Selçuk Özdağ ''Gülen’in Siyasi Bağlarını Görmezlikten Gelemeyiz''

AK Parti Manisa Milletvekili ve 15 Temmuz Darbe Girişimi Meclis Araştırma Komisyonu Başkanvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, Fethullahçı Terör Örgütü’nü çözmek ve darbe girişimine bir daha cesaret edilmemek üzere dur denmesi için 6 sihirli kelimeye ihtiyaç olunduğunu belirtti. Özdağ, “Bu olmazsa olmazlar; Cumhuriyet ve demokrasi, adalet ve hukuk, liyakat ve ehliyet. Eğer bu 6 sihirli kelimeye Meclis Araştırma Komisyonu olarak en azından bir noktada küçük bir meşale yakabilirsek, küçük bir mum olabilirsek bu noktada Türkiye’nin geleceği noktasında da faydalı olur diye düşünüyorum” dedi.

Selçuk Özdağ ''Gülen’in Siyasi Bağlarını Görmezlikten Gelemeyiz''

Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tarafından 15 Temmuz gecesi gerçekleştirilen Darbe Girişimi ve örgütün 40 yılını araştırmak üzere kurulan Meclis Araştırma Komisyonu toplantılarına devam ediyor. Toplantıda Komisyon üyelerine yönelik konuşma yapan AK Parti Manisa Milletvekili ve 15 Temmuz Darbe Girişimi Meclis Araştırma Komisyonu Başkanvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, Fethullahçı Terör Örgütü’nü çözmek ve darbe girişimine bir daha cesaret edilmemek üzere dur denmesi için 6 sihirli kelimeye ihtiyaç olunduğunu belirterek bazı isimlerin davet edilerek dinlenilmesini istedi. Eski Başbakanlar Mesut Yılmaz, Tansu Çiller; merhum işadamları İshak Alaton ve Üzeyir Garih'in aileleri; eski siyasetçi Kasım Gülek'in ailesi, Rahşan Ecevit, CHP’li eski Milletvekili Birgün Ayman Güler, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gülten Kışanak'ın dinlenmesini talep eden Özdağ, “İslam itikatta birlik ister, fikirde birlik istemez. Fikirlerimiz farklı farklı olmalıdır; olsun zaten demokrasi, farklı fikirleri bir arada yaşatma sanatının adıdır. Farklı fikirleri birlikte yaşatacağız. Eğer biz bu darbeyi “Şu dönemden başlayalım.”, “Bu dönemden başlayalım.” diyerek yorumlarsak doğru yapmayız. Bu dönemden de başlayalım, o dönemden de başlayalım çünkü yarın belki bazı insanlara emrihak vaki olabilir, ölebilirler. Tüm bu insanları hem davet edip dinleyelim, hem de daha şeffaf bir şekilde çalışarak nihai noktaya ulaşalım” diye konuştu.
 
