ÖZEL, '' 'ÖZÜRLÜ' DEĞİL 'ENGELLİ' !

Chp Manisa Milletvekili Ecz. Özgür Özel, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 'Özürlü' Kelimesi yerine 'Engelli' kelimesinin kullanımıyla ilgili açıklama yaptı.

ÖZEL, '' 'ÖZÜRLÜ' DEĞİL 'ENGELLİ' !

ÖZEL, '' 'ÖZÜRLÜ' DEĞİL 'ENGELLİ' !

Chp Manisa Milletvekili Ecz. Özgür Özel, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 'Özürlü' Kelimesi yerine 'Engelli' kelimesinin kullanımıyla ilgili açıklama yaptı.

Özgür Özel TBMM'de şu konuşmaları yaptı; "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yapmış olduğu bir çalışma üzerine görüşmelerde bulunuyoruz ve ittifakla, bütün grupların ittifakıyla Komisyonumuzdan geçmiş olan bu kanunu birazdan burada yine ittifakla kanunlaştıracağız.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bizim açımızdan çok önemli. Gerek Komisyonda gerek burada gerek taşra teşkilatında bir iktidar-muhalefet ilişkisi içinde almıyoruz meseleyi. Eleştirilerimizi yapıcı, yönlendirici ve katkı verici noktada ve hiçbir zaman da bir engelleme yoluna gitmiyoruz. Sayın Bakana da Komisyonda ifade ettik. Bu, bizim, hepimizin gözü gibi bakması gereken bir Bakanlık ve çalışmaları öyle olmalı çünkü bu, devletin sol eli. Bu devletin sol eline özellikle bizim gibi sosyal demokrat bir partinin çok daha sıcak bakması lazım. Biz devletin sağ elinin neler yaptığını biliyoruz ama sol eli sosyal politikalar üreten, alan değil, veren düşkünlere, yoksullara, yaşlılara sahip çıkan politikaları üretecek olan el devletin sol elidir. Aynı, siyasetin sol tarafının bu konulardaki duyarlılığının yüksek olması gibi, burada da devletin bu Bakanlığını, devletin, alan değil, veren, dövmeyen, seven, şefkatli sol eli olarak kabul ediyoruz ve bununla bir çelişki içinde olmamız mümkün değil bizim.

Sayın Bakanın şahsında da çok uyumlu çalışma hâlindeyiz. Kendisinin pozitif yaklaşımlarına her zaman müteşekkir olduğumuzu ifade ediyoruz. Bugün Genel Kurulda maksadını aşan bir ifade ve son derece üzücü bir şey yaşadık. Biz, hiçbirimiz, bunun Sayın Bakanın şahsında böyle yaşanmasını istemezdik. Hepimizin içi daraldı, içi sıkıldı. Ama bu meseleye şöyle bakmak lazım: Ben, Sayın Bakanın partisindeki hanımefendilerin, kadın milletvekillerimizin gösterdiği duyarlılığı gerçekten anlıyorum ama bu, çifte standart meselesi. Bu “Senin hakaretin kötüdür, benim hakaretim iyidir.” meselesi. “Sen söylersen yanlıştır ama bizimki söylerse görmeyiz. Bu çoğunluk bize bu meşruiyeti tanır.” meselesi. Bu, Parlamentodaki kadınların göstermiş olduğu duyarlılığı birazcık gölgeledi. Bu meseleyi… Sayın Aylin Nazlıaka’ya Bülent Arınç bunları söylerken de aynı duyarlılık gösterilebilseydi. Hadi onu bırakın, hep beraber bir bakalım: Biz hep beraber… Mesela, Mehmet Metiner’in yaptığına her biriniz “Çok yanlış yaptı, keşke yapmasaydı ama…” deyip oylamaya gelince sizler “hayır” oyu vermeseydiniz de bugün biz çekimser kalmak gibi örnek bir davranış gösterirken onu da daha ilerisine götürebilseydik. Ama burada birinin bir adım atması lazım da, bu Şeyh Edebali’nin oğluna verdiği nasihati anlatan ve iktidara sorumluluk yükleyen o şeyi Plan Bütçe Komisyonundan tutun bu kürsüye kadar sıklıkla dile getirdiğinizde biz de memnuniyetle karşılayarak dinliyoruz. O, iktidara sorumluluk yükler. Burada muhalefetten sorumluluk beklemek veya ana muhalefet partisinin pozisyonundan bir diğer muhalefet partisinin tuttuğu pozisyona gidip teşekkür etmek ama daha sonra o muhalefet partisiyle milletvekiliniz karşılıklı hakaret ettiğinde ona kınama cezası verin, sizinkine kınama cezası verilmemesine el kaldırmak işte, Şeyh Edebali’nin iktidarı teslim ettiği, iktidarı alan oğluna bunları öğütlemiyor. Bir de meseleye buradan yaklaşmak lazım.

