KRİZ KAPIYI KAÇ KERE ÇALAR?

Ama krizlere bağışıklık kazanmış bir toplum olarak, daha kapımız çalınmadan alarma geçeriz, kimse merak etmesin!

KRİZ KAPIYI KAÇ KERE ÇALAR?

KRİZ KAPIYI KAÇ KERE ÇALAR?   Amerikalı James Cain, 1934’te bir roman yazdı... “Postacı Kapıyı İki Kere Çalar” 1946’da filme çekildi. Ama asıl ses getiren 1981’de çekilen ikinci versiyonu oldu. Filmi izleyenler, Jack Nicholson ile Jessica Lange’in tutkulu aşklarını hatırlayacaklardır. Bir aldatma ve tutkulu aşk öyküsü gibi görünen hikaye aslında, ABD’nin yaşadığı en büyük ekonomik kriz olan 1929 Buhranı’nın izlerini taşır.   Amerikalı Ceyms romanı yazdığı sıralarda, bütün dünya onun ülkesinin başlarına ördüğü çoraptan kafasını çıkarmaya çalışıyordu!                                                              **   “Kara Perşembe” olarak tarihe geçen ekonomik kriz, Amerika’dan tüm dünyaya dalga dalga yayıldı, 50 milyondan fazla insan işsiz ve evsiz kaldı, yüzlerce firma battı, “bırakınız yapsınlar “ ekonomik teorisi, “bırakınız daha da yoksullaşsınlar” gerçeğine bıraktı kendini. E tabi kitleler çekiyor ceremesini bu krizlerin! O kara Perşembede 30 milyar dolar buhar olmuştu çünkü ve o buhar tüm dünyayı haşlayıverdi!                                                              **   Gel zaman git zaman, hem dünya hem Türkiye ne krizler gördü... 1974... 1978... 1987... 1994... 2001... 2008...   Bizi derinden sarsanlar... Devalüasyonlara mahkum edenler... Faizleri bir gecede % 7500’lere yükseltenler... Dövizi aynı gün ikiye katlatanlar... Enflasyonu üçlü hanelere taşıyanlar... Fırlatılan anayasa kitapçıklarıyla taçlananlar... E bi de teğet geçenler tabi!..                                                              **   Dünyayı etkileyen bütün krizlerin altından, önünde, sonunda, eşelediğinizde mutlaka ya petrol çıkıyor ya savaşlar! 1.Dünya Savaşı... 2. Dünya Savaşı... Kore Savaşı... 1974 Petrol krizi... 1978 Petrol Krizi... 1. Körfez Savaşı... 2. Körfez Savaşı... E şimdi de adı henüz konmamış, örtülü bir şekilde devam eden Ortadoğu Savaşları...                                                              **   Türkiye Cumhuriyeti, tarihi boyunca 15 kez ekonomik krize maruz kaldı ve hepsinden zararla ayrıldı... Ama faydası da olmuştur elbet... Hiç olmasa “bağışıklık” kazandık bu krizlere artık! Kafayı bir eğiyoruz, teğet geçiyor!                                                              **   Baksanıza 2008’de ABD, 1929’dan beri, en büyük bunalımı yaşadı, Lehman Biraderler iflas bayrağını çekti. ( ki bu Lehman Brothers öyle Şeker Bank gibi kendi yağında kavrulmuyordu birader, 158 yıllık bankaydı, tarihi Amerikan tarihi kadar neredeyse ve battığında varlıklarının toplam değeri 639 milyar dolardı) Arkasından diğerleri geldi ve “Büyük Amerika” durumu kurtarmak için 700 milyar dolarcık bütçe ayırmak zorunda kaldı!   Ama “Küçük Amerika”nın kapısı sağlam çelikten, pencereler pimapen, balkon alarmlı, kriz zilimize basıp kaçtı sadece!                                                              **   Fakat yaramaz çocuk tekrar geliyor ki, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli açıklama yaptı:   “Dünya ekonomisi üzerinde kara bulutlar gözükmeye başlamıştır. Türkiye’ye olumsuz etkileri olacaktır. O yüzden tedbirli olun” dedi.   Tedbir için önerisi de çok çarpıcı: “Ne varsa onu tutun. Fazla harcamayın!”   Kör tuttuğunu öpermiş, biz ne tutacağız ki birader, ek hesap eksi beş yüzdeyse orada mı tutunalım yani, 1000 dakikalık tarifeden her yöne 150’ye mi geçelim, benzin ne kadar artarsa artsın 10 liralık gaz almaya devam mı edelim, pansiyonda değil, çadırda mı kalalım, bizim etimiz budumuz ne ki zaten, olmayanı nasıl harcayalım?   Bizim tasarrufumuz çayı 2 liraya Ayni Ali’den içmeyip 1 liraya Ulupark’ta içmekten öteye ne kadar gidebilir ki?   Klimayı, doğal gazı kapatalım, interneti de bütün mahalle aynı ağdan alalım, budur yani, bizden başka ne tasarruf beklenir ki?   Ha sözünüz bize değil, “AB Prime Time” grubuna ise, bütün dünyada koca koca ekonomi profesörleri on milyarlarca doları buharlaştırabiliyor ama benim 2 çeyrek altınım hala kenarda durabiliyorsa bu işte bir terslik var!   Artık sistemi sorgulamanın zamanı gelmedi mi?   Serbest piyasa ekonomisinin mucidi Adam Smith  “adam” olsaydı, şu anda Türkiye’de 18 milyon, ABD’de 40 milyon insan “simite” talim eder miydi?                                                              **   Şu kavramların kaçının anlamını biliyorsunuz?   Resesyon... Stagflasyon... Deflasyon... Revalüasyon... Likidite... Konvertibilite... Cari açık... Devalüasyon...                                                              **   Biz bu ekonomik kavramların çoğunun anlamını bilmeyiz... Ekonomik profların da ne dediğini pek anlamayız.  

Ama krizlere bağışıklık kazanmış bir toplum olarak, daha kapımız çalınmadan alarma geçeriz, kimse merak etmesin!

Asım Uslu


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.