FETÖ’NÜN  TÜRKİYE’DE ÜÇ KIRILMA NOKTASI VAR
 
Fethullahçı Terör Örgütü’nü çözmek için Türkiye tarihinde üç kırılma noktasına özellikle dikkat edilmesi gerektiğini belirten Özdağ, “Fethullah Gülen bilindiği üzere 1971 yılında Vaizliğe başlıyor. Önce Edirne daha sonra da İzmir’e bir geçiş yaşanıyor. Bu geçişten sonra Bediüzzaman Saidi Nursi’nin talebeleriyle bir tartışma ve ardından da yol ayrımı yaşanıyor. Öncelikle bu nedenle Bediüzzaman’ın hayatta yaşayan talebeleri varsa bu insanlarla, neden Fetullah Gülen’le dövüştünüz, Fetullah Gülen’le neden yol ayrımına girdiniz, bunları sormamız gerektiğini düşünüyorum veya onları bilenler, hâlâ hayatta olan yazar-çizer takımı varsa bunları dinlememiz gerektiğini. Birinci yol ayrımı burası. İkinci yol ayrımı ise 1980 darbesi. Türkiye’de 2 milyon kişinin yargılandığı, 50 kişinin asıldığı, benim de yedi yıl cezaevinde yattığım, yaklaşık bir yıl hücrede yaşadığım, 68 gün işkence gördüğüm bir dönem. Sağıyla soluyla çok değerli insanlar. Türkiye’nin elli yılda yetiştirebileceği aydınıyla sokakta genciyle çok ciddi şekilde heder edildiği dönemde Fethullah Gülen yakalandı. Ben de cezaevindeydim. Fethullah Gülen Isparta’da yakalandığı zaman serbest bırakıldı. Kim bıraktı? İşte burada da bu arşivlere ulaşmamız gerekiyor. Herkes “Özal bıraktı.” Dedi. Özal o zaman müsteşardı. Bir müsteşarın güce yetmezdi. Darbe olmuş, darbenin olduğu yerde Fethullah Gülen’i serbest bırakacak bir müsteşarı düşünmek mümkün değil. Buraya da dönüp bakmamız gerekiyor bunu araştırırken? 1980 darbesinde Fethullah Gülen’i Isparta emniyetinden kim arka kapıdan bıraktı? Bununla ilgili de bir düşünme yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Ardından Fethullah Gülen, bu darbeden sonra bir süre kaçak hayatı yaşadı, saklandı, 163’üncü maddeden kendisi hakkında davalar açıldı, daha sonra ise çok hızlı bir şekilde Türkiye’de bir yandan vaizlikler vermeye başladı, Bir insan konuşuyordu. Ben de Manisa’da 1976 yılında kendisini dinlemiştim, Bu cemaatin bir görünen kısmı vardı, bir de sonradan gördüğümüz veya görenlerin bildikleri kadar görünmeyen kısmı vardı. Görünen kısmı buz dağının görünen kısmı gibiydi, azdı. Orasıyla bir noktada illüzyon yapıyorlardı, bir noktada bizi de etkiliyorlardı. 1999’da bir kırılma noktası daha Türkiye’de, üçüncü kırılma noktası, Fetullah Gülen’in araştıracağımız. Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslimi Amerika Birleşik Devletleri tarafından, ardından da Sayın Ecevit’in söylemiş olduğu gibi “Kim teslim etti bunu? Bunların neden teslim ettiklerini hâlâ anlayabilmiş değilim.” dediği cümle ve ardından Fetullah Gülen’in de Amerika’ya göçü, yolculuğu başladı. Amerika’ya kim götürdü, nasıl gitti? Burayı da araştırmamız gerekiyor, bu da çok önemli kırılma noktalarından bir tanesi” şeklinde konuştu.
 
GÜLEN’İN SİYASİ BAĞLARINI GÖRMEZLİKTEN GELEMEYİZ
 
Fethullah Gülen’in siyasilerle diyaloglarını sağlam tutan bir kişi olarak dikkat çektiğini de belirten Özdağ, “Bu siyasilerle diyalogda rahmetli Türkeş’ten Ecevit’e kadar, Ecevit’ten Muhsin Yazıcıoğlu’na kadar, Muhsin Yazıcıoğlu’ndan Kasım Gülek’e kadar ki Cumhuriyet Halk Partisinin bence en önemli siyasi figürlerinden bir tanesidir. Yine siyasi figürlere baktığımız zaman Özal’dan Demirel’e, Demirel’den bütün siyasi parti liderlerine kadar, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Abdullah Gül’e, o günkü Sayın Çiller’e, Mesut Yılmaz’a kadar bu insanlarla bu şahıs teşrikimesaide bulunmuş. Takiyeci bir yapıyla karşı karşıyaydı Türkiye. O dönemde yapmış oldukları güzel şeyleri alkışladık, okullar. Yıllarca egemen güçler veya Batı dünyası İslam dünyasında kolejler açtılar, mezhepler açtılar; Katolikler, Protestanlar, Kalvenler Afrika’da okullar açtılar, Türkiye’de okullar açtılar. Cumhuriyet kurulmadan önce Türkiye’de 428 okulu vardı Almanların, Fransızların, İngilizlerin ve Amerikalıların. Devlet eliyle bunu o dönemde yapamamıştık. Devletimiz çok zor şartlarda kuruldu. Bir cemaat çıkmış, adına hizmet deniyor. Önce ibadet, bir vaiz, ardından ibadet, ardından hizmet, ardından cemaat. Bu cemaat kimsenin yapamadığını Afrika’da, Orta Asya’da, Ön Asya’da… 1991’de Türk cumhuriyetleri bağımsızlığını kazandıktan sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin yıkılmasından müteakiben ardından buralarda okullar açan bir yapı. Herkesin alkışladığı ve yurt dışına giden herkesin, milletvekilinden siyasetçisine kadar, sağcısından solcusuna kadar -gitmeyenleri tenzih ederim veya buralara soğuk bakanları tenzih ederim- herkesin alkışladığı, kimilerinin gıpta ettiği, kimilerinin kıskandığı, kimilerinin de “Keşke biz de bunları yapabilsek.” dediği bir yapıyla karşı karşıya kaldık” ifadesinde bulundu.
 
