Özdağ’dan Başbuğ’a Zor Sorular

AK Parti Manisa Milletvekili ve FETÖ Darbe Girişimi Meclis Araştırma Komisyonu Başkanvekili Selçuk Özdağ’dan eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’a tarihe not düşen cevap; “Darbeci orduya saygı duymuyoruz ama demokrasiye ram olmuş ordu başımızın tacıdır”

Özdağ’dan Başbuğ’a Zor Sorular

15 Temmuz Darbe Girişimi Meclis Araştırma Komisyonunda dinlenen eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un, “Ordumuzda darbe geleneğinin olduğunu kabul etmiyorum” sözlerine Komisyonun Başkanvekili AK Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ ayağa kalkarak cevap verdi; “Darbeci hiçbir orduya saygı duymuyoruz. Demokrasiye ram olmuş ordu başımızın tacıdır, alkışlarım ama ordu içerisinde darbeci gelenek vardır.”
15 Temmuz darbe girişiminden sonra kurulan Meclis Araştırma Komisyonunda dinlenen eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile Komisyonun Başkanvekili, AK Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ arasında tarihe not düşülecek bir an yaşandı. Orduda darbe geleneğinin olmadığını, 15 Temmuz’da yaşanan kalkışmayı bir şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri içerisine sızmış kişilerin yaptığını belirten Başbuğ’a, Özdağ’ın cevabı net oldu. Darbeci orduya saygı duymadıklarını belirten Özdağ, “Demokrasiye ram olmuş ordu başımızın tacıdır. Bizim bu topraklarda yaşamamız ve daha güçlü bir ülke olmamız için üç şeye ihtiyacımız vardı. Büyük Ekonomiye, büyük ama demokrasiye ram olmuş orduya, demokrasiyi içselleştirmiş orduya, bir sari hastalık gibi darbe hastalığına musallat olmuş ordulara değil. Büyük güçler daima taşeron kullanırlar. Her darbede maalesef bizim ordumuzun içerisindeki cuntacılar devreye girdi ve Menderes'i bir gece yarısı darağaçlarında tarttılar. Bu darbeler, 1971, 1980 ve 28 Şubat Post Modern darbe şeklinde devam etti. En hain ve kanlı darbe girişimini ise 15 Temmuz gecesi yaşadık. 15 Temmuz’dan öncede Sarıkız, Ayışığı, Balyoz, Ergenekon gibi darbe girişimleri ile karşılaşmıştık. Bu darbeler bizim ekonomimize, demokrasimize kültürel hayatımıza zarar verdi. Bir millet kültürüyle ayakta kalır. Kültürünüz varsa orada demokrasiniz ve ekonominizde güçlü olur. Demokrasi şeffaflık ve açıklık rejiminin adı ama bu alçak ve hain yapının görünün kısmıyla açık olduğunu görülmeyen kısmıyla da çok ciddi şekilde vesayetçiliğe soyunduğunu zamanla gördük hep beraber” diye konuştu.

