OYUNDA KAL

Geçenlerde okuduğum bir haber, hiç inandırıcı gelmemişti bana. Şöyle deniliyordu haberde. ' 5-10 yıl içerisinde Amerika'da, 20-30 yıl içerisinde tüm dünyada hiç kağıt gazete kalmayacak.'

OYUNDA KAL

OYUNDA KAL 

Geçenlerde okuduğum bir haber, hiç inandırıcı gelmemişti bana. Şöyle deniliyordu haberde.  5-10 yıl içerisinde Amerika’da, 20-30 yıl içerisinde tüm dünyada hiç kağıt gazete kalmayacak.’

          ‘Hadi canım’ dedim kendi kendime. ‘Tamam eni sonu olacağı o da, biz görmeyiz.’ Oysa, 5 Ekim’de katıldığım bir konferans fikrimi kökten değiştirdi.

          Konferansın Adı: YENİ MEDYA DÜZENİ. İstanbul’daydı. Dijital dünyanın devrimcileri katıldı. Yani; günümüzde yaşadığımız büyük değişimlerin öncüleri.

-          Wikipedia’nın kurucusu Jimmy Wales

-          İnternet dünyasının ilk akla gelen melek yatırımcısı Tim Draper

-          Alibaba.com’un Başkan Yardımcısı Brian A. Wong

-          Bilgisayar Oyunları Tasarımcısı Alan Chen

-          Teknoloji, Oyun Kuramcısı ve Yazar Tom Chatfield

-          Dünyayı sarsan Wikileaks Kurucusu Julian Assange 

Konferansın Teması ‘OYUNDA KAL’ dı. Bu nedenle, bu 6 adam, var oluş öykülerini, birçoğumuzun farkına varamadığı devrim niteliğindeki büyük değişimleri, gelecek öngörülerini anlattılar ve oyunda kalmak için ne yapılması gerektiği konusunda ipuçları verdiler. Sonuç olarak: 5 Ekim 2011 Çarşamba günü Saat 09.00’’daki ben ile, saat 18.00’deki ben arasında bayağı fark yarattılar. Birçok konu üzerindeki, birçok fikrim değişti.

      Gazetelere ilişkin gelecek öngörüsü hiç gündeme gelmedi ama, yazının başında bahsettiğim haberin doğru olduğuna ikna oldum. Hatta belki, o kadar bile sürmeyecek. Sanırım torunlarımız, bizim transistörlü radyoya baktığımız gibi bakacaklar gazete kağıtlarına. Üzülesim var. Fakat ne çare. Değişime nasıl ve nereye kadar karşı durulabilir ki?

     Oyunda kalmak ya da başka ifadeyle muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak için anlamak, algılamak zorundayız değişimleri.  Bu zor iş. Kolay değil. Ne de olsa yeryüzünde en fazla değişime maruz kalan kuşağız. Düşünsenize ne çok şey sığdı bizim kısacık hayatlarımıza? Mum ışığı öyküleriyle büyümedi miydik biz? Postane, kütüphane ve daha birçok hane, dünya var oldukça var olacak şeylerden değil miydi düne kadar? Bu göz açıp kapayana değişimler, korkutucu bir yandan, sınırları olmayan, kesinliği olmayan, her an değişebilecek olan bir dünya. Büyüleyici öte yandan. Aynı nedenlerle üstelik. Sınırları yok diye, her an her şey olabilir diye. Hayal bile edemediğin şeylerin gerçeğe dönüşme potansiyeli çok diye. Büyülense mi insan, ürperse mi? Karar veremedim.

     Konferansta, bir çağ kapatıp yeni bir çağ açan büyük buluşların yaygınlaşma hızlarını karşılaştıran bir istatistik verdiler. İlginçti. Paylaşayım. Bir buluşun 50 milyon insana ulaşma hızı. Elektrik, 50 yılda ulaşmış 50 milyon insanın kullanımına. Radyo 37 yılda. TV 12 yılda. İnternet 2 yılda. 

     Sonuç: Sanal aleme uyum vaktidir, bundan kaçış yok. Dokunmadan ve özellikle koklamadan insan nasıl okur hiç bilmiyorum ama, bilecek olan nesil yola çıktı geliyor.

     Bu devasa değişimlerin, medyaya yansımaları, konferansın ana konusuydu. Özetle şunu anladım ki; olup bitenler, sadece teknolojik bir yenilik, değişim, gelişme filan değil.    

       Kültürel, sosyal, ekonomik çok yönlü, çok boyutlu kökten ve büyük bir dönüşüm yaşanıyor medyada. İnsanların iletişim biçimleri, habere ulaşma tercihleri değişiyor. Tek yönlü bir mesaj iletim ortamı değil artık söz konusu olan. Çok yönlü bir etkileşim alanı oluşmuş.

 

     Bu, medya tekellerinin kırılması yolunda umut verici bir gelişme aslında. Çünkü, dünyanın başına bütün belaları, medya tekellerinin sardığını düşünenlerdenim.

     Jullıan Assange de benim gibi düşünüyor aynen. Dünyaya doğruları söylediği için, kendisine reva görülen ev hapsi cezasının 498. günündeydi o gün. Bu nedenle video konferans yöntemiyle katıldı aramıza. Vietnam Savaşı’ndan Irak Savaşı’na dünyadaki tüm savaşların yalancı peygamberler dediği uluslararası haber ajanslarının söylemiş oldukları yalanlar yüzünden çıktığını iddia etti. Ve buradan güzel bir sonuca vardı.

    ‘Yalanlar, dünyaya savaşı getirdiyse, gerçekler barışı getirebilir. Yalancılar, ait oldukları yere, halkla ilişkilere gitsinler. Gazetecilik doğruyu söyleyenlerin ve yazanların işidir.’

    Katılmamak mümkün değil Assange’ın görüşlerine. Sahiden de sanki, muhabir, gazeteci, haberci değil de, çıkarları olan kişi ve kurumların halkla ilişkiler uzmanıymış gibi haber ve köşe yazanlar ne çok var etrafta. Yine de, onlara değil, anlaşılmaz bir aymazlıkla o kişilere prim yaptıranlara şaşıyor insan. Öyle ya her meslekte defolular olur. Ama genellikle, kabul ve itibar görmezler. Gazetecilikteki istisnai durum nedir anlamadım. Asli işi gerçekleri söylemek, yazmak ve eleştirmek olan biri, gerçekleri gizlediği, yalakalık yaptığı ya da çıkarlarına ters düşenlere saldırdığı ölçüde kabul ve itibar görüyor bu meslekte. İlginç ve vahim.

    Ama önemli olan bence şu. Konferansımızın konusu. OYUNDA KALMAK.

    İşini doğru düzgün etik kurallara uygun ve hakkıyla yapanların oyunda kalabileceğine inanıyorum ben. Umarım yanılmıyorumdur.

 Naime Simsaroğlu 

 


Etiketler; #oyunda #kal

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.