EĞİTİM BİR-SEN: "SİVİL VE ÖZGÜRLÜKÇÜ ANAYASA ARTIK YAPILMALI"

Eğitim Bir-Sen Manisa Şube Başkanı Mehmet Emin Sofuoğlu, yeni sivil ve özgürlükçü anayasanın artık bir an önce yapılması gerektiğini söyledi.

EĞİTİM BİR-SEN:

EĞİTİM BİR-SEN: “SİVİL VE ÖZGÜRLÜKÇÜ ANAYASA ARTIK YAPILMALI”

Eğitim Bir-Sen Manisa Şube Başkanı Mehmet Emin Sofuoğlu, yeni sivil ve özgürlükçü anayasanın artık bir an önce yapılması gerektiğini söyledi.

Eğitim Bir Sen, yeni sivil ve özgürlükçü bir anayasanın bir an önce yapılamasından yana. Çalışanların ekonomik, sosyal, mesleki hak ve menfaatlerinin geliştirilmesine, Türkiye’nin demokratikleşmesine, sivilleşmesine ve özgürleşmesine katkı sunmak amacıyla” diye başlayan kuruluş manifestosunun ilanının ardından 14 Şubat 1992’de Eğitim-Bir-Sen’in, sendikal alanda temiz bir sayfa olarak yerini aldığını söyleyen Eğitim Bir-Sen Manisa Şube Başkanı Mehmet Emin Sofuoğlu, “Öncü sendika olmanın görüş genişliği ve derinliği ile örnek hizmetlere imza atan bir sendika olarak her yıl genişleyen değil büyüyen bir sendika olmak, heyecanımızı şevkimizi ve gururumuzu arttırmaktadır. Türkiye’nin hiç bir köşesine sıkışmadan tüm ülke sathında yaygınlaşmış bir sendika haline gelmiş olmak sorumluluğumuzu bir kat daha ağırlaştırmaktadır. Ülkemizin ve insanımızın kültürel zenginliklerini farklılık ve ayırım noktası haline getirmeden maddi manevi değerlerimize yaslanarak üzerimize düşeni hakkıyla yerine getirmek hepimizin en önemli görevidir. Sendikacılığı iyilikleri artırmanın ve kötülükleri engellemenin izdüşümü olarak yapmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin demokratik, aydınlık, şeffaf ve insan merkezli bir sisteme kavuşması doğrultusunda en gür sesi çıkaran, en sivil duruşu sergileyen bir teşkilat olarak, söylemimizle eylemimizin birliğini ve diğer sendikal teşkilatlardan farkımızı her fırsatta ortaya koyuyoruz.

ÇERÇEVESİ DEVLET TARAFINDAN ÇİZİLEN SENDİKACILIĞA DA KARŞIYIZ
Sendikacılık yapmaya başladıklarında  ‘niçin’ sorusuna cevap aradıklarını ve sonunda cevabı bulduklarını kaydeden Sofuoğlu, “Vesayeti deşifre etmek için sendikacılık yapacağız, dedik. Peki, ‘bu nasıl olacak’ sorusuna ise; ‘çerçevesi devlete karşı çizilen sendikacılığa da çerçevesi devlet tarafından çizilen sendikacılığa da karşıyız’ cevabını verdik. Demokrasinin sürekli sekteye uğradığı dönemlerde, vatandaşı göbeğini kaşıyan adam olarak görenler, devlet yönetiminde vatandaşa da sus payı kadar yer vermişlerdir. Milletin değerlerini temsil edenlere küçük bir pay verdiler, egemenliği ise ellerinde bulundurdukları anahtarla kendilerine aldılar. TBMM ilk açıldığında, 1924 Anayasası’nda Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir yazıyor ve egemenliğin TBMM eliyle yürütüleceğini yazıyordu. Ancak günümüzde bu söz, TBMM’nin duvarında bir aksesuardan öte bir anlam taşımamaktadır. 1960 darbesini görmeden, 1970, 1980, 1997, 2007’yi dikkate almadan, devlette yuvalanan kirli bürokratik, oligarşik yapılardan kurtulmadan bu ülkenin demokratikleşmesini beklemek mümkün değildir. Öyleyse her 10 yılda bir milletin iradesini tokatlayarak, haddini bildirerek, ülkenin geleceğini ve mevcudunu karartanların bu kirli alışkanlıklarına son vermek için ciddi bir anayasa değişikliğine ihtiyacımız olduğunu sürekli ve yüksek sesle dillendirdik.” dedi.

