KARA LASTİK GİYDİNİZ Mİ HİÇ?

Her bayram geldiğinde hatırlarım. Kara lastiğin özel bir yeri vardır benim dünyamda. Belki bir çoğunuzun da öyledir. Çünkü kara lastik bir semboldür, bir şoktur her hatırlandığında. Yoksulluğun göstergesiydi. Utana sıkıla ama çaresiz giyerdik. Ucuzdu ve en çok bulunan ayakkabıydı.

KARA LASTİK GİYDİNİZ Mİ HİÇ?

KARA LASTİK GİYDİNİZ Mİ HİÇ? Her bayram geldiğinde hatırlarım. Kara lastiğin özel bir yeri vardır benim dünyamda. Belki bir çoğunuzun da öyledir. Çünkü kara lastik bir semboldür, bir şoktur her hatırlandığında. Yoksulluğun göstergesiydi. Utana sıkıla ama çaresiz giyerdik. Ucuzdu ve en çok bulunan ayakkabıydı. Hele bayramlarda gıcır gıcır olurdu. Çünkü o dönemlerde yani 80 ile 90’lı yıllar arasında bizim doğup büyüdüğümüz bölgede çok çeşit yoktu, olanı da alamazdık zaten. Çok pahalı olurdu. Raflarda dururdu.  “Kundura” derlerdi… İbrahim Tatlıses’i meşhur eden “ayağında kundura” isimli şarkıya konu olmuştu. Ayağında kundura, yar gelir dura dura… Kösele olurdu altı. Yürürken takur tukur ses çıkarır herkesi giyene baktırırdı. Bir zenginlik göstergesiydi. Ama bize çok uzaktı. Kurban bayramı gelip çattığında yine o anlamlı yılları, çocukluğumu hatırladım. Kara lastik giyerken kundura uzak bir hayaldi. Biz de gerçekleşme ihtimali daha yakın olan cizlaveti düşlerdik. Oda karaydı ama parlak bir lastikti. Üstelik kara lastikten farklı olarak içinde astarı vardı.  Kara lastikte ayağımız donardı, cizlavette ise üşürdü. Tek fark buydu! Ama o dönemde önemli bir farktı bu! Bugün üretimi var mıdır bilmiyorum ama en çok satılan ayakkabıydı kara lastik. Hele bir dönem naylondan yapılma taklit Adidas’ları hatırlıyorum da, ne günlerdi… Kramponun tamamen naylondan yapılma, hafif, son derece basit şeklini düşünün. Tek renk satılırdı, beyaz… Kara lastik ve beyaz çakma Adidas... Siyah beyaz yıllar… Yıl artık 2012… Her şey rengarenk. Her üründen onlarca, yüzlerce çeşit var. Üstelik kimse para da istemiyor alırken. Taksit imkanı var, indirim var, ödeme kolaylığı var. Kredi kartı var… Zenginlik, bolluk var. Herbirimizin 5-6 çeşit ayakkabısı var. Eskiden bir kara lastik yetiyordu 6 ay. Şimdi 5 çeşit kundura yetmiyor! Çocuklarımız ayakkabı beğenmezken biz o zaman bayram sabahını iple çekerdik, kara lastikleri giymek için… Ve işin garip yanı, biz daha mutluyduk. İşte bu yüzden bayramlar bana kara lastiği, kara lastik de o saf ve buruk sevinçleri anımsatıyor. Ne günlerdi… GÜZEL BİR HİKAYE Yaşlı adam bir konfeksiyon mağazasının vitrine uzun uzun baktıran sonra ilerideki yeşillikte oynayan çocukların en zayıfına dönerek; “Küçüüük!” diye seslendi… “Bana biraz yardımcı olur musun?” Çocuk, hafta sonlarında yaptıkları misket oyununu ilk defa kazanmış olmasına rağmen arkadaşlarını bırakıp geldi. 7-8 yaşlarındaydı ve üzerindeki elbiseler tek kelimeyle dökülüyordu. Yaşlı adam çocuğu, saçlarını aksadıktan sonra, “Vitrindeki elbiseyi giymeni istemiştim. Bakalım üzerine uyacak mı?” dedi. Çocuk bu teklifi ilk önce şaka sandı. Ama adam son derece ciddiydi. Onunla birlikte mağazaya girerken ilk önce rüya da olup olmadığını, daha sonra da şimdiye kadar yeni bir elbise giyip giymediğini düşündü. Genellikle aile deki büyük çocuğa alınan veya komşular tarafından verilen giyecekler elbiselerin ona dar gelmesiyle birlikte ortanca kardeşe kalır, birkaç sene sonra da dizleri aşınmış veya delinmiş vaziyette kendisine yamanırdı. Ama her zaman hasta dedikleri babasının ne kadar zor para kazandığını bildiğinden, bu işe bir kere bile itiraz etmemişti. Şimdiyse ilk defa yeni bir elbisesi olacaktı. Üstelik bayram a üç gün kala… Çocuk yaşlı adamın gösterdiği elbiseleri giydiğinde büyümüş olduğunu ilk defa fark etti. Hepsinin üzerine giydiği kaban bir başkaydı ve artık üşümeyecekti. Çocuk misketleri onun cebine bıraktığında iyice keyiflendi, irili ufaklı misketler gayet derin olan ceplerin bir köşesinde kalmıştı. Demek ki her bir cep en az elli misket alabilirdi. Yaşlı adam çocuğu sağa sola döndürdükten sonra elbiselerin paketlenmesini istedi. Ve iş tamamlandığında tezgâhtara dönerek “Elbiseleri torunuma alıyorum.” Dedi, “Kendisine sürpriz yapacağım için onları bu çocuğun üzerinde denedim.” Çocuk bir anda beyninden vurulmuşa döndü ve ne diyeceğini bilemedi. Ama artık büyüdüğüne göre bir şey belli etmemeliydi. Aynaya son bir defa baktıktan sonra üzerindekileri yavaşça çıkartarak bir kenara bir kenara fırlattığı eskileri giydi. Adam elbiselerin torununa uyacağından emindi. Yaptığı hizmet için çocuğa bir sakız parası vermek istediğinde onu yanında göremedi. Haylaz velet belli ki bu işten sıkılmıştı. Çocuk arkadaşlarının yanına döndüğünde bir kenara çekilerek onları seyretmeye koyuldu. Ve bütün ısrarlara rağmen oyuna katılmadı. Arkadaşları, “Niçin oynamıyorsun?” diye sordular, “En güzel misketleri sen kazanmıştın.” Çocuk inci gibi yaşlar süzülen gözlerini arkadaşlarından kaçırmaya çalışırken, “Misketlerim bu elbiselere yakışmayacak kadar güzeldi.” Dedi. “Bu yüzden onları bayramlık kabanımın cebine sakladım!” İyi bayramlar…

Murat Yalçın


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.