ÖĞRETMENLİK 'KUTSAL' MI DEDİNİZ?

Öğretmenlik kutsaldır da... Hepinizin çevresinde vardır, bir de öğretmenlere sorun!

ÖĞRETMENLİK 'KUTSAL' MI DEDİNİZ?

ASIM USLU- ÖĞRETMENLİK 'KUTSAL' MI DEDİNİZ?

Öğretmenlik kutsaldır da... Hepinizin çevresinde vardır, bir de öğretmenlere sorun! **   Her yıl öğretmenler gününde öğretmenlerimiz ruhlarını okşayıcı sözlerle baş tacı edilir, ne kadar kutsal bir görev yaptıklarından dem vurulur, mesleki sorunlarının giderileceği sözleri verilir, ertesi gün hayat kaldığı yerden devam eder! **   Öğretmenler Günü 1981 yılından beri kutlanıyor. Yani 12 Eylül yönetiminin bir ürünü aslında.   Kenan Evren yönetimi, Yeşilköy Havalimanı’nın adını Atatürk Havalimanı olarak değiştirmek ve Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu’nu kapatıp tek bir çatı altında yeni bir oluşuma götürmek gibi Atatürkçülük adına yaptığı büyük hizmetlerin(!) yanında, nasıl olduysa doğumunun 100. yılında, Atatürk’ün Millet Mektepleri’nin açılışı ile birlikte Başöğretmenliği kabul ediş tarihi olan 24 Kasım’ın her yıl Öğretmenler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırmış... 12 Eylül yönetiminin belki de toplum tarafından benimsenen tek kararı budur! **   Gerçi günümüzde artık öğretmenlik mesleğinin eski saygınlığından çok uzakta olduğunu söylemek gerekir. Devleti yönetenlerin bu meslek sahiplerine duyduğu ilgi azaldığı gibi, daha kötüsü, halk arasında da insanların öğretmenlik mesleğine bakış açıları maalesef olumsuz yönde değişmiş durumda. Herkesin yapabileceği, senede 4 ay(kişiye göre değişiyor, kimine göre 4 ay, kanuna göre 2 ay, Milli Eğitim Bakanı’na göre 3 ay!) tatil yapılan, son derece basit, boş zamanı bol, bu hayattan ‘yırtmanın’ en iyi yolu olarak görülen bir meslek haline geldi, getirildi. Bunda, her meslekte olduğu gibi öğretmenlikte de işini hakkıyla yapmayanların etkisi olduğu gibi, daha çok toplum ve yöneticiler tarafından artık değersiz, sıradan bir iş konumuna getirilmiş, öyle görülüyor olmasının katkısı var. **   Eğitim sisteminin yap-boz tahtasına çevrilmesi... Velilerin okul yönetimi üzerinde etkilerinin giderek artması... Eğitim kurumları yöneticilerinin siyasetin gölgesinde çalışmaları... Ders müfredatlarının sürekli değişmesi... Özel okul ve dershanelerin eğitim-öğretimdeki yerlerinin giderek artması... Teknolojinin gelişmesiyle çelişkili olarak öğretmenlerinin omzuna yüklenen evrak işlerinin çoğalması... Sendikal ayrılıkların keskinleşmesi... Öğretmeni, bırakın kutsallığı falan, vasıfsız bir çalışan durumuna düşürmüştür. **   Öğretmenden her türlü bilgi donanımının olması beklenir... Atanabilmesi için alanıyla ilgisi olmayan bir yığın soruyu da bilmesi beklenir... Sürekli iyi giyimli ve pozitif olması istenir... Amirlerinin verdiği her türlü kırtasiye işlerini yapması beklenir... Sınıfta her öğrenciye azami ilgiyi göstermesi beklenir... Adaletin ve eşitliğin giderek azaldığı ülkemizde adil ve eşitlikçi olması istenir... Her veliye, velinin dilediği kadar zaman ayırması beklenir... İletişim becerilerinin yüksek, bedensel ve psikolojik sağlığının hep yerinde olması beklenir... Sağlık sorunları nedeniyle dahi bir dersi bile boş geçse, başta kendi idarecilerinden olmak üzere anlamsız söz ve davranışlara maruz kalabilir... Her yıl oynanan eğitim sistemiyle ilgili görüşleri dikkate alınmaz... Yılda iki kez müfettişler tarafından denetlenmesine rağmen hep yetersizliklerinden dem vurulur...   Bir de üstüne çevresinde sayıları giderek artan “bir daha dünyaya gelirsem öğretmen olucam”cıların yarı şaka küçümsemeleriyle uğraşırlar... **   18-20 Kasım tarihleri arasında “Ulusal Öğretmen Stratejisi Çalıştayı” yapıldı. Milli Eğitim Bakanlığı’na çeşitli öneriler sunulması kararlaştırıldı. Öneriler arasında öğretmenlerin yaşam koşullarınıçalışma şartlarını iyileştirecek bir şeye rastlamadım. Varsa yoksa eğitim fakültelerine şöyle öğrenci alınmalı, KPSS şöyle olmalı, öğretmenlerin kariyer basamaklarını şöyle yapalım, öğretmen kontenjanlarını ayarlayalım, 15 yıl aynı okulda çalışanı başka okula yollayalım, vesaire vesaire... Ha sahi, haklarını yemeyelim, şunu önereceklermiş bakanlığa, öğretmenlere internet ücretsiz olsun, ören yerlerine ve müzelere bedava girsinler! Vallahi bravo! Zaten öğretmenler boş zamanlarında o müze senin bu harabe benim geziyorlar!   ‘Atanamayan öğretmenler’ ile ilgili somut bir öneri yok... Öğretmenlerin maaşlarıyla ilgili bir düzenleme istenmiyor... Giyim çeki, kitap desteği gibi şeyler zaten hak getire...   250 kişi katılmış çalıştaya. Akademisyen, eğitimci, bürokrat, sendika temsilcileri, eğitim dernekleri temsilcileri... **   Mustafa Kemal, 250 kişiyi Kurtuluş Savaşının tam ortasında topladı Ankara’da! 15 Temmuz 1921’de... Sakarya Savaşı’nın hemen öncesinde! 250 kişi, hepsi öğretmen! Kadın-erkek 250 öğretmen Maarif Kongresi’nde toplandı. Ateşler içindeki bir ülkenin, daha işgalden kurtarılamamış bir yurdun eğitim sistemini planladılar! Mustafa Kemal, cepheden gelip kongrenin açılışını yaptı. Milletin oluşumunda öğretmenin rolünü anlattı, eğitim mücadelesinin cephedeki savaştan daha önemli olduğunu söyledi, öğretmenlere güç ve moral verdi. Geleceği siz kuracaksınız, dedi! **   Eğitime ve eğitimciye onun kadar değer veren bir devlet adamı henüz gelmedi. O ve onun yanındakiler eğitimi Milli Mücadele’nin bir parçası olarak gördüler. O yüzden öğretmenler her zaman ve her yerde saygıyla karşılanıp sevgiyle anıldılar. **   Öğretmenlerin yine hak ettikleri saygıyı ve ilgiyi görmeleri için de Hasan Ali Yücellere... Mustafa Necatilere... İsmail Hakkı Tonguçlara... Selim Sırrı Tarcanlara... İbrahim Alaeddin Gövsalara... Rüştü Uzellere ihtiyacımız var.   Ve tabi mutlaka Mustafa Kemallere!    Asım Uslu   asimuslu@manisahaberleri.com


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.