ÇELİK;" MEHMET AKİF'İN OĞLU ÇÖPLÜKTE ÖLDÜ"

Manisa E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü'nde 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin 98. Yıl dönümü ve İstiklal Marşının TBMM'de kabul edilişinin 92. yıl dönümü nedeniyle düzenlenen konferansta konuşan Cumhuriyet Başsavcısı Enis Yavuz Yıldırım, "O gün bu ülke için Çanakkale'de hayatını verenlerin hiçbiri etnik kökenleri sorgulamadılar" dedi.

ÇELİK;

ÇELİK;" MEHMET AKİF'İN OĞLU ÇÖPLÜKTE ÖLDÜ"

Manisa E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’nde 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 98. Yıl dönümü ve İstiklal Marşının TBMM’de kabul edilişinin 92. yıl dönümü nedeniyle düzenlenen konferansta konuşan Cumhuriyet Başsavcısı Enis Yavuz Yıldırım, “O gün bu ülke için Çanakkale’de hayatını verenlerin hiçbiri etnik kökenleri sorgulamadılar” dedi. Konferansın konuşmacısı Prof. Dr. Mehmet Çelik ise, Çanakkale’nin kutlama yerine anılması gerektiğini söyledi.

Manisa E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’nde 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 98. Yıl dönümü ve İstiklal Marşının TBMM’de kabul edilişinin 92. yıl dönümü nedeniyle konferans düzenlendi. Cezaevi Konferans salonunda düzenlenen etkinliğe Manisa Cumhuriyet Başsavcısı Enis Yavuz Yıldırım, Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Mehtap Caynak, Türkiye’nin önde gelen tarihçilerinden Celal Bayar Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Çelik, Cezaevi Savcısı Münire Koyuncu, Ceza evi Müdürü Kâtip Özen ve hükümlüler katıldı.

“İstiklal Marşı yazmak tarih yazmakla değil yapmakla olur”
Konferans öncesi kısa bir açıklamada bulunan Manisa Cumhuriyet Başsavcısı Enis Yavuz Yıldırım, “Çanakkale zaferini anmak için bir araya toplandık. Ama bugün 12 Mart istiklal marşımızın kabulünün de 92. yılı. Çanakkale Zaferi’nin yaşandığı bu haftada bugünü de anmanın heyecanını yaşıyoruz. Birbirine o kadar yakışan üç kavram var ki mart ayında, Çanakkale zaferi, Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı. Bütün ülkelerin bütün milletlerin bir ulusal marşı vardır. Ama sadece bizim milletimizin İstiklal Marşı vardır. Çünkü istiklal marşını ortaya koymak tarih yazmakla olmaz. Tarih yapmakla olur. Çanakkale zaferinden 6 yıl sonra yazılmış olan bu destana baktığınız zaman buram buram, Çanakkale’den alıntılar olduğunu görüyoruz. Mehmet Akif Ersoy Anadolu’nun her karışını düşünen Çanakkale’yi de düşünüyordu. 250 bin şehit verdiğimiz ve bir nesli kaybettiğimiz bir zaferden bahsediyoruz. o gün orada toprağa düşen genç bedenlere ne kadar layık olduğumuzu ve o genç bedenlerin ne kadar izinden gidebileceğimizin muhasebesini yapacağımıza eminiz. Eğer bizler o genç bedenlere layık bir nesil olabilirsek, eminim ki o gün orda dökülen kanlar boşa gitmeyecektir. Ve bu millet bir daha istiklal marşı yazmak zorunda kalmayacaktır” dedi.

Yapılan konuşmaların ardından CBÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Çelik, Çanakkale ve Mehmet Akif Ersoy’u anlattı. Mart ayının Türkiye tarihi açısından önemli bir ay olduğunu dile getiren Prof. Dr. Çelik, “Mart ayı denince akla Çanakkale, Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı akla gelir” dedi. Sadece ağaçların, insanların kaderinin olmadığını belirten Çelik, “Tıpkı bunlar gibi milletlerin de kaderleri var. Bizler 3 bin yıllık tarihi olan bir milletiz” dedi.

“Çanakkale 25-30 yıl öncesine kadar bilinmiyordu”
Çanakkale’nin 1980’lere kadar bilinmediğini belirten Çelik, “Çanakkale’nin 25-30 yıl öncesine kadar esamesi okunmuyordu bu ülkede. Ortada Çanakkale diye bir şey yoktu. Sadece Mart aylarında Çanakkale’de küçük bir tören düzenlenir. İlin protokolü katılır ve tüfek atışları ile tören son bulurdu. Ders kitaplarında bile 8-9 saat denizde, 256 günde karada devam eden dünyada bir benzeri daha olmayan Çanakkale Savaşları bir sayfa olarak anlatılıyordu. Oysa çocuklarımıza oradaki o milli şuuru aşılamamız gerekiyor. Çanakkale anıtının temeli 1930’da atıldı ama bir türlü yapılamadı. Ta ki dönemin Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni’nin orayı gezmesine kadar. Yani 31 yıl sonra o genel yayın yönetmeni hala buranın yapılmadığını görünce gazetesine döner ve 25 kuruş kampanyası başlatır ve nihayet 31 yıl sonra o anıt tamamlanır” dedi. 

