NEDİR BU "ÖZERKLİK"?

Diyarbakır'da 13 şehit verdiğimiz hain terör saldırısından saatler önce, Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Diyarbakır'da yaptığı toplantının ardından "demokratik özerklik" ilan etti!

NEDİR BU

NEDİR BU "ÖZERKLİK"?   Diyarbakır’da 13 şehit verdiğimiz hain terör saldırısından saatler önce, Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Diyarbakır’da yaptığı toplantının ardından “demokratik özerklik” ilan etti!                                                              **   Peki, nedir bu “demokratik özerklik”? Soğukkanlı bir şekilde konuya yaklaşarak kafa karışıklığına son vermeye çalışalım...                                                              **   Kafa karışıklığına aslında bizzat DTK’nın sonuç bildirgesi de yol açmaktadır. Sonuç bildirgesini açıklayan Aysel Tuğluk, özerklik ilanını şöyle açıklıyor: “Uluslar arası insan hakları belgelerinin tanımladığı haklar ışığında ortak vatan anlayışı temelinde toprak bütünlüğüne ve demokratik ulus perspektifi temelinde Türkiye haklarının ulusal bütünlüğüne bağlı kalarak, Kürt halkı olarak demokratik özerkliğimizi ilan ediyoruz.”   Neresinden tutsanız elinizde kalacak bir açıklama!   Uluslar arası insan hakları belgelerinin tanımladığı konuyla ilgili haklar nelerdir?   Hem ortak vatan, hem toprak bütünlüğü kavramı içinde “etnisite” ye dayalı bir yönetim ayrışmasını nereye oturtmak lazım?   “Hem demokratik ulus” diyorsunuz, hem “Türkiye halkları” diyorsunuz?   Muğlak, ilkeleri net olmayan, hem bağımsızlık ilanı gibi, hem “bir arada yaşayalım” mesajı vermeye çalışan, garip bir cümle!                                                              **   “Özerklik”, ‘kendi kendine yeterlik ve yönetimde serbestlik’ demektir. Antidemokratik olanı bilmiyorum ama demokratik olanı nasıl oluyor, bir bakalım...                                                              **   DTK tarafından ilan edilen ve BDP tarafından da benimsenip programında yer alan “demokratik özerklik”in çerçevesi 9 maddede tanımlanıyor.   1. maddede diyor ki, “Türkiye siyasi ve idari yapısında demokratikleşmeyi sağlamak amacıyla köklü bir reformu öngörür.”   Nasıl bir reform? İstenen tam olarak nedir? İdari yerinden yönetim mi isteniyor, siyasi yerinden yönetim mi? Desantralizasyon (yerinden yönetimleştirme) mu istiyorsunuz, hizmette yerellik mi istiyorsunuz, yoksa Dünya Bankası ve Avrupa Birliği’nin yeni kavramı “yönetişim” mi?                                                              **   Bakınız... Temel sorun, günde bin kere dillendirilen ve savunulan kavramların ne olduğunu bile bilmememiz ve bilmediğimiz kavramlara dilediğimiz anlamları yüklememizdir.   Türkiye Cumhuriyeti, üniter bir devlet sistemine sahiptir. İngiltere gibi, Japonya gibi... Türkiye Cumhuriyeti, üniter bir devlet olarak, merkeziyetçi bir yapıya sahiptir. Mahalli idareler üzerinde idari vesayete sahiptir. Kamu hizmetlerinin yürütülmesinde merkezi yapının egemenliği esastır. Bu Anayasanın 123. ve 127. maddelerinde açıkça yazar.   Bu sistemin olumsuzlukları var mıdır? Elbette vardır. Özellikle mahalli idareler ölçeğinde. Geçmişteki bazı iktidarlar gibi bugünkü siyasi iktidar da bunun farkındadır ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesine önem verilmekte, bunun için adımlar atılmaktadır.   Olumsuzlukların giderilmesinin yolu federatif bir sistem midir? Değildir! Şöyle ki... Üniter devlet sistemi, halkın kamu hizmetlerine ilgisini azaltır, bu bir gerçektir. Çünkü merkezi bürokrasi vatandaşları tembelleştirir. Ancak, İspanya, Almanya, ABD gibi federatif yönetime sahip ülkelere göre üniter devletlerde halkın siyasi katılımı daha fazladır. Federasyonun bölünmeyi getirme gibi riskleri vardır, üniter devletin ise merkezi bürokrasiden kaynaklanan olumsuzlukları. O halde çözüm ara yoldur. O da mahalli idarelerin güçlendirilmesidir. İşte nirengi noktası da burası! Mahalli idarenin varlık sebebi “etnisite” mi olmalı? Olursa ne olur? Tartışma şudur; “egemenlik” statüsü olacak mı, nasıl olacak, tam olarak istenen nedir?                                                              **   “Demokratik özerklik” bildirgesinin 2. maddesinde diyor ki; “Sadece devlet sistemini değiştirerek sorunların çözülemeyeceğinden hareketle, toplumun öz yeterliliğini esas alır.”   Bu “öz yeterlilik” nedir? Bütün vergileri siz mi toplayacaksınız? Temel fonksiyonların ne kadarı merkeze, ne kadarı yerel yönetime bırakılacak? Örneğin, eğitim hizmetlerini tamamen siz mi düzenleyip koordine edeceksiniz? Savunma harcamalarını kim yapacak, finansmanını nasıl sağlayacak? Kıbrıs modeli mi isteniyor? “Ben her anlamda burada istediğimi yapayım ama savunmamı, finansmanımı Ankara karşılayıversin, orta vadede de güneyle birleşiveririm canım” mıdır?                                                              **   3. madde...” Sorunların çözümünde geliştirilecek yöntemler için, yereli güçlendirme, halkı söz ve karar sahibi kılma felsefesiyle hareket eder.”   Belediye başkanını halk seçmiyor mu? İl meclisini halk seçmiyor mu? Peki halk tamamen karar verici oldu, bu kararların ne kadarı merkezin onayına veya denetimine açık olacak, bu da net değil...                                                              **   4. madde...” Halkın karar süreçlerine dâhil olması için demokratik katılımcılığı savunur ve tüm yerel birimlerde meclis sistemini esas alır.”   Şu an öyle değil mi zaten? İl, ilçe meclisleri yok mu, muhtar bile seçime giderken azalarını belirleyip onlarla seçime gitmiyor mu?                                                              **   5. madde...” Salt “Etnik” ve “Toprak” temelli özerklik anlayışı yerine kültürel farklılıkların özgürce ifade edildiği bölgesel ve yerel bir yapılanmayı savunur.”   6. madde...” “Bayrak” ve “Resmi Dil” tüm “Türkiye Ulusu” için geçerli olmakla birlikte her bölge ve özerk birimin kendi renkleri ve sembolleriyle demokratik öz yönetimini oluşturmasını öngörür.”   Bu iki maddede niyet daha çok belli ediliyor. “Orada bir bayrak olsun uzakta”, ben yapılanmamı tamamlayayım!   İşte yukarıda sözünü ettiğim desantralizasyon budur! Merkez ile yerel arasındaki idari ve siyasi bağı ne kadar gevşetirseniz, o kadar hızlı ayrışmayı doğurursunuz. Bu maddeler, yalnızca “hizmette yerellik”ten yana olmadığınızın göstergesidir.                                                              **   7.madde... “Demokratik özerk yönetim, “bölge meclisi” olarak örgütlenir ve meclislerde görev alan kişiler de “bölge meclis temsilcisi” olarak tanımlanır. Meclis hem meclis başkanını hem de görevli olduğu alandaki işleri yürütecek yürütme kurulu üyelerini ayrı ayrı seçer. Başkan ve yürütme kurulu üyelerinin, meclisin aldığı kararların icrasından sorumlu olmaları öngörülür.”   8. madde...” Bölgelerin her biri o bölgenin özel adı veya bölge meclisinin yetki sınırları içinde bulunan en büyük ilin adıyla anılacaktır.”   9. madde...”Demokratik özerklik modelinde il valileri, hem merkezi hükümetin hem de bölge yürütme kurulunun aldığı kararları uygulamakla görevlidir. Bakanlıkların taşra teşkilatları da aynı prosedüre tabi olacaklardır. İl Genel Meclisleri, Belediye ve Muhtarlıklar gibi diğer idari yapılar varlığını korumaya devam edeceklerdir.”   İşte bunlar da Avrupa Birliği’nin çok sevdiği “yönetişim” kavramının içeriğine paralel vurgulardır. Yönetişim, bireyin toplumsal ve siyasal rollerini yeniden tanımlar. Bireyi himaye edilen konumdan çıkarır, kamusal alanda daha etkin bir konuma getirir. Yönetişim, yerel yönetimleri destekleyen bir içeriğe sahiptir. Ne güzel değil mi? Ama aynı “yönetişim” kavramı der ki; “yerel ve küresel aktörler devletle birlikte ekonomik, sosyal ve siyasi kararlarda söz sahibi olurlar”!!   Yani diyorlar ki, siz yereli güçlendirin ama hani bizim de sözümüz geçsin canım! Özerkliğin “demokratik” olanı böyle oluyor demek ki!   O yüzden soruyorum, istenen tam olarak nedir, yönetişim mi, desantralizasyon mu, federatif yapı mı, yoksa sadece hizmette yerellik mi?   Halkın terminolojiden yoksun olduğu düşünülerek yuvarlak, garip kavramlar kullanılıyor ama halkın sağduyusu gerçekleri görmesine yetiyor.   Sizin yerel yönetimde varlık sebebiniz “etnik” ise, bunun sonu federasyon, etnik temelli federasyonun sonu da bölünmedir, bunun lamı cimi yok!                                                              **   Sözün özü...   İnsanlık, 20. yüzyıla girerken, koca koca imparatorlukların yıkılış sürecine tanık oldu. Çünkü dünya siyasetine yön veren aktörler için monarşiler ömrünü tamamlamıştı ve yıkılmaları için de ulus devletleri desteklediler. Aynı aktörler, 20 yüzyıl biterken, ulus devletlerin kendileri için zararlı olduğunu görmüşler ve mümkün olduğunca hem siyasi, hem coğrafi açıdan küçülmüş devletler yaratmaya çalışmışlardır. Yalnızca son yirmi yılda, yirmiden fazla yeni, küçük, uysal devlet kurulmasının sebebi budur.   Yani ülkemizdeki gelişmeleri de, dünya siyasetinden bağımsız düşünemeyiz diyorum! Nokta.     ASIM USLU

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.