banner299

banner298

Manisa'dan ‘Pandemi döneminde öğrenme kaybı’ raporu açıklaması

banner297

Memur-Sen Manisa İl Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Manisa Şube Başkanı Mesut Öner, Eğitim-Bir-Sen Genel Merkezi tarafından hazırlanan ‘Pandemi döneminde öğrenme kaybı’ Raporu’nu kamuoyu ile paylaştı. Raporda, salgın sürecinin eğitimdeki eşitsizlikleri daha da artırdığı tespit edildiği vurgulandı.

Manisa 22.04.2021, 11:32 22.04.2021, 11:55
Manisa'dan ‘Pandemi döneminde öğrenme kaybı’ raporu açıklaması
banner388

Memur-Sen Manisa İl Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Manisa Şube Başkanı Mesut Öner, Eğitim-Bir-Sen Genel Merkezi tarafından hazırlanan ‘Pandemi döneminde öğrenme kaybı’ raporunu kamuoyu ile paylaştı. Raporda, salgın sürecinin eğitimdeki eşitsizlikleri daha da artırdığı tespit edildi.

‘Pandemi döneminde öğrenme kaybı’ Raporuyla, salgın sürecinde eğitimin ayrıntılı bir fotoğrafını çektiklerini dile getiren Öner, “Salgın sürecinde eşitsizlikler daha da derinleşmiş, sosyo-ekonomik düzeye göre öğrenciler arasındaki farklılık daha da artmıştır. Her öğrenciye kaliteli eğitim sunmak ve eşitsizlikleri azaltmak için paydaşların katılımıyla köklü, kalıcı ve etkin bir reform programı geliştirilmelidir.” dedi.

Pandemi ilan edilmesinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen korona virüs salgınının ekonomiden çalışma hayatına, sağlıktan eğitime hayatın bütün alanlarını olumsuz etkilemeye devam ettiğini kaydeden Öner, “Sendika olarak, salgın sürecinde ortaya çıkan öğrenme kayıplarına dikkat çekmek amacıyla ‘Pandemi döneminde öğrenme kaybı, tespit ve öneriler’ başlıklı raporu hazırladık. 16 sorudan oluşan veri toplama aracı, Türkiye genelinde online anket tekniği ile (İBBS) Düzey 1 bölgesinde devlet okulunda çalışan 14 bin 943 öğretmene uygulandı, 6 soru öğretmenlerin profilini, 10 soru ise salgın sürecinde verilen uzaktan eğitimde öğretmenlerin müfredatı takip etme, öğrencilerin öğrenme kayıpları düzeyi ile öğrenme kayıplarını telafi etmek için neler yapılması gerektiğini kapsıyor. Öğrencilerin üçte ikisi canlı dersleri takip edememiş, dersleri takip edenlerin üçte ikisi ise cep telefonuyla dersleri takip edebilmiş. Türkiye’de uzaktan eğitim sürecinde teknolojik imkânları yetersiz olduğu için öğrencilerin derslere bağlanamadı ya da dersleri takip edemedi. Türkiye İstatistik Kurumu 2020 verilerine göre hanelerin yüzde 16,7’sinde masaüstü bilgisayar, yüzde 36,4’ünde taşınabilir bilgisayar, yüzde 22,4’ünde ise tablet bilgisayar bulunmaktadır. Bu dijital araçların aynı evde olma oranlarının yüksek olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca, çocukların ve ailelerinin dijital araçları eğitim süreçlerinde nasıl kullanacağına ilişkin çocukların evdeki çalışma ortamları, ailelerin çocuklarının derslerine ilgisi; eğitim kurumlarının ve öğretmenlerin uzaktan eğitim konusunda ne derecede donanımlı, buna ne kadar alışık oldukları ve öğretmenlerin ne kadar hazırlıklı, online öğretimle ne derecede meşgul oldukları da oldukça önem arz etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre öğrencilerin üçte ikisi canlı dersleri takip edememiş, dersleri takip edenlerin üçte ikisi ise cep telefonuyla dersleri takip edebilmiştir. Dersleri yeterince takip edemeyen çocukların okulla bağları azalmakta ve ciddi bir öğrenme kaybı yaşanmaktadır. Öğrencilerin öğrenme kayıplarının düzeyinin tespit edilmesi ve öğrenme kaybını telafi etmek için gerekli çalışmaların yapılması gerekmektedir.” dedi.