EGEMENLİK MİLLETİN DİYENLER 10 YILDA BİR DARBE YAPTI
Türkiye’de egemenlik milletin diyenlerin her on yılda bir darbe yaptığını vurgulayan Sofuoğlu, “Biz, ‘bürokratik oligarşinin yeri çöp sepetidir’ dedik. Referandumun tarihi bir fırsat olduğunu biliyorduk. Memur Sen, ülkenin geleceği için, referandumda ‘yetmez ama evet’ dedi. Çünkü biz değerler sendikacılığı yaptık. Milletin yanında yer aldık. Milletimizin değerlerine sahip çıktık. Mert ve namert böylece belli oldu. Evet demek zorundaydık. Ter akıttık, bedel ödemeye de hazırdık. Bu adanmışlığın davranışıydı. Daha demokratik bir anayasa için de, cumhuriyet tarihinin en büyük anayasa çalışma raporuyla üzerimize düşeni yaptık. . Bu çalışma, Cumhuriyet tarihinde ilk kez halkın taleplerine dayanan bir anayasa çalışması olmuştur. 367 dayatması, hangi evrensel hukukun gereği olarak yargıda kabul görmüştür? Soruyorum, 411 milletvekilinin ‘başörtülü kızlar üniversitede okusun’ diye kaldırdığı eli, kendilerini atayan iradeye minnet borcunu ödemek için 7 yargıcın engellemesi dünyanın hangi hukuk devletinde hoş karşılanacak bir tablodur. Alınan bu karar, başörtüsünü yasaklama kararı değildir. TBMM’nin yetkisini gasptır. Hiçbir mahkeme ve kurumun, başörtüsü gibi, doğal insan haklarını belirleme hak ve yetkisi yoktur. Yapılan, TBMM’ye meydan okumaktır ve TBMM’yi devre dışı bırakmaktır. Yetkinin tanımsızlığından gelişen keyfiyet, milletin aleyhine kullanılmıştır. 28 Şubat döneminde, İmam-Hatip liselerini yok etmek için bütün meslek liselerinin önünü kesen katsayı uygulaması başlatılmıştır. O tarihte yasağa müdahalenin kendi işleri olmadığını açıklayan Danıştay’ın, bu engel kaldırılınca, yetkiyi kendisinde görmesi ise, apaçık bir çifte standarttır.” dedi.

BUGÜN TÜRKIYE'DE EN UCUBE OLAN ŞEY, DARBE ANAYASASIDIR
Cumhuriyeti koruma ve kollama görevinin mevcut anayasa ile askere verildiğini söyleyen Sofuoğlu, “Dünyanın hiçbir ülkesinde, askere böyle bir görev ve yetki verilmez. Cumhuriyet, cumhurdan korunmaz. Askerin işi, cumhuriyeti korumak, ezanın hangi dilden okunacağına karar vermek değildir; hele ki milletin parasıyla Balyoz planları hazırlamak hiç değildir.12 Eylül’de kabul edilen Anayasa Değişiklik Paketi’yle demokratik cumhuriyete bir adım yaklaşılmıştır. Ülkenin adı demokratik devlet olacaksa, her kurum kendi işini yapmalıdır. Kavramlar, yerli yerine oturmalıdır. Laiklik; inananın inandığı gibi yaşamasını sağlamalıdır. Ülkemizde laiklik şimdiye kadar, hep dindarların dövülmesi için sopa olarak kullanılmıştır. Türkiye'nin normalleşmesini, demokratikleşmesini ısrarla savunuyoruz. Bugün Türkiye'de en ucube olan şey, darbe anayasasıdır. Millet ve devlet arasında duvarlar ören değil, köprüler kuran bir Anayasa yapmanın tam zamanı iken neden bir türlü anaysa çalışmaları beklenen şekilde sürmemektedir Yeni anayasada darbecilerin değil, milletin ruhu olmalıdır. Eğitim-Bir-Sen olarak, gelecek tasavvurumuzda özgür birey, sivil anayasa ve sivil toplumun olduğunu belirtmemiz gerekir. Ülkenin gerçek sorunları hala çözülememiştir. Başörtüsü yasağı devam ediyor. Kamusal alan’ yalanı insanların temel tercihlerini yok saymaktadır. Kişilerin inançlarını ve temel özgürlüklerini hedef alan kılık kıyafet dayatmalarından vazgeçilerek, Meclis dâhil, çalışma hayatı ve eğitim ortamlarında başörtüsünün önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Çevik Bir’in talimatıyla getirilen kesintisiz dayatması devam ediyor. Eğitim sisteminde vesayet hala deşifre edilmiş değildir. Din eğitimi, mesleki eğitim ile çıraklık eğitiminin önündeki engellere de dikkat çekmek istiyorum. Eğitim kurumlarında şekilsel yaklaşımlardan vazgeçilmeli; takım elbise, kravat, üniforma gibi eğitimde tek tipçi uygulamalara son verilmelidir. Başta eğitim kurumları olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların ve öğrencilerin ibadet ihtiyacını karşılayacak yer tahsisi yapılmalıdır. Yeni anayasanın; kısa, öz, anlaşılır bir şekilde, süreci ve yöntemi millete dayandırılarak yapılması önemlidir. Anayasanın, sadece hukukçuların görüşlerini değil, toplumun her kesiminin hassasiyetlerini içine alacak şekilde yapılması gerekir.  Yeni anayasa, özgürlük alanlarını açıp, demokratik bir iklim oluşturarak, evrensel hukukun garantisi altında olan haklara kimsenin dokunmamasını sağlaması gerekir.” diye konuştu.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.