Bunun dışında ne yapmaya çalışıyoruz bugün burada? Kanunlarımızdaki kullanıla kullanıla dejenere olmuş, özür, sakatlık ve benzeri kelimeler yerine daha çağdaş, daha az yıpranmış engelli kelimesini kullanmayı amaçlıyoruz. Ama emin olun, eğer içini dolduramazsak yani anlayışa dönüştüremezsek, bunu bir davranış biçimi, bir bakış açısı hâline getiremezsek yaptığımız uygulamalar bu kelimenin de içini boşaltacak, on beş yirmi sene sonra, yine bir Sayın Bakan, bu sefer engelli kelimesi dile daha uygun gelen, fonetik adaptasyonu daha kulakları tırmalamayan bir kelimeyle değiştirmeye çalışacak. Aslında kavramları bu hâle getiren, o kavramların kelimenin kendisi değil, ona yüklediğiniz anlam, eylemlerinizle o anlamı taşıdığınız nokta oluyor. Böyle şeyler yapılmasını ümit ediyoruz. Bu günü bir başlangıç günü, sembolik bir gün olarak kabul ediyoruz. Biz artık özürlü yerine engelli kelimesini kullanarak şunu yapacağımıza inanıyoruz: Özür derseniz, özrü merkeze alıyorsunuz yani diyorsunuz ki, “Sende bir kusur var, sen nereye gidersen git bu kusur seninle geliyor. O yüzden sorun sende ben sana ne yapayım?” Ama engel derseniz, sorunu kişiden alıyorsunuz ve çevreye tanımlıyorsunuz. Aynen şöyle: Yan yana 2 tane engelli düşünelim, yüksek bir kaldırım var, o yüksek kaldırım yürümekte olan ortopedik engelli için bir engel ama yanındaki duyma engelli için bir engel değil. Ama daha sonra sesle yönlendirmenin olduğu bir yere gittiğinizde, bu sefer engelliler yer değiştiriyor. Bu yüzden de biz, özür yerine engel diyerek sorunun çevrede yani engeli taşıyan bireyde değil de ona, onu yükleyen çevre ve bizler olduğunu kabul ediyoruz ve oradan sonra da aslında kendimize birtakım yükler alıyoruz. Diyoruz k: Biz çevreyi ve bunun gibi işte belediyelere bu konuda görevler yükleyeceğiz, Meclise görevler yükleyeceğiz, tüm bakanlıklar, tüm bürokrasi birtakım görevler yüklenecek ve onun üzerinden yol yürüyeceğiz diyoruz. Bu bir irade beyanıysa Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunun tamamen arkasındayız ve yanındayız.

Bakın, konuya biraz çarpıcı bir örnek vermek gerekirse: Benim hemşehrim, 24 Mart 2013 gününde YGS sınavına Manisalı görme engelli Müge Müjgan Turanlı girdi. Müge Müjgan Turanlı sınava girerken bir dilekçe yazdı, başvuruda bulundu ve dedi ki: “Sayısal derslerden anlayan bir okutmana ihtiyacım var.” Çünkü göremiyor. Ona verilen yardımcı ve onun durumunda kalan pek çok kişiden dinledik ki: Bu “sayısal işlerden anlayan” kelimelerini biz anlamamışız ve ona sadece okuma yazma bilen birini vermişiz yanına. Hal böyle olunca ne oluyor örneğin:  “A var, ters bardak var, B var, eşittir.” “A kesişim B kümesi” demek istiyor arkadaşlar. Demiş ki: “El yazısıyla R var, kuyruğu solucan gibi aşağı uzuyor.” Gama kısaltmasını tarif ediyor. Şimdi, bu arkadaşımızın önüne başlı başına koyduğumuz engele -talebine rağmen- kaldırabileceğimiz bu engele, bir matematik öğretmeni yanına vererek çözebileceğimiz bu engele gösterdiğimiz özensizliğe dikkat çekmek istiyorum. Demek ki burada Bakanlık bürokrasisinin not alacağı bir şeyler var. Yani bu bir bakış açısı ve komple, bütün bakanlıklara da görevler yükleyen ve etkin bir çalışma gerektiren bir gruptur diye düşünüyoruz.