Özdağ’dan Başbuğ’a Zor Sorular
İlker Başbuğ’a, “Fethullah Gülen 1999 yılında Amerika Birleşik Devletlerine gitti, Abdullah Öcalan Türkiye’ye teslim edildi. Hâlâ orada bir darbeye teşebbüs ettiler, sizin kendi resmî İnternet siteniz var, Türk Silahlı Kuvvetlerine ihanet edildiğini ve Bush yönetiminin bu ihaneti desteklediğini ifade ediyorsunuz. Acaba Amerika Birleşik Devletleri hâlâ ihanete devam ediyor mu Fetullah Gülen’i teslim etmemekle ve bu ihaneti emekli olduktan sonra mı fark ettiniz? Genelkurmay Başkanıyken de bu tür ihanetlere şahit oldunuz mu? , “Benim komuta zincirimde olduğum 2002-2010 arası bize MİT’ten tek bir kişiyle ilgili cemaat bağlantılı bilgi gelmedi diyorsunuz, bunun sebebi veya sebepleri nelerdir, neden bilgi gelmemiştir, hatta bir çözüm de sundunuz. MİT’te bir müsteşar yardımcısı noktasında temsil edilmeyi teklif ettik dediniz, MİT’te bir problem mi var, MİT’te yerlilik problemi mi var? 1971 muhtırası olmuştu biliyorsunuz dönemin MİT Müsteşarı Fuat Doğu Paşa Başbakan Sayın Süleyman Demirel’e bilgi vermemişti, 1980’de bir darbe oldu aynı zamanda yine aynı şekilde dönemin Başbakanı haberdar olamadı. Acaba MİT’te bir yerlilik problemi mi var? ,
Bir TV kanalında 15 Temmuz kalkışmasını bir askerî darbe olarak değerlendirmiyorsunuz, diğer askerî darbelere benzemiyor diyorsunuz, askerî darbe olarak tanımlanmasına sıcak bakmıyorum, bu Gülen Cemaati’nin silahlı darbe hareketidir diyorsunuz, arkasındaki irade de CIA’dır diyorsunuz. CIA FETÖ’yü kullanarak asıl darbeyi Türk Silahlı Kuvvetlerini vurmayı çalışmıştır diyorsunuz. Darbenin destek verenler, FETÖ’nün arkasındaki iradenin CIA olduğuna dair kanaatiniz, delilleriniz nelerdir, bu konuyla uzun yıllar çalıştınız.
Bir de bir atıfta bulunacağım, beni bağışlayın. Şener Topuş, sizin Özel Kalem Müdürünüz, şu an tutuklu. İsmail Güneşer Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı tutuklu. Muhammet Tanju Poshor, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı tutuklu, Muhsin Kutsi, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı tutuklu, Hamza Koçyiğit, Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı, Yaşar Büyükanıt’ın başyaveriydi tutuklandı, Oğuz Serhad Habiboğlu Yaşar Büyükanıt’ın Özel Kalem Müdürü tutuklandı, Hulusi Akar, İsmail Hakkı Karadayı’nın Özel Kalem Müdürü mevcut Genelkurmay Başkanı, Mehmet Dişli Tümgeneral Genelkurmay Stratejik Dönüşüm Daire Başkanı şu an tutuklu. Hulusi Akar, Necdet Özel, Işık Koşaner, Hilmi Özkök, Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun özel kalem müdürleri şu an darbe girişimi nedeniyle tutuklular. Bu kadar tutuklanmayı neye bağlıyorsunuz? Siyasetçiler göremedi, acaba askerler de mi göremedi?” sorularını yönelten AK Parti Manisa Milletvekili ve 15 Temmuz Darbe Girişimi Meclis Araştırma Komisyonu Başkanvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ’ın vermiş olduğu cevaplarda çarpıcı açıklamalarda bulunan Başbuğ şu ifadelerde bulundu;

“HER DARBENİN ARKASINDA ABD’NİN VARLIĞI HİSSEDİLİYOR”
“Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yürütülen komplolarda ben Amerika Birleşik Devletleri’nin, özellikle George Bush döneminin bu olaya destek verdiğini düşünüyorum, değerlendiriyorum. Amerika Birleşik Devletleri” denildiği zaman bu devlet çok büyük bir devlet. İnsanlar böyle sanki “Amerika Birleşik Devletleri” deyince kompakt bir yapı anlıyorlar; çok karmaşık bir yapı, büyük bir devlet yani Kongresi var, Beyaz Saray’ı var, FBI’ı var, CIA’yi var. Bazen bunu devlet politikası olarak söylemeniz için, özellikle 15 Temmuz bağlamında, elinizde belge vesaire olması lazım. Elimizde öyle bir belge vesaire yok ama bazı değerlendirmeler, bazı konuşmalar, Amerika’daki bazı istihbar kuruluşlarını, belki kuruluşun bütünüyle de değil, o kuruluşun içindeki belirli kişilerin bu 15 Temmuz olayıyla bağlantılı olabileceğini düşünüyorum dedim. En azından, bu 15 Temmuz olayının geleceğinden Amerikan istihbarat birimlerinin bilgisinin olmadığını ben pek açıkçası düşünemiyorum. Bunlar bir düşüncedir, bir değerlendirmedir. Tabii, bu düşünce ve değerlendirmeyi bize biraz düşündüren noktalardan bir tanesi: Şimdi, Fethullah Gülen’in Amerika’daki sürecine baktığınız zaman, ilginç bir süreç, işte siz de bahsettiniz. Abdullah Öcalan 15 Şubatta Türkiye’ye iade ediliyor, 21 Martta Fethullah Gülen Amerika’ya gidiyor. Var mı ilişki? Bilmiyorum ama olabilir belki, düşünmeye değer. Daha ilginç bir nokta mesela: 10 Mart 2003’te Fethullah Gülen’in beş yıl eğer tekrar bu suçu işlemezse işte Rahşan affı kapsamında suçunun ertelenmesi, 10 Mart 2003. Ben tabii, düşünen bir insan olarak sadece sorguluyorum, diyorum ki: Allah Allah, 10 Mart 2003, on gün evvel 1 Mart 2003 tezkeresi var. Bu acaba bağlı mı? Bu sadece bir komplo teorisi de diyebilirsiniz, bilmiyorum bazı ilişkileri. Fetullah Gülen, biliyorsunuz, yanılmıyorsam, 2001’de filan Yeşil Kart’a müracaat ediyor, yedi yıl Yeşil Kart verilmiyor ta ki 10 Ekim 2008’e kadar. 10 Ekim 2008’de Yeşil Kart alır. 2008 yılına geri dönüyorum, Ergenekon davasının tepe noktalarına yavaş yavaş gittiği yıllar. “Acaba, bu da bir bağ olabilir mi?” diyorum. Ama, bunlar tamamen birer soru işareti. Bununla ilgili kesin belge, delil elimde yok. Yedi yıl geçiyor. 16 Temmuz 2008’de Green Card alıyor, 26 kişi tavsiye kararı vermiş. Bu tavsiye kararını verenlere baktığımız zaman, şu anda değil ama eskiden CIA’de çalışan üst düzey yöneticilerin olduğunu görüyoruz. Bu bir tesadüf mü? İnsanı düşündürüyor.

