VERGİ ÖDEMEK BİR ZORUNLULUK DEĞİL, GÖREVDİR

23. Vergi Haftası Kutlamaları Programı çerçevesinde Celal Bayar Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde 'Türkiye'de Vergi Kültürü ve Mükellefin Vergiye Bakışı' konulu panel düzenlendi.

VERGİ ÖDEMEK BİR ZORUNLULUK DEĞİL, GÖREVDİR

VERGİ ÖDEMEK BİR ZORUNLULUK DEĞİL, GÖREVDİR  

23. Vergi Haftası Kutlamaları Programı çerçevesinde Celal Bayar Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde ‘Türkiye’de Vergi Kültürü ve Mükellefin Vergiye Bakışı’ konulu panel düzenlendi.    

23. Vergi Haftası Kutlamaları kapsamında ‘Türkiye’de Vergi Kültürü ve Mükellefin Vergiye Bakışı’ konulu bir panel düzenlendi. Çok sayıda kişinin izlediği paneli Celal Bayar Üniversitesi İktisat Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr.Süreyya Sakınç yönetti.  TOBB Başkan Yardımcısı ve Manisa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Bülent Koşmaz’ın yanı sıra Vergi Dairesi Başkanlığı Gelir İdaresi Grup Müdürü Nurettin Karataş, Manisa Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birlik Başkanı Hasan Geriter, SMMM Odası Başkanı Sadık İrier, MOSB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mustafa Zaim konuşmacı olarak panele katıldılar. Panelde konuşmacılar Türkiye’de vergi kültürü üzerine görüşlerini açıkladılar. Vergi kültürünün oluşması ve vergi ödemenin bir zorunluluk olarak değil, bir görev olarak mükellefler tarafından algılanması gerektiğini belirten TOBB Başkan Yardımcısı ve Manisa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Koşmaz şunları söyledi: “Kapitalist ve karma ekonomi düzenindeki çağdaş ülkelerin devlet gelirlerinin % 70-90 arasındaki bir kısmını vergi gelirleri teşkil etmektedir. Vergi devlet gelirlerinin en önemlisidir. Kaynağı milli gelir ve servettir.  Bu, iller bazında da takip edilebilmektedir. Yani vergi dairesi kayıtları incelendiğinde bir şehrin vergi ödemelerinin miktarına bakarak şehirdeki gelişimi görmek mümkündür. Örneğin Manisa’da  Gerçek usulde gelir vergisi gerçekleşmeleri 2000 ve 2010 yılları arası incelendiğinde tahakkuk edilen gelir vergisi her sene düzenli olarak 5-7 milyon TL arası artmıştır. 2000 yılında beyan edilen matrah 62,8 Milyon TL, tahakkuk edilen gelir vergisi ise 14,3 Milyon TL iken; 2005 yılında matrah 213,1 Milyon, tahakkuk 54,5 Milyon TL’ye çıkmıştır.   2010 yılına gelindiğinde ise beyan edilen matrah 343.5 Milyon TL’ye, tahakkuk edilen gelir vergisi ise 76,3 Milyon TL’ye ulaşmıştır.  Vergi Dairesi Başkanlığımızın verdiği rakamlara göre tahsilât oranımız son beş yılda ortalama %85, Türkiye sıralamasında ise tahsilât oranında 12. sıradayız.   Tahsilât performansımız oldukça iyi. Tahakkuklardaki düzenli artış da, Manisa Ekonomisinin yaşadığı büyümeyi ortaya koymaktadır.  Bir de İller İtibariyle Genel Bütçe Vergi Gelirleri’nin Manisa için gerçekleşmeleri var.  Burada ise farklı bir durum ortaya çıkıyor;
2011 yılının aralık ayında tahakkuk eden Manisa ili genel bütçe vergi geliri 1.8 Milyar TL,  tahsilat ise 1.3 Milyar TL. Tahsilat oranı 74,97.  Peki bu rakam Türkiye Genel Bütçe Vergi Geliri’nin yüzde kaçı?    Sadece 0,55.
Sizce Türkiye’nin en büyük 7. İhracatçısı,  Avrupa’nın en büyük elektronik üretim merkezlerinden birisi olan Manisa şehri için bu rakam normal mi? 
Normal, çünkü bu rakamlar, Manisa’da yaratılan ekonomik ortamın tamamını kapsamamaktadır.  Manisa’da üretim yapan başlıca firmaların çoğunun şirket merkezleri İstanbul’da bulunmaktadır, bu nedenle firmalar vergilerini İstanbul’a ödemektedirler. Bizce bu çok uygun bir durum değildir, şirketlerin vergilendirmelerinin ve üretim yerlerinin birbirinden ayrı olması çeşitli yönlerden sakıncalıdır. İlk olarak denetim ve uygulama yönünden problemler yaşanmaktadır. Milyonlarca Dolarlık üretim burada gerçekleşirken denetleme İstanbul’da yapılmaktadır.”    EN BÜYÜK ENGEL KAYIT DIŞI EKONOMİ  Koşmaz konuşmasına şöyle devam etti:  “Öte yandan, ilimizin gelişimi için önemli olan husus ise illerin vergi gelirlerinden pay almasıdır. Yani Manisa’nın havası, suyu, işçisi kullanarak yapılan üretimden başka bir ilin pay almasıdır. Bu durum, özellikle önümüzdeki süreçte Manisa’nın büyükşehir olacak olması ile daha da büyük bir kayıp olacaktır. Çünkü Büyükşehirler bu gelirlerden daha fazla pay almaktadır.     Ülkemizde 1980 sonrası yaşanan büyüme özel sektör eliyle yaşanmıştır ve bu büyümenin vergilendirmesi ile de kamusal hizmetlerimizin kapasitesi ve çeşitliliği artmıştır. Biz vergiye karşı değiliz, aksine Vergi’nin takipçisiyiz.  Ancak, verginin önündeki en büyük engelin maalesef kayıt dışı ekonomi olduğunu açıkça söyleyebiliriz. Kayıt dışı ekonomi, devletten gizlenen, kayda geçirilmeyen/geçirilemeyen ve bu sebeple denetlenemeyen faaliyetlerdir. Vergi sisteminin en büyük eksiklerinden birisi de budur. Kayıt dışılık yalnızca iktisadi bir sorun değildir, aynı zamanda kamu idaresi sorunudur. Kayıt dışılık nedeniyle doğrudan vergi yerine dolaylı vergilere ağırlık verilince, Türkiye’nin rekabet gücü olumsuz etkilenmektedir. Akaryakıttaki tablo, işte bunun sonucudur. Bu sorun çözülmeli, enerji fiyatları üzerinde yüksek vergilendirmeden vazgeçilmeli, ilgisiz eklentiler tamamen kaldırılmalıdır.
Dolaylı vergilere dayalı bir sistem içinde faaliyet gösteren şirketler, dünya çapında rekabetçi olamazlar, yarışa geriden başlarlar. Bunun farkında olmamız gerekmektedir. İş yapmanın maliyetinin yüksek olması, hem kayıt dışılığın bir sonucu, hem de kökenidir. Bu kadar karmaşık hale gelen bir sorunun çözümü de kapsamlı bir reform stratejisiyle mümkün olabilir. Günlük tedbirlerle bu sorunlarımızı çözemeyiz.   Öte yandan dolaylı vergiler, abir adaletsizliğe dayanmaktadır.  Anayasamızın 73. maddesinde Vergi Ödevi başlığı altında şöyle bir ifade vardı:  "Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.” Altını çizerek vurguluyorum; “mali gücüne göre” diyor.    İşte dolaylı vergiler bunu ortadan kaldırmaktadır. Çünkü Asgari ücret alan kişi de, Rahmi Koç da akaryakıt alırken aynı vergiyi ödemektedir. Hani mali gücüne göre diyordu anayasamız?”   MOTORLU TAŞITLAR VERGİSİNDE ADALETSİZLİK  “Adaletsizlik ile ilgili başka bir örnek Motorlu Taşıtlar Vergisidir.” diyen Koşmaz şöyle devam etti:  “Motor hacmine göre vergilendirme yapıyoruz, tamam çok güzel hem cari açık yaratan akaryakıt ithalatını keselim, hem de çevreye duyarlı araç kullanımını teşvik edelim, bunda hem fikiriz. Fakat 1.600 cc motor hacmine sahip 10.000 TL’lik araç ile yine 1.600 cc’lik motor hacmine sahip 150.000 Tl’lik aracın motorlu taşıtlar vergisi aynı. Marka adı vermek istemiyorum ama önünde yıldız olan da, kuş olan da aynı vergiyi ödüyor, bakın ne oluyor adalet duygusunu bir yerden sonra yitirmeye başlıyoruz.  Türkiye, vergi sistemini, vergi idaresini elden geçirmeden kayıt dışılık sorununu çözemez. Kayda girene yüklenen bir vergi idaresi anlayışıyla çağdaş dünyada yol alamayız. Türkiye’yi dünyanın 17. büyük ekonomisi yaptık ama kayıt dışılıkta bir üçüncü dünya ülkesi gibiyiz. Kayıt dışılık böyle sürdüğü müddetçe, ekonomisi birinci ligde olan bir ülke olamayız.  Üstelik kayıt dışılık demokrasimizin güçlenmesine de engeldir. Kayıt dışılığın olduğu yerde, birinin kayıt dışılığı onunla işlem yapanı da etkilemektedir. Bu durumda, hepsi defolu bireylerden oluşan bir toplum doğmaktadır. Kendi hesabını vermeyen, hesap soramaz. O vakit de demokrasimiz güçlenemez.  Demokrasinin özü hesap sorabilmekten geçmektedir. Defolu insanların hesap sorabilmesi mümkün değildir. Aslında kayıt dışılık herkesi defolu hale getirmiştir. Onun için de demokrasimizin kalitesinden bahsedebilme şansımız yoktur.” DOLAYLI VERGİLER ARTIRILARAK HALKIN ÜRETİMİ VE TÜKETİMİ AZALMAKTADIR Dünyada bir çok ülkede vergi indirimleri yapıldığına dikkat çeken Koşmaz, “Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde bir taraftan parası olanların harcama yapması özendirilirken, diğer taraftan vergi indirimleri yapılırken harcama çekleri verilerek hane halkı harcamaya teşvik edilmektedir. Türkiye’de ise zaten dar kapsamlı uygulanan vergi indirimleri bile hızla kaldırılırken, bir de üstelik dolaylı vergiler artırılarak halkın üretimi ve tüketimi azalmaktadır. Dünya’da yaptığı vergi istatistik çalışmaları ile ünlü Friedrich Schneider kuruluşu tarafından  yapılan bir çalışmada, OECD ülkelerinden oluşan 110 ülkede kayıt dışı ekonominin tahmini büyüklüğü belirlenmiş, kayıtlı ekonominin ortalama büyüklüğünün yüzdesi olarak kayıt dışı ekonominin ortalama büyüklüğü, gelişmekte olan ülkelerde %41, geçiş ekonomilerinde %38 ve OECD ülkelerinde %18 olarak belirlenmiştir. Türkiye %32,1 ile OECD ortalamasının oldukça üzerindedir.  Kayıtdışılığın önlenmesi için devlet vatandaşlara düşen vergi dağılımını adil olarak  yapmalı, vergi vermeyi özendirmelidir. Devlet, mükelleflerin verdiği vergilerin nerelere harcandığı bilgisini şeffaf ve düzenli bir biçimde paylaşmalıdır. Mesela Marmara depreminden bu yana toplanan deprem vergilerinin Van depreminde, duble yollar için harcandığını kamuoyu baskısı sayesinde öğrendik.    Ülkemizdeki büyük miktardaki kayıt dışı ekonominin önüne geçilmesi eğitim ve güven işidir. Gelir düzeyi yükseldikçe okuma oranı artacak, insanlar vergiyi bir zorunluluk olarak değil de görev olarak görecektir. Mükelleflerin devletin vergilerle güçleneceğini,  ayakta durabileceğini anlaması diğer yandan da ödediği vergilerle kendisine sunulan kamusal hizmetlerin kapasitesinin ve çeşitliliğinin artacağına inanması gerekir.  Başka bir deyişle; mükelleflerin vergiyi uyumlu bir gönüllülük olarak görmesinin sağlanmasını önemsiyoruz.   Hem üyelerim, hem de bir vergi mükellefi olarak şahsım adına, izah etmeye çalıştığım olumsuzlukların önlenerek, yapısal reformların bir an önce hayata geçirilmesiyle ülkemizdeki vergi barışının sağlanarak kalıcı bir şekilde muhafaza edileceğini ve her mükellefin vergi uygulamasını ülkeye, devlete karşı bir görev, Türk milletinin kalkınması adına yapılan bir yatırım olarak görmesi sağlanarak vergi tahsilat oranlarımızın artacağına inanıyoruz” diye konuştu.  Programın ardından konuşmacılara Vergi Dairesi Başkanı Yılmaz Çakan tarafından teşekkür plaketi verildi.  
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.