Sağlanan destekler yetersiz

Avrupa ve ABD’de eğitimle ilgili tüm imkanların seferber edildiğini kaydeden Öner, “Türkiye’nin, bu süreçte, TRT ile iş birliği yaparak uzaktan eğitim materyalleri hazırlamış, Mobil EBA Destek noktası uygulamasını hayata geçirmiş, 500 bin tablet dağıtımını gerçekleştirmiş, GSM operatörleriyle iş birliği yaparak öğrencilere ücretsiz 8 GB’ye kadar internet erişimi sağlamıştır. Ancak sağlanan bu destekler yetersizdir. Okulların kapalı olduğu dönemde öğretmenlerin yüzde 52’si her gün ders yaptığını, yüzde 31’i haftada birkaç gün ders yaptığını, yüzde 5’i haftada bir gün ve yüzde 3’ü birkaç haftada bir gün ders yaptığını, yüzde 9’u ise canlı ders yapmadığını ifade etmiştir. Eylül 2020’de yaptığımız ‘Pandemi sürecinde okulları güvenle açmak: öğretmen ve veli araştırması’ Raporu’na göre canlı ders yapma oranının önemli ölçüde arttığı, hiç ders yapmayan öğretmen oranının ise azaldığı görülmektedir. Canlı ders yapan öğretmenlerin yüzde 6’sı öğrencilerin tamamının canlı derslere katıldığını, yüzde 39’u yarıdan fazlasının katıldığını, yüzde 17’si yarısının katıldığını, yüzde 38’i ise yarısından azının canlı derslere katıldığını belirtmiştir. Eylül 2020’de yaptığımız araştırma ile kıyaslandığında güz döneminde derslere katılım oranı geçen yıl mart-haziran ayına göre daha yüksektir. Bu artışa rağmen, hâlâ önemli oranda öğrencinin canlı derslere katılmadığı görülmektedir. Canlı ders yapan öğretmenlerin yüzde 7’si canlı derslere katılamayan öğrencilerin öğrenme açığını kapatmak için ek canlı ders yaptığını, yüzde 20’si ödev verdiğini, yüzde 60’ı derslerle ilgili doküman gönderdiğini, yüzde 9’u bu konuda bir şey yapmadığını ifade etmiştir. Eylül 2020’deki araştırma verilerimizle kıyaslandığında ek canlı ders yapma oranı güz döneminde mart-haziran dönemine göre daha yüksektir.” diye konuştu.

“Öğrenciler teknolojiye erişimde güçlük çekmektedir”

Öğrencilerin teknolojiye erişimde güçlük çektiğini vurgulayan Öner, “Katılımcıları Yüzde 74’ü öğrencilerin teknolojiye erişim güçlüğü olduğunu, yüzde 47’si evden çalışmanın getirdiği stres ve iş yükünü, yüzde 46’sı evde kaliteli internet hizmeti eksikliğini, yüzde 41’i teknik cihaz eksikliğini (dersler için web cam, bilgisayar vb.), yüzde 40’ı canlı ders platformu altyapısının yetersizliğini, yüzde 39’u öğrencinin dijital okuryazarlığının yetersizliğini, yüzde 38’i müfredatı uzaktan eğitime adapte etmeyi, yüzde 34’ü dönüt vermeyi, yüzde 29’u uzaktan öğrenme için öğretim materyali hazırlamayı, yüzde 20’si uzaktan eğitim ile ilgili yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamayı ifade etmiştir. Öğretmenlerin yaklaşık dörtte biri yüzde 90’dan daha fazla oranda öğrencinin derslere katıldığını, her üç öğretmenden biri yüzde 50 ve üzeri öğrencisinin herhangi bir uzaktan öğretim etkinliğine katılmadığını kaydetmiştir. Öğrencilerinin yüzde 70’inden fazlasının herhangi bir uzaktan öğretim etkinliğine katılmadığını ifade edenlerin oranı ise yüzde 15’tir. Katılımcı öğretmenlere göre öğrencilerin dersleri düzenli takip etmemesinin nedenleri şu şekildedir: Öğrencilerin uzaktan eğitim sürecinin uzaması sebebiyle ciddi motivasyon kaybı içinde olması (yüzde 57,5), ebeveynlerinin çocuklara dijital öğrenme ortamında yardımcı olamaması (yüzde 44,6), ailelerin çocuklara yeterince destek olmaması (yüzde 40,2), sınav ya da not gibi ölçme değerlendirmenin yapılmaması (yüzde 38,0), öğrencilerin akranlarından uzak olmasıyla sosyal ve psikolojik olarak olumsuz etkilenmesi (yüzde 36,6), ailesinin çalışması sebebiyle destek eksikliği (yüzde 29,9), sessiz çalışma ve öğrenme ortamının olmaması (yüzde 26,7). Bu veriler, ailelerin teknolojik, fiziki ve sosyo-kültürel imkânlarının çocukların uzaktan eğitime erişmelerinin üzerindeki en temel unsur olduğunu ortaya koymaktadır.” ifadelerini kullandı.

“Öğrenme kayıplarının telafisi için iyi bir planlama yapılmalıdır”

Öğretmenlerin yüzde 47,8’inin öğrenme kayıplarını telafi etmek için 2021-2022 öğretim yılında ihtiyacı olan öğrencilere telafi eğitimleri düzenlenmesi gerektiğini, yüzde 19,2’sinin haziran-temmuz aylarında ihtiyacı olan öğrencilere yüz yüze telafi eğitimi verilmesi gerektiğini, yüzde 12,1’inin ise ağustos-eylül aylarında ihtiyacı olan öğrencilere yüz yüze telafi eğitimi verilmesi gerektiğini belirttiğini dile getiren Öner, “Öğretmenlerin yüzde 7,7’si online ek dersler ile telafi eğitimlerinin yapılması gerektiğini, yüzde 10’u öğrenme kayıplarını gidermek için bir şey yapılmasına gerek olmadığını ifade etmiştir. Katılımcılar, en yüksek düzeyde öğrenme kaybının ilkokul 1. sınıf (yüzde 69,1), lise 4. sınıf (yüzde 43,9) ve ortaokul 4. sınıf (yüzde 43) öğrencilerinde yaşandığını belirtmiştir. Katılımcılar, en az düzeyde öğrenme kaybı yaşayan sınıf düzeylerini ise ilkokul 3. sınıf (yüzde 15,8), ortaokul 2. sınıf (yüzde 18,5), lise 2. sınıf (yüzde 20,2) ve ortaokul 3. sınıf (yüzde 20,4) olarak tanımlamıştır. Eylül-Ekim aylarında ilkokul 1. sınıflar, daha sonra diğer ilkokul sınıf düzeyleri ile 8 ve 12. sınıf düzeyleri kısa süreli yüz yüze eğitim yapmış, ortaokul ve lise düzeyindeki diğer ara sınıflar ise uzaktan eğitim yapmıştır. Bu husus dikkate alındığında katılımcıların neredeyse bir yıldır yüz yüze eğitime hiç katılmamış olan ara sınıfları en az düzeyde öğrenme kaybı yaşayan sınıflar olarak tanımlanması dikkat çekicidir. Ayrıca, cinsiyet, okulun bulunduğu yer, mesleki tecrübe, çalışılan okul türü ve bölgelere göre öğretmenlere yöneltilen sorulara verilen cevaplarda; kadın öğretmenler erkek öğretmenlere göre, büyükşehir/şehir merkezinde çalışan öğretmenler ilçe merkezi ile köy/kasaba/belde/kırsal alanda çalışan öğretmenlere göre, 15 yıldan az tecrübeye sahip öğretmenler 16 yıl ve üzeri tecrübeye sahip olan öğretmenlere göre, sınıf öğretmeni, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, İngilizce, Matematik, Türkçe gibi branşlar diğer branş öğretmenlerine göre, İstanbul ve Batı Anadolu’da çalışan öğretmenler diğer bölgelerde çalışan öğretmenlere göre çok daha yüksek oranda her gün ve haftada birkaç gün ders yaptıklarını ve çok daha düşük oranda hiç ders yapmadıklarını, çok daha yüksek oranda öğrencilerin tümü ya da yarıdan fazlasının derslere katıldığını, çok daha yüksek oranda farklı yöntemlerle öğrenme açığını kapatmaya yönelik ek çalışmalar yaptıklarını, çok daha yüksek düzeyde müfredatı başarı ile tamamladığını, çok daha yüksek düzeyde müfredattaki kazanımları büyük oranda verdiklerini ifade etmiştir.” dedi.

Sorunlar için öneriler de paylaşıldı

Mesut Öner, raporda yer alan önerilerden bir kısmını şöyle sıraladı: “Çocukların fiziki ve zihinsel olarak daha sağlıklı ve refah içinde büyümelerini sağlamak için, akranları ile birlikte okul ve sınıf ortamında olmaları önemlidir. Bunun için gerekli tüm sağlık ve güvenlik önlemleri alınmalı ve en temel politik öncelik olarak okulların yüz yüze eğitime devam etmesi sağlanmalıdır. Öğretmenleri ve diğer okul personelini aşılamak, okulları güvenli bir şekilde açmak için önemlidir. Eğitim çalışanlarını öncelikli olarak aşılamanın enfeksiyon riskini sadece onlar için değil, toplumun tüm kesimleri için azaltacağı da dikkate alınmalıdır. Eğitim çalışanlarının bir an önce aşılanması, yüz yüze eğitimin yeniden normalleşmesinin yanı sıra, bir yıldır okuldan uzak kalan öğrencilerimizin en çok ihtiyaç duydukları eğitimin sosyalleştirme işlevinin geri dönüşüne en fazla katkıda bulunacak kritik bir karar olacaktır. Okulları açmak ve okulların açık kalmasını sağlamak, öğrencilerin daha fazla kayıp yaşamasını önler. Ortada bir yılını kaybetmiş milyonlarca öğrencinin olduğu dikkate alındığında öğrenme kaybıyla mücadele için günü kurtarmak yerine, proaktif ve etkin stratejiler geliştirilmelidir. Öğrencilerin öğrenme kaybını gidermek için elimizde sihirli bir değnek bulunmamaktadır. Bunun yerine, iyi bir planlamaya, yoğun çalışmaya ve motivasyona ihtiyaç vardır. Öğrenme kaybını tespit çalışmalarına ivedilikle başlanmalıdır. Öğrenme kaybını gidermek için millî bir seferberlik başlatılmalıdır. Öncelikle öğrencilerin öğrenme kaybı düzeyi en kısa sürede tespit edilmelidir. Tüm öğrencilere yönelik yapılacak öğrenme kaybını tespit etme çalışmaları, telafi eğitim programlarının içeriği, süresi, uygulaması ve yöntemi gibi birçok kritik husus ile ilgili temel verileri sunacaktır. Öğrenme kaybını tespit etme çalışmalarının en kısa sürede başlaması bir zorunluluktur. Öğretmenlerin büyük çoğunluğu farklı zaman dilimini ve yöntemini önerse de öğrencilerin öğrenme kayıplarını telafi etmek için bir çalışma yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Farklı ülkelerde öğrenme kayıplarını gidermek için yapılan uygulamalar dikkate alınarak, online telafi eğitimi programı bir an önce başlatılmalıdır. Bilgi, beceri ve öğrenme kaybı düzeyi göz önünde bulundurularak, okul, ilçe hatta şehir olarak benzer düzeyde olanların katılacağı telafi programları düzenlenmelidir. Benzer bir yöntem ile benzer bilgi, beceri ve öğrenme kaybı düzeyine sahip öğrencilerin aynı okulda ya da yakın okullarda telafi programlarına katılması sağlanmalıdır. Öğrenme kaybı yaşayan öğrencilerin mevcut müfredatı takip etmesi makul değildir. Telafi uygulamasında olmazsa olmaz temel kazanımları içeren bir müfredat planlaması yapılmalıdır. Salgın sürecinde eşitsizlikler daha da derinleşmiş, sosyo-ekonomik düzeye göre öğrenciler arasındaki farklılık daha da artmıştır. Her öğrenciye kaliteli eğitim sunmak ve eşitsizlikleri azaltmak için paydaşların katılımıyla köklü, kalıcı ve etkin bir reform programı geliştirilmelidir.”

Yorumlar (0)
14
açık