BRZEZİNSKİ’NİN İFADELERİNİ CİDDİYE ALMAK LAZIM
Belki şu konuyu da, bilgiyi de sizinle paylaşayım: Bakın, 31 Ağustos 2016’da bir yazı çıktı William Engdahl diye… Bu yazıda bu kişi –dilerseniz bilgisayardan bulursunuz 31 Ağustos 2016- Brzezinski’nin bir yazısını referans veriyor. Bu yalanlanmadı. ABD’nin ulusal güvenlik danışmanı Brzezinski bir yazısında diyor ki: “Türkiye’de yapılan bu darbe girişiminin Amerika tarafından backing…” Yani ne diyeceğiz? “…desteklenmesi büyük bir hata olmuştur.” Bilemem yani ama üzerinde durmak lazım.”
“Brzezinski herhangi bir adam değil, Herhangi bir adam değil. Bunları bütün dikkate aldığımız zaman yani en azından Amerikan istihbarat örgütlerinin en azından bu yapılanlardan hiç haberi yoktu diyemeyiz” diyerek sözlerine devam eden Başbuğ, “O gün onu da söyledim, Obama giden bir Başkandır yani Amerika’da her olan olaydan Amerika Birleşik Devletleri’nin bilgisinin olduğunu, onayının olduğunu düşünmek de pek doğru değil” şeklinde konuştu.

MİT’İN YERLİLİK PROBLEMİ Mİ VAR?
“MİT’in yerlilik problemi mi var?” sözleriyle araya giren Özdağ, Başbuğ’a, “Bir noktada, Başbakana haber vermeyen bir MİT var 1971’i, 1980’i Başbakana haber vermeyen bir MİT var, şimdiki olayı aynı şekilde Başbakana haber vermeyen, Cumhurbaşkanına haber vermeyen bir MİT var. Acaba, burada bir problem mi var? Neler yapılması gerekir sizce?” sorusunu yöneltti?
“2002-2010 yılları arasında MİT’in kendisine pek bilgi getirmediğini kaydeden eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Özdağ’ın sorusuna “Yani şimdi, konuyu daha iyi anlamanız için o zaman şu örneği vereyim: Bana her hafta MİT Müsteşarı tarafından ihbar mektupları getiriliyor, ihbar mektuplarına bakıyorum… Ki, bunu daha evvel de açıkladım. Bir bakıyorum gelen ihbar mektuplarına, 30 tanesi -hiç unutmuyorum- Cengiz Topel Postanesinden atılmış, Deniz Kuvvetleriyle ilgili, üzerinde mühürler var. MİT Müsteşarına diyorum ki: “Sayın Müsteşar, ya, şu mektupları kimin attığını bana bul.” Çünkü, bütün postanelerde kamera var. “Tamam efendim.” diyor. Bir hafta sonra geliyor “Ya, Sayın Müsteşar ne oldu?” yok. Bir hafta geçiyor, yine ısrarla soruyoruz: “Ne oldu?” yok. Sonra bir geliyor, diyor ki: “Efendim, kamera arızalıymış, kayıt yapılamamış.” Ne yapacağım? Sonra, 2008-2010 dönemini anlattık yani. 2008-2010 döneminde bu konularda bize destek verilmesini beklemek zaten pek işin tabiatını aykırı olan bir durum” şeklinde cevap verdi.



 

 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.