“Tarih milletin hafızasıdır”
Tarihin bir milletin hafızası olduğunu belirten Çelik, “Unutulmamalıdır ki milletlerin hafızası tarihleridir. Tarihlerini bilmeyen milletlerin hafızası da olmaz. Hafızasız insan gideceği limanı bilmeyen gemi gibidir. Yakın zamana kadar yalpalamamız, önümüzü göremememizin nedeni hafızamızı kaybetmiş olmamızdan kaynaklanıyordu. Çanakkale çok farklı bir savaştır. Aynı siperde torun, baba ve dedenin yan yana savaştığı, üç neslin birlikte savaştığı tek savaştır. Çanakkale değirmenine insan yetişmiyordu. O gün herkes o cepheye koştu. Öyle ki spor kulüpleri ve liselere kadar kimse kalmadı. 1914-15 eğitim-öğretim yılında liseler mezun vermedi. Sadece onlar değil cezaevlerindeki kader mahkumları dahi bu değirmene gitti. Dağdaki eşkıya denilen efeler bile, “Bugün namus günüdür” deyip dağdan indiler. Ülkeye olan borçlarını bu şekilde ödediler. O gün bu milletin geleceği yok edildi. İstikbali karartıldı. Ama o yiğit Anadolu yattığı yerden kalktı ve bugünlere geldik. Çanakkale bugün zafer olarak kutlanıyor ama zafer olarak kutlanmamalı. Çanakkale tarihin görmüş olduğu eşsiz bir savaştır ve 253 bin insanın şehadete erdiği yerdir. O yüzden zaferden ziyade anılmalıdır” dedi. 

“İstiklal şairinin oğlu çöplükte donarak öldü”
Mehmet Akif Ersoy yazdığı İstiklal Marşı’nın kabulünün yıl dönümü olması dolayısıyla ilgili de konuşan Çelik, “Bu tarihteki benzersiz Çanakkale savaşının destanını da yazan yine Mehmet Akif Ersoy oldu. Herkes yazdı ama kimse onun gibi yazamadı. Hiç görmediği bir savaşı Mehmet Akif, Necef Çöl’ünde bir gece yarısı namaz kılarken secdede 20 dakika ağladıktan sonra namazını bitirip yazdı. Vatan şairi Mehmet Akif Ersoy, memleket hasreti ile yanıp tutuştu yıllarca. Mısır’da yaşadı. Mehmet Akif Çanakkale Boğazı’ndan ülkesine girerken ülkesine girmesine müsaade etmediler. Ama Atatürk bunu duyunca O’na sahip çıktı. Ölümcül hastalığa yakalanınca, ölmek üzereyken lütfen ve kerhen ülkesine girmesine müsaade ettiler. Can çekişti bu ülkede sırf ruhunu ülkesinde teslim edebilmek adına, İstanbul İstiklal Caddesi’ndeki Mısır Apartmanı’nın üçüncü katında ruhunu teslim etti. Beyazıt Camii bahçesindeki teneşirde tabut içinde başında iki zabıtanın beklediği İstiklal Şairi Mehmet Akif’i üniversiteden çıkan 3 öğrenci tesadüfen fark eder. Aralarında ihtilafa düşerler biri tabutun Mehmet Akif’in tabutu olduğunu söylerken diğer iki arkadaşı ‘Olur mu hiç bu tabutun başında kimse yok. Mehmet Akif olsa başında binlerce insan olur, devlet töreni düzenlenir’ diye tartışırlar. Gider bakarlar ki tabutun içinde yatan Mehmet Akif Ersoy’dur. Ülkesinden kovulan Mehmet Akif’in cenazesi için bu 3 öğrenci seferber olur ve birkaç saat içinde yüzbinlerce insanı orada toplarlar. Örtüsü dahi olmayan tabuta millet yüreğini örttü. Mehmet Akif’in cenazesi parmaklar üzerinde Edirnekapı Mezarlığı’na kadar götürülür ve öylece defnedilir. Akif’in mezarı o günkü üniversite öğrencileri öğlen yemek paralarını ve sigaralarından artırdıkları paraları toparlayarak 2 yılda mermer yaptırıldı” dedi.

 “Akif’in oğlu çöplükte öldü”
Ersoy’un oğluna da sahip çıkılmamasından yakınan Çelik, “Ne yazık ki Mehmet Akif Ersoy’un oğluna da sahip çıkılmadı. Emin Ersoy, kir pas içinde bir gün Çetin Altan’ın kapısına gider ve 10 lira ister. Akif’in oğlu olduğunu söyleyince Altan yerinden fırlar ve cüzdanını verir ama o almaz. Babası gibi mütevaziydi. Bir gün sonra gazeteleri okuyan Altan, çöplükte bir ceset bulunduğu haberini okur. Fotoğrafı görünce Beşiktaş çöplüğünde ölenin Akif’in oğlu olduğunu görür. Bu ülkenin değerlerine hep birlikte sahip çıkmalıyız” dedi.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.