağlılık ve büyük bir titizlik içinde hizmet üretmeye devam ediyoruz. Türkiye Diyanet Vakfımıza emanet edilen zekâtları dinen verilmesi uygun olan yerlere ulaştırıyoruz, bunu bağışçıya şeffaf bir şekilde göstermek suretiyle vatandaşlarımızın kalben mutmain ve müsterih olmalarını da sağlıyoruz. 
Ayrıca her türlü siyasi, ideolojik görüşün üstünde, hiçbir mezhep-meşrep ayrımı yapmadan bütün topluma hizmet götürme gayretindeyiz. İslam’ın inanç, ibadet, muamelat ve ahlak ilkelerini/hükümlerini en doğru ve en etkili şekilde insanımıza öğretmekle mükellefiz. Bu bakımdan insanlığın zor süreçlerden geçtiği, dünya nüfusunun yarısının yoksulluk içinde yaşadığı günümüzde dinimizin ilkeleri arasında öne çıkarılması gereken bir konu varsa onun da zekât olması gerektiği aşikârdır. Bu meyanda, milletimizin zekât vermek için gerçek muhtaçları ve güvenilir kurumları aradığı bir dönemde zekât ibadetinin anlatılması ve izah edilmesi oldukça önem arz etmektedir. 
Türkiye Diyanet Vakfımız hâlihazırda zekât verilebilecek en güvenilir kurumlardan birisidir. 
Bu gerçeğin halkımıza sizler vasıtasıyla anlatılması oldukça önem arz etmektedir. Zira ülkemiz, yakın tarihte kurban ve zekât gibi kavramları istismar eden grupların açık ihanetine şahit olmuştur. Bu sebeple ülkemizin zekât potansiyelinin yurt içinde ve yurt dışındaki Müslüman kardeşlerimize ulaştırılmasında görev üstlenmek, bu güzide kurumun mensupları için vazgeçilmez bir sorumluluktur. Geçtiğimiz sene yani 2020 yılında Manisa genelinde Türkiye Diyanet Vakfı olarak 6000 adet gıda kolisi yardımı, 500.000 TL nakdi yardım toplam 11000 kişiye yardım yapılmıştır. Ayrıca 2000 öğrenciye de eğitim yardımında bulunulmuştur. Bu yıl hayırsever vatandaşlarımızın destekleri ile bu rakamları en az ikiye katlayacağımızı ümit ediyorum. Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Kollarımız ve farklı mahallelerde tespit ettiğimiz fedakar din görevlisi arkadaşlarımız yoğun bir şekilde her gün aile ziyaretleri gerçekleştiriyor, zekat başta olmak üzere nakdi ve ayni yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor. 


Manisa’da Türkiye Diyanet Vakfı Aşevi’miz hizmete girecek
Ekonomik yoksulluk içinde olup da düzenli ve sağlıklı beslenme sorunu yaşayan, evinde mutfak donanımı olmayan, evinde kendi yemeğini pişirmesini engelleyici sağlık sorunları bulunan ihtiyaç sahibi, engelli ve kimsesiz bireyler ile üniversite öğrencilerine yemek hizmeti vermek üzere Şehzadeler Belediyesi ile işbirliği içerisinde bir aşevi açmak için çalışmalarda son aşamaya gelindi. Manisalı Hayırseverlerimize bu müjdeyi de sizler aracılığıyla vermek isterim. Kuracağımız bu aşevi Manisamızda güzel bir iyilik kapısı olacaktır. 
Bu duygu ve düşüncelerle Ramazanın rahmet ve bereketinden en azami derecede istifade etmemizi, paylaşma ayı ramazanın infaklarımız ve cömertliklerimizle daha da bereketli hale gelmesini, hayır ve iyiliklerimizin hastalıklara şifa dertlere, bela ve musibetlere kalkan olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim."
 

Yorumlar (1)
45,5 2 hafta önce
Değerli müftümuz biraz da kul hakkı hakkında birşeyler diyeydi keşke. Kul hakkı önemli burası çok önemli kul hakkı yemeyin yiyene de haram zehir zıkkım olsun. Başımıza ne geliyorsa hep kul hakkı yemekten geliyor. Rabbim bizleri kul hakkı yiyenlerden eylemesin... Amin
25
açık