Şimdi, tabii, şunun üzerinde biraz daha durmak lazım ki: 2005 yılında kabul edilen Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, engelliler için temel kanun ve bu kanun, engellilere hak sahibi özneler olarak bakmayan; aksine, engellileri Türkiye’de devletin temel bakışı olan korunmaya ve yardıma muhtaç kişiler olarak algılayan bir temel yapıya, bir arka plana sahip. Bir kere bunu değiştirmemiz gerekiyor. Çünkü, öylesine eleştiriler var ki -zaman zaman biz bunu bu kürsülerden de söyledik- son on yılda sosyal devletten sadaka devletine doğru bir dönüş var diye. Bunun böyle olmadığını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bize icraatlarıyla ispat etmesine ihtiyacımız var.

Sosyal Hizmetler Kanunu ile engelli bireylerimizin ailelerine verilen asgari ücret tutarındaki evde bakım yardımını geçen sene burada konuşmuştuk -geçen sene, 27 Haziranda- ama şöyle konuştuk: Eğer 500 liranın üstünde yani asgari ücretin iki bölü 3’ünden fazla geliriniz varsa ve eğer bu yardımı alıyorsanız… Bu Meclis bütün itirazlarımıza rağmen üç ay süre tanıdı, üç ay içinde başvurmayanlara da icra takibi yoluyla bu paraların geri alınması konuşuldu… O gün burada ne itiraz ettiysek bugün iktidar, muhalefet bütün milletvekillerinin başında bu dert. Düşük gelir seviyesinde, 600-700 lira geliri olan aile, 500 lirayı geçmiş, kendini ihbar etmemiş… Ve bu paranın geri alınmasıyla ilgili hepinize gelen başvurular var, “Bana bu kadar borç çıkardılar.” diyorlar.

Evde bakım dersek, evde bakımda da mantık aynı. Engelline evde bak; engelline, yaşlına evde bak, çocuğuna evde bak, ben sana para vereyim. Bu yaklaşım doğru değil. Yani, bu yaklaşım şu açıdan doğru değil: Türk filmlerini hatırlatıyor bu yaklaşım. Eski Türk filmlerinde bir ayyaş baba vardır, devamlı içer, çocuklarla ilgilenmez; çocuğu şefkat için yanına gelir, cepten para çıkarır verir. Veya o, konken oynayan anne tiplemesi. Çocuk okuldan gelir, kapıda bir öpücük bekler, ilgi bekler, sıcak bir yemek bekler; anne konken oynamaktadır, çocuğun cebine para sokuşturur, “Git bir hamburger ye.” der. Orada içiniz sızlar ya. Bakın, o ayyaş baba veya konken oynayan ana meselesi bizim devlet babanın ve devlet ananın bugünkü meselesidir.

Sosyal politikalar üretmek yerine, “Ben sana parasını vereyim, sen bu işin arkasını arama artık.” denir ama herkes şunu bilir ki, o filmlerde herkes onu bilir ki o paranın bir devamlılığı da yoktur, inanın, bir kıymetiharbiyesi de yoktur. Kadını sosyal hayattan tecrit eden, üstüne üstlük, profesyonel bakıma muhtaç engellileri bundan ayrı tutan, onları zaman zaman şiddete, hatta bir karanlık odada yatak yaralarına, ölüme terk eden bu sistemin sosyal devletle ilgisi yoktur.

