ÖZGÜR ÖZEL; "BAŞBAKANIN VİCDANI YOK! BİZ HİÇ GÖRMEDİK!!"

Chp Manisa Milletvekili Ecz. Özgür Özel dün Chp grubu adına TBMM'de yaptığı konuşma yaptı.

ÖZGÜR ÖZEL;


ÖZGÜR ÖZEL; “BAŞBAKANIN VİCDANI YOK! BİZ HİÇ GÖRMEDİK!!”


Chp Manisa Milletvekili Ecz. Özgür Özel dün Chp grubu adına TBMM'de yaptığı  konuşma yaptı.  
Chp Manisa Milletvekili Özgür Özel konuşmasında şunları söyledi; Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; " BDP grup önerisinin lehinde grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu önergenin gereğinin olmadığını buradan bir milletvekilinin ifade edebilmesi ve bu Meclisin yasama görevlerinden en önemlilerinden bir tanesi olan bu araştırma komisyonu kurulması teklifini yadsıması gerçekten şaşılacak bir şey çünkü Adalet Bakanlığı bürokrasisi “Daha bir arpa boy yol gittik, alacağımız çok yol var.” diyor. Adalet mekanizmasına güven, son yapılan ankette yüzde 5 çıkmış; cezaevleri kanayan bir yara ama burada çıkıp da beş dakika boyunca konuşup “Buna gerek yok.” demek gerçekten şaşılacak durum. Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Veli Ağbaba, Nurettin Demir’le birlikte- Cezaevi Hasta Tutuklular Raporu’nu hazırlayan ekibin içinde yer alıyorum, geçen günlerde Sayın Genel Başkan tarafından tanıtımı yapıldı bu raporun. Biz, o raporu hazırlarken 80’in üzerinde cezaevini ziyaret ettik, binden fazla da görüşme yaptık. O raporu hazırlanırken bu rakamların yarısındaydık ama devam ettik, şu anda ulaştığımız rakamlar bunlar.

Cumhuriyet Halk Partisi, ilkesel olarak, hiçbir bölge ayrımı yapmadan, suçun türünü ayırmadan, suçlunun menşesine bakmadan, sağcı demeden, solcu demeden, KCK’lı demeden, İBDA-C’li demeden, Hizbullah hükümlüsü demeden, mezhebini ayırmadan bütün cezaevlerindeki bütün tutuklu ve hükümlüleri ziyaret etmektedir çünkü bizim tek önceliğimiz vardır, o da insan haklarıdır.  İnsan hakları açısından cezaevinde yatan kişilere uygulanması gereken tek ceza, seyahat ve özgürce yer değiştirme haklarının kısıtlanmasıdır. Oysaki Türkiye cezaevlerindeki uygulama, ağır bir tecrit ve bunun yanında pek çok sıkıntıyı da ortaya çıkaran birtakım keyfî uygulamalardır. Âdeta cezaevleri hastalık üreten mekânlar hâline gelmiştir. Bir, hasta tutuklular var; bir de hastalık üreten mekânlar var. Sağlam girilen cezaevinden hasta çıkılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, daha 1946 yılında, sağlığı, sadece hastalığın veya sakatlığın olmaması değil, bedenen ve ruhen de tam bir mutluluk hâli olarak tanımlamışken bu konuda cezaevlerimizin hastalık üretiyor olması gerçekten son derece önemli bir devlet ayıbıdır.  Tutukluların cezaevine girmeden önce olmayan bazı hastalıklarından bahsedeceğim.  Örneğin, göz rahatsızlıkları; Sürekli aynı rengi görmek, ufuk çizgisini görememek ve sürekli kısa mesafeye bakmaktan dolayı her 4 mahpustan 3’ünün gözleri rahatsızdır.  Cezaevlerinin ürettiği hastalıklar sadece bununla sınırlı değildir. Cezaevlerinde, hastalığınıza bakılmaksızın modern tıp 20 çeşit diyeti öngörmüşken 1 çeşit diyet yemeği çıkmaktadır.  Örneğin, şeker hastasına “diyet yemeği” diye haşlanmış patates verilebilecek kadar ilkel bir uygulama mevcuttur. Şeker hastalarına patates verilmesine şaşarken bir eczacı olarak bir karaciğer hastasının ilaçlarını sorduğumda, söylediği ilacı “Bunu ne kadardır kullanıyorsun?” diye sorduğumda -altı aydan fazla kullanırsa karaciğer kanseri olma riski olan- hasta “Tam altı yıldır bu ilacımı yazıp buraya getiriyorlar.” diyebilmektedir. İşte Sayın Özel, cezaevi gerçeği budur. Kelepçeli muayene, ortak protokole rağmen, üç bakanlığın ortak protokolüne rağmen devam etmektedir. Yani doktor illa da kelepçeli muayene istiyorsa yazılı olarak yazıp bunu belirtmedikçe kelepçesiz muayene yapılır. Ama 2010 Ağustos protokolüne rağmen cezaevlerinde kelepçeli muayene olmaktadır. Kalp krizi geçiren hastanın iki saat sedyede ambulans beklediğini, biz gözlerimizle gördük cezaevlerinde. R tipi cezaevini Türkiye'nin gündemine taşıyan biziz. R tipi cezaevi, rehabilitasyon; tek başına bakımını sağlayamayacak, boyundan aşağısı felç kişileri yatırmak için bundan bir buçuk sene önce Adalet Bakanlığı-Sağlık Bakanlığı ortaklaşa Metris’te R tipi cezaevi yaptılar. Gittik, gördük, sırtında yumruk kadar yatak yarası olan, milletvekillerimizin bakmaya tahammül edemediği bir görüntü vardı. Şimdi onların tahliye umudunu bu kadar uyarımızdan sonra gündeme getirenler sanki sorunu kendileri çözmüş gibi düşünüyorlar. Hasta koğuşlarına gidin, bir girin; burnumuzun dibindeki hastanelerin hasta koğuşları içeri girilecek durumda değil. Adalet Bakanı Müsteşarı, Tutukevleri Genel Müdürü ring aracına bir kere binsin de bir hastaneye gitsin bakalım, ondan sonra konuşalım. Ama bir de baktık ki Ergin Saygun. Komutan on sekiz yıl hapse mahkûm edildi ve kendisini ziyarete gittiğimizde ağır hastaydı. Kalbine mikrop yerleşmiş, tahliye edilmesi lazım; sesini kimseler duymadı, bugüne kadar beklendi, şimdi birileri gitmiş başında timsah gözyaşları döküyor. Kaşif Kozinoğlu cezaevinde şüpheli hâlde, kalp krizinden dolayı spordan dolayı öldü denilen Kozinoğlu ölürken neredeydi bu birileri? Kuddusi Okkır… “Ergenekon’un kasası” denen Kuddusi Okkır, cezaevinden tahliye olduktan üç-beş gün sonra öldü. Gördünüz, bir deri bir kemik tahliye oldu. Kuddusi Okkır’ın cenazesini, Ergenekon’un kasasının cenazesini belediye kaldırdı, belediye! Sadece meşhurlardan bahsetmeyelim; Tekirdağ Cezaevinde yatıyor    -gidin bulun- Cemil Erdem. Cemil Erdem, gırtlak kanseri ama bilmiyorlar, ses tellerine nodül operasyonu diye uyutuyorlar, bir bakıyorlar kanser; geri uyandırıp imzasını alıyorlar. İşte, AKP’nin ileri demokrasisi bu. Sonra tekrar uyutup ameliyat yapıyorlar.   “Kelepçeli ameliyat yok.” mu diyorsunuz? Kandıra Cezaevinde Cevdet Bayır, işte orada. Kelepçelenerek sedyeye, fıtık ameliyatı yapıldı. Daha nicelerinin çektiği zulümler. Mehmet Haberal, Türkiye'nin en büyük organ nakli konusunda ilk adımı atan kişisi. Günde 3 kere kalbi duruyordu, öldüresiye içeride tuttunuz. Şimdi, Fatih Hilmioğlu var sırada.  Fatih Hilmioğlu’nu, karaciğer naklinde dünyanın en önemli merkezlerinden birini kurmuş olan Fatih Hilmioğlu’nu ısrarla içeride tutuyorsunuz. Acele etmeyin, acele etmeyin, yoğun bakıma girsin o zaman gider elini tutarsınız.   “Vicdan” diye bir şey var, “vicdan” diye bir şey var, “kamu vicdanı” diye bir şey var.  Son günlerde de “Sayın Başbakanın vicdanı” diye bir şey çıktı; bugüne kadar yoktu, belki de biz görmemiştik. Başbakan vicdanının sesini dinler mi, onu bilmiyorum ama dinlediği bir şey var, o da kamuoyu araştırmalarının sonucu, kamu vicdanı. Bu tutuklulara yapılan zulmü, bu uzun tutukluluk sürelerini, bu hastaların bu düştüğü durumları görünce yüzdeler döndü. Olası bir referandumdan falan aklı Cumhurbaşkanlığında, Başbakanlıkta… Bir analiz yaptırıyor, “Bunlar size oy kaybettiriyor.” diyorlar. Hızla görece sempatik dört tane bakan atamalar, Ergin Saygun’un elini tutup poz vermeler ve vicdanlı devlet adamı taktikleri… Kimsenin adamlığına diyecek bir şeyimiz yok ama şunu açıkça söylemek lazım ki bir baba oğluna demiş ki: “Ey oğlum, sen adam olmazsın.” Vezir olmuş, makama çağırtmış, ondan sonra demiş ki: “Gördün mü baba, bak vezir oldum.” “Oğlum” demiş, ben sana “Vezir olamazsın.” demedim, “Adam olamazsın.” dedim.  Biz, Sayın Başbakanın adamlığına değil ama bu vicdanlı devlet adamı meseleleri var ya, hani bir de böyle “ben” derken vücut dili eğitimi gereği böyle yapmalar, “prompter”a bakıp konuşmalar, şu Meclise elindeki kağıttan okuyarak konuşup bir tek gözümüzün içine bakamadan konuşmalar… Biz, Başbakana şunu söylüyoruz. Siz, Genel Başkan olabilirsiniz, siz, Başbakan olabilirsiniz, size birileri “dünya lideri” diyebilir ama bütün Türkiye’yi kucaklayacak vicdanlı bir devlet adamı olmadınız, bundan sonra da olamazsınız.  Biri çıkar size der ki: “Kral çıplak.” Biri çıkar der ki: “Kralınız çıplak, üzerindeki en pahalı takım elbiselere rağmen sizin kralınız vicdanen çıplak arkadaşlar.” Dün “Ergenekon davasının savcısıyım.” diyen yani tüm tutuklulukları talep eden, tüm serbest bırakılma taleplerine hastalıklara rağmen “Hayır.” diyen Ergenekon savcısı var ya; “Ben onun savcısıyım” diyordu… Yüzdeler düştü, kamuoyu araştırmaları aşağıya, AKP’de ve Sayın Başbakanda bir panik Şimdi var ya, gitmiş, o yerine geçirdiği, koruduğu savcının yerine geçiyor, o savcıya çatıyor. Sizin kral var ya sizin kral, imkânı olsa sizin bir tek işaret parmaklarınızı milletvekili yapar. Çünkü ona, bir tek sizin işaret parmaklarınız lazım.  Neden mi? Anlatayım. Veli Ağbaba, ben, Nurettin Demir, gittik -eylül ayında “Eş görüşmesi” dedi ya Başbakan, salon, balkon ayakta alkışladınız. Özünde destekliyoruz, eksik bile çıkmıştır- ekim ayının sonlarında F tipi cezaevlerinde bir faaliyet, paldır küldür kırıp döküyorlar. Kardeşim, biz, eş görüşmesinin yapılacağı odayı, takılan elektrikli şofbeni, tekli yataktan ikili eş görüşmesine kaynak yapılan ranzayı bizzat görmüş adamız. Tarih, kasım ayının başları. Ne zaman çıkardık yasayı? 24 Ocak gecesi sabaha karşı. Şimdi siz, ben size, sizin bir tek parmaklarınızı milletvekili yapardı deyince, kızıp, oradan bana laf atacaksınız öyle mi? Dört ay önceden hazırlanmış olan eş görüşme odalarının oylamasını 24 Ocak günü parmak kaldırırken hiç kendinizi sorgulamıyorsunuz da bir tane emekli öğretmenin çocuğu, zavallı bir Özgür Özel çıkıp size burada bu sıkıntıları ifade ettiğinde ağrınıza gidiyor öyle mi! Arkadaşlar, gece yatmadan önce şu parmak meselesini bir kere daha düşünün lütfen."dedi

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.