MGK TARAFINDAN 2004 YILINDA TERÖR LİSTESİNDEYDİ
 
FETÖ/PDY’nin Millî Güvenlik Kurulunca 2004 yılında terör örgütleri listesine konulduğuna dikkat çeken AK Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, yapının öncelikle 2011 yılından sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la kavgaya başladığını vurguladı. Özdağ, “O dönemde AK Parti iktidarı olarak bu yapıya karşı dikkatli olunması gerektiğini söylemiştik. Ben bu cemaatle Manisa’da milletvekili olduktan sonra daha yakın bir teşrikimesaiye girdim çünkü 2011 yılındaki seçimlerde AK Parti’yi desteklediler Manisa’da. 2010 referandumunda da “Evet” kampanyası yürüttüler, güçlü bir “Evet”çi kampanyası yürüttüler. Hatta “Ölüleri mezardan çıkartıp bunları getirmemiz gerekir.” diye söylemişlerdi. 2011 yılında bunlara şunu söyledim, Manisa’da bunları çağırdım, dedim ki: “Siz hizmetinize ahlak noktasında, eğitim noktasında devam edin, tarihe not düşün. Cemaatler kendilerini severler, bütün cemaatlerde aynı özellik vardır. Başkalarını sevme istidadı gösteren cemaatler medeniyet olurlar, Selçuklu gibi, Osmanlı gibi. Siz de bu istidadı görüyorum ama aynı zamanda da görmüyorum. Görmüyorum çünkü siz bulunduğunuz yerde sadece kendinize yaşam hakkı tanıyorsunuz; solculara, Alevilere, Ülkücülere, Millî Görüşçülere, kimseye yaşam hakkı tanımıyorsunuz.” “Herkes bizim gibi olsun. Herkes bir gün Nurcu olacak (Fetullahçı olacak), herkes bir gün Türkiye’de bizim olacak.” dediler. “Yanılıyorsunuz.” dedim. “Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la, iktidarla dövüşmeyin, darbecilere benzemeyin, vesayetçiliğe soyunmayın. Bu devlet 18 yaşındadır, her zaman 18’dir. On yıl, yirmi yıl, otuz yıl sonra hep 18 yaşında olacak ve kendisine yapılanların yavaş da yürüse kaplumbağa gibi bir gün hesabını sorar; sizi bir yılda bitirir, sizi iki yılda bitirir.” İzmir’de de yaptım aynısını. Milletvekili olup buraya geldikten sonra da bunların tüm gazetecilerini çağırdım, buna Ekrem Dumanlı dâhil, Mustafa Ünal dâhil hepsine aynı sözlerimi söyledim” diye konuştu.
 
DİYANET İŞLERİNİ DAHA GÜÇLÜ HALE GETİRMELİYİZ
 
Vatan Gazetesine o dönemde “Türkiye’de cemaat hırslarının kurbanı olacak” şeklinde özel demeç verdiğini belirten Özdağ, “Türkiye’de cemaatlerin Türkiye’yi yönetme gibi bir meselelerinin olmaması gerektiğini hatırlatmamız icap ediyor. Cemaatler siyasallaşmayacaklar, tarikatlar da cemaatleşmeyecekler. Bunun panzehri de Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığını da çok güçlü hâle getirebilmektir, asıl mesele bunu yapabilmektir. Herkesin olduğu bir Diyanet İşleri Başkanlığı ve aynı zamanda devletimizin de, Hükûmetimizin de veya hükûmetlerin de bütün cemaatlere eşit mesafede durabileceğini, devletin hiçbir kaynağını gayrimeşru olarak sağlamayacağını, takdim etmeyeceğini, birine sağlarsanız bir diğerine karşı haksızlık yapabileceğinizi düşünerek burada bütün cemaatlere veya siyasi teşekküllere, sivil toplum kuruluşlarına özgürlüklerin alanını açma noktasında sadece devletin yapması gerektiğini, kendi müritleriyle, kendi üyeleriyle, kendi müntesipleriyle ne yaparsa yapsın yapacağını ama devletin de mutlaka bunu denetlemesi gerektiğini sormamız gerekiyor” dedi.
    

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İbrahim Alkılıç - 2 ay önce
Sayın Selçuk Özdağ-ın tesbitleri bence önemlidir. Araştırmaya ve değerlendirilmeye değer. Diğer yandan Bülent Arınç-ın Feto ile ilk bağlantı kurduğu yıllara kadar geri gidip araştırılmalı. Eski arkadaşlarının çoğu sağ. B. Arınçı çok eskilerden tanıyan bir kısım insanlar Arınçın Fetö ile olan bağlantısının 1970-li yıllara kadar gittiğini iddia ediyorlar. Bence bu Arınç iddiaları ve fetö -nün faaliyetlerinin geçmişe dair araştırmalarına Manisa-dan başlanmalı. Sonuçların çok şaşırtıcı çıkacağına da inanıyorum. Kaldı ki Arınçla ilgili araştırmalar ona bir ceza getirmeyecek. Ama en azından doğrunun ortaya çıkması için bu araştırmalar gereklidir. Belki de bu iddiaların yanlış olduğu anlaşılacak. Netice itibariyle Manisa İzmir ile bu işin merkezinde, çünkü.