Bir de şöyle bir anlayış var -kimse kızmasın ama Sayın Başbakanın bir temel
yaklaşımı var ya “ Erkekler devlet kurar, kadınlar aile kurar.”, bu mesele tam
olarak ona doğru gidiyor.  “Erkekler devletin çatısı, kadınların ailede görevleri
var.” Meseleyi sadece aile olarak merkeze alan yani bekâr kadını, evlenmeme
tercihinde bulunan kadını sanki bu devletin ulvi menfaatlerinin dışında davranan
ve bir nevi de pek böyle işe yaramayan bir vatandaş gözüyle gören bu yaklaşımı
da buradan tartışıyor olmamız gerekir diye düşünüyorum. Engelli maaşı meselesi çok konuşuluyor.Engelli maaşına gelmeden önce şu Balthazar cetvelinden bir bahsetmek lazım.

Değerli iktidar partisi milletvekilleri, size herkes geliyor ve diyor ya: “Eskiden yüzde 70’ti, 80’di benim engelim, benden tekrar rapor istediler, 43’e düştü, maaşım kesildi; benden tekrar rapor istediler, düştü.”

Bakın, 1880, Fransız bir bilim insanı “Balthazar cetveli” diye bir şey icat etmiş. Bu insan aslında bunu adli tıp için icat etmiş yani birisi dayak yiyor, bazı yerleri işlev göremiyor veya ölmüş, bakıyor, sağ kolu çalışmıyorsa 12 puan, sol bacağı tutmuyorsa şu kadar puan, gözünün biri kapanmış, görmezse bu kadar... Balthazar cetveli bu. Bunu daha sonra engel durumunun tespitinde kullanmaya başladılar. Bütün dünya bu yanlışı yaptı. Sonra, bu 1880’deki Balthazar cetvelinden 1970’lerden itibaren herkes geri dönmeye başladı. Herkes döndü, bir tek biz 2006’dan itibaren Balthazar cetvelini uygulamaya başladık. Balthazar cetveli, çoklu engel durumlarının engellerinin ayrı ayrı durumdakinden toplanınca 2’yle 2’nin toplandığında 4 değil 3 etmesine yarayan ve engellileri mağdur eden bir şey; bunu bilgilerinize sunuyorum, bunu bir tartışmaya açalım. Eski sistem, doktor veriyordu bu raporu ve o raporu veren heyette psikiyatrist de vardı. Bakın, Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Millet Sözleşmesi şöyle dedi, 2009’da revizyon yaptılar: “Engellilik statüsü vücudunda engel oranıyla değil, toplum içindeki ayrımcılığı nasıl hissettiği, nasıl eksiklendiği, nasıl yeteneklerini kullandığıyla ölçülen bir durumdur.” Çağdaş olanı bu. Bırakın öyle 1880 model Balthazar cetvellerini falan da bizim bir an önce bu meseleyi tekrar doğru bir şekilde ele almamız lazım.

Düşünün ki, bir kolu olmayan biri, buna sen “20” dersin, “30” dersin, o kolunu kaybettikten sonra akıl sağlığı, artık psikiyatristi onu çalışmaktan men ediyorsa bu malulen emekli edilmesi gereken bir durumdur. Bir psikiyatristin olmadığı bir yerde Balthazar cetveli bu işlere karar vermemelidir. Bu bir bakış açışı. Bu, 1880 model Fransız işi değerlendirmeden derhâl dönmeliyiz.

Bir de şöyle bir şeyi daha vurgulayayım: 2022 maaşlarında 119 liralık kazanç meselesi var ya. Engelli parası alınacaksa kişi başına 119 liradan daha az gelirinin olması gerekiyor. Eskiden şöyleydi: Ailenin giderinden geliri çıkıyordu, 119 liradan fazlaysa bu para verilmiyordu. Şimdi, inanır mısınız ailenin geliri 500, gideri 600, aradaki 100 lirayı da bir yerden bulmuş, belgelendirilmemiş kazanç, gelir 600 hesaplanıyor, aile 3 kişiyse kişi başı aylığı 200’e geliyor, dolayısıyla  bakım parası kesiliyor. Bunlara çözüm bekliyoruz."dedi. 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.