Ellerinizden öpüyorum

Başlığı okuyunca; ‘Acaba kimin elini öpüyor bu Özcan?’ diye sorup merak edeniniz olmuştur. Bu başlık hem çok anlamlı hem de dikkat çekici. Neye mi ? Onun cevabını yazıyı okudukça anlayacaksınız.

Ellerinizden öpüyorum

ÖZCAN AYDIN

Ellerinizden öpüyorum..!           

Başlığı okuyunca; ‘Acaba kimin elini öpüyor bu Özcan?’ diye sorup merak edeniniz olmuştur. Bu başlık hem çok anlamlı hem de dikkat çekici. Neye mi ? Onun cevabını yazıyı okudukça anlayacaksınız.   Türk örf ve adetlerinde, kültüründe çok yaygındır el öpmek. Elbette ki büyüklerimizin ellerini öperiz. İstisna da olsa bazen karşılaştığımız minik elleri… Fakat öyle eller var ki öpülmesi gereken; sevgiyle, özlemle, en derin samimiyetle.. İşte o öpülesi elleri bu yazımda konu almak istedim. Sanırım birçoğunuzun aklına gelmiştir o yüce varlık harikalarımız; Annelerimiz..! *** ANNEM..! Doğunun ücra bir köşesinde, küçük, şirin bir köyde başladın hayatına. Çevrende tek kelime Türkçe bilmeyen ailen, sevdiklerin, sevenlerin ve insanların... Gülpik’te oyun parkları yerine bahçeler, çiçekli vadiler, dağlar, tepeler kucak açtı sana. Süslü oyuncak bebeklerin, bulduğun kaya parçaları oldu. Bezden giydirdiğin taş bebekler… Yalın ayak koştuğun patika yolların oldu çocukluğunda; sonra siyah lastik ayakkabıların korudu nazik ayaklarını. Bana cenneti taşıdığın o ayaklarını öpüyorum annem.   Batıda çocuklar yazın denize, tatile giderken, sen Lerzek’te, Panor’da (yaylalar) koyun keçi güder; tozun dumanın içinde çocukluğun tadını çıkarmaya çalışırdın. Mutluluk çok küçük şeylerdi senin için. İpe dizeceğin renkli boncuklar, yeni dikilmiş bir fistan, gül yüzüne bakacağın küçük bir ayna gözlerini güldürmeye yeterdi. Seneler geçti gitti, genç bir kız oldun annem. Henüz on sekizinde bile değilken evlendin köyünde. At üstünde gittin kendi yuvana. Oralarda adet öyleydi…   Çok kalmadın köyünde ve Manisa’ya göç ettin. Burada da sadece Türkçe konuşan yabancı insanlar komşun oldu annem. ‘Su’, ‘ekmek’ oldu öğrendiğin ilk kelimeler… Kimse alay etmedi dilinle, destek oldu sana, öğretti yeni dilini; Türkçeyi… Yoksulluğun tanımını da öğrenmek uzun sürmedi. Kiralık küçük evinde sobasız battaniye altında geçirdiğin kışların oldu. Kuru soğan, bulgur pilavıyla bazen de aç geçen günlerin… Kendi yaptığın el işleriyle süslediğin o gece kondu, yine de bir saray gibiydi senin için. Acı tatlı aylar geçip gitti ve Allah ilk yavrunu nasip etti. İlk kucakladığın bebeğin ben oldum. Yoksul evine gelen ilk misafir bendim annem. Annelik duygusunu ilk benimle tattın. Senden bir parçaydım ben. Küçük şirin evine ışık saçan nurdum, soğuk geçen akşamların güneşi olup ısıttım sineni. Aynı zamanda çile oldum, zahmet oldum sana. Hastalandım üzdüm seni, belki de ağlattım kimi zaman. Kim bilir kaç gece uykunu kaçırdım, kaç gece sabahladın bu yavrun için? Yine de sevgiyle kucakladın, sabırla avuttun beni her ağlayışımda. Yarım yamalak Türkçenle eğittin beni, öğrettin… Parasızlıktan kıyafet alamadığını, bulduğun kumaş parçalarıyla elbiseler diktiğini nasıl da duygulanarak anlatırdın bana annem. Gözyaşlarına kurban olayım. Yavrunu giydirip, her şeyin en güzelinden yedirememenin mahcubiyetine kapılma sen. Varlığın benim için zaten en büyük zenginlik senin...   Gündüz fabrikada, akşam el kapılarında, hafta sonu bulduğu her işte çalışan, yorulmadan alın teriyle bana gelecek hazırlayan babam yoldaşın oldu hep. Sırdaşın, dert ortağın oldu. Okul çağına geldiğimde tüm birikiminizle bana aldığınız takım elbiseyi hala hatırlıyorum. Amcamın elinden tutup okula gittiğim ilk gün şu an gözlerimin önünde. Arkadaşlarım simit gazoz yerken, çantama koyduğun cevizli çöreği neden beğenmediğimi bugün tebessümle anıyorum. Bana o çörekleri yapan öpülesi ellerine hasretim annem. Israrla istediğim uçlu kalemi bana aldığınızda nasıl da mutlu olmuştum. Kaybedersem bir daha alamayacağınızı düşünerek nasıl da gözüm gibi korumuştum. Seneler geçip yeşil rengi soldukça kullanmıştım o kalemi. O kalemle sevmiştim yazmayı zaten annem.   Benden sonra kardeşlerim oldu. Beş kardeşime daha baktın büyüttün. Bazen üzdüğümüzde ‘Beş kardeşi’ yanaklarımızda duysak da bugün yaptıklarımızdan öyle pişmanız ki... Çocuktuk, çocukluğumuza ver annem.   Bugün çocukların büyüdüler. Türlü zorluklarla bu günlere getirdiğini bazen unutsak da biz, senden af diliyoruz annem. Bugün çok zenginiz. İstediğimiz her şeye sahibiz. Bunun manevi zenginlik olduğunu iyi biliyoruz. Zaten nedir ki hayattan beklediğimiz? Maddiyat bu dünyanın olsun. Senin bir bakış, sevgiyle bir dokunuş ve hayır duan bizim için zenginlikten öte annem. Bugün hala bizimle olduğun için Allah’a sonsuz şükürler olsun annem.   “Biz insana, anne babasına iyi davranmasını emrettik” diyen Rabbimin emri başım gözüm üstüne. Onlar artık bana ve kardeşlerime kalan en değerli miras, en önemli emanet…  *** Her yıl Mayıs ayının ikinci Pazar’ı Anneler Günü’ymüş. Bu sene de 8 Mayıs’mış. Oysa bizim için her gün anneler günü. O elleri öpülesi varlıkları tek bir gün anmak, onların emeğini tek bir güne sığdırmak ve karşılık vermek ne talihsiz bir durum. Bu gönül almaktan başka bir şey değil ki..! 8 Mayıs’a özel olsa da bu yazım, her günün anneler günü olduğuna dikkat çekmekti amacım. Özetle annemi, ailemi anlatmaya çalıştım. Bu yazı anneme ve tüm fedakar, vefakar annelere özel olsun istedim. Samimiyetime inanıp, sabırla okuyan herkese teşekkür ediyorum. Annesiz kalmış, özlemle anne sıcaklığı hisseden herkese Allah’tan sabır diliyorum.   Annemin, tüm annelerin ellerini öpüyorum. Her gününüz kutlu, her gününüz huzur, mutluluk dolu olsun.   Sağlıcakla